Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
O koltuktan kalktığım an, ağzımda o devasa pamuk kütlesiyle sokağa adım attığımda gökyüzü her zamankinden daha gri görünmüştü gözüme. Sızım sızım sızlayan bir çene, tükürsen tüküremediğin, yutkunmaya korktuğun o malum metalik tat... Diş hekiminin "Yarım saat sıkıca ısır" dediği o gazlı bezi, sanki hayatımın en önemli görevini icra ediyormuşum gibi dişlerimin arasına gömmüştüm ama kan durmuyordu işte. İnsan o an panikliyor abi ya, vallahi billahi sanki içimdeki bütün yaşam pınarı o küçük boşluktan akıp gidecekmiş gibi bir his. Eğer sizin de şu an ağzınızda benzer bir tampon varsa ve aynanın karşısında endişeyle kendinize bakıyorsanız, hemen söyleyeyim: O gazlı bezi sürekli değiştirip durmayı bir kenara bırakın, bırakın ki kan pıhtılaşacak bir zemin bulabilsin kendine.
Sıcak bir çay demleyip keyif yapma fikrini bugünlük unutun, hatta önünüzdeki birkaç gün boyunca buharı tüten her şeye veda edin derim. Geçen yıl sol alt yirmilik dişim çekildiğinde, eve gelir gelmez "Aman içim ısınsın" diye çorbaya kaşık sallama gafletinde bulunmuştum da... Sonrası tam bir felaket, pıhtı falan kalmadı tabii, yara yeri sil baştan kanamaya başladı. Sıcaklık damarları genişletiyor, kanı adeta davet ediyor o bölgeye; bu yüzden soğuk kompres, yanağa konulan buz torbaları hayat kurtarır. Bir havluya sarıp yanağınıza dışarıdan uygulayacağınız o soğukluk, oradaki sızıntıyı bıçak gibi kesecek, damarları büzüp rahatlatacaktır sizi.
Tükürmek, o anki refleksle ağızda biriken her şeyi dışarı fırlatma isteği var ya, işte o bu sürecin en büyük düşmanı galiba. Ağzınızın içinde oluşan o hafif vakum, o emme kuvveti, vücudun binbir emekle oraya ördüğü o koruyucu pıhtı duvarını paldır küldür yıkıp geçiyor. Dilinizle o boşluğu kurcalamak, "Acaba kapandı mı, kanama azaldı mı?" diye sürekli orayı yoklamak da cabası... Yapmayın, o dili rahat bırakın, bırakın ki oradaki yara kendi kabuğunu sessizce örsün. Tükürmek yerine ağzınızda biriken suları yavaşça yutkunmak çok daha akıllıca, inan olsun o kanı yutmanın size hiçbir zararı yok.
Yastıkları üst üste yığıp yatakta adeta oturur pozisyona geçtiğim o ilk geceyi dün gibi hatırlıyorum. Başınızı kalbinizden daha yüksekte tutmadığınız sürece, o bölgeye giden kan basıncını azaltmanız neredeyse imkansız. Dümdüz uzandığınız an, zonklama başlar, sızıntı hızlanır ve sabaha karşı kanlı bir yastıkla uyanıverirsiniz. Koltuğun köşesine gömülüp, arkanıza iki üç tane sağlam kırlent desteği atarak dinlenmek, kanamayı durdurmanın en zahmetsiz, en doğal yoludur aslında. Baş yukarda olacak, kafa dik duracak ki sızıntı kendi kendine pes etsin.
Büyükannemin o eski, siyah çay poşetini hafifçe ıslatıp dişimin üzerine koyduğu gün, bu işin kocakarı ilacı falan olmadığını anlamıştım. Çayın içindeki o tanik asit denilen mucizevi madde, resmen doğal bir kanama durdurucu gibi çalışıyor, oradaki damarları büzüştürüveriyor birden. Eğer eczaneden aldığınız gazlı bezler bittiyse ve sızıntı bir türlü dinmiyorsa, mutfaktan normal bir demlik poşet çayı alın, ılık suyla hafifçe nemlendirip o boşluğa yerleştirin ve yarım saat boyunca hiç kıpırdatmadan ısırın. Şaka gibi geliyor kulağa ama vallahi işe yarıyor, o metalik tat yerini hafif bir çay kokusuna bırakırken kanamanın da sustuğunu göreceksiniz.
Eğer her şeye rağmen, saatler geçmesine rağmen o sızıntı azalmıyor, aksine ağzınızın içi sürekli taze kırmızı kanla doluyorsa... İşte o zaman işler değişir, her şeyi bir kenara bırakıp hekiminizi aramanın vakti gelmiş demektir. Kulaktan dolma bilgilerle, sağdan soldan duyma ilaçlarla ağzı çalkalamaya kalkışmak, yaraya alkol basmak falan işi sadece daha da çıkmaza sokar. Sakin kalıp, başı yüksekte tutarak profesyonel bir yardım istemek, o koltuktan korkarak kalkan herkesin en doğal hakkı sonuçta.
Sıcak bir çay demleyip keyif yapma fikrini bugünlük unutun, hatta önünüzdeki birkaç gün boyunca buharı tüten her şeye veda edin derim. Geçen yıl sol alt yirmilik dişim çekildiğinde, eve gelir gelmez "Aman içim ısınsın" diye çorbaya kaşık sallama gafletinde bulunmuştum da... Sonrası tam bir felaket, pıhtı falan kalmadı tabii, yara yeri sil baştan kanamaya başladı. Sıcaklık damarları genişletiyor, kanı adeta davet ediyor o bölgeye; bu yüzden soğuk kompres, yanağa konulan buz torbaları hayat kurtarır. Bir havluya sarıp yanağınıza dışarıdan uygulayacağınız o soğukluk, oradaki sızıntıyı bıçak gibi kesecek, damarları büzüp rahatlatacaktır sizi.
Tükürmek, o anki refleksle ağızda biriken her şeyi dışarı fırlatma isteği var ya, işte o bu sürecin en büyük düşmanı galiba. Ağzınızın içinde oluşan o hafif vakum, o emme kuvveti, vücudun binbir emekle oraya ördüğü o koruyucu pıhtı duvarını paldır küldür yıkıp geçiyor. Dilinizle o boşluğu kurcalamak, "Acaba kapandı mı, kanama azaldı mı?" diye sürekli orayı yoklamak da cabası... Yapmayın, o dili rahat bırakın, bırakın ki oradaki yara kendi kabuğunu sessizce örsün. Tükürmek yerine ağzınızda biriken suları yavaşça yutkunmak çok daha akıllıca, inan olsun o kanı yutmanın size hiçbir zararı yok.
Yastıkları üst üste yığıp yatakta adeta oturur pozisyona geçtiğim o ilk geceyi dün gibi hatırlıyorum. Başınızı kalbinizden daha yüksekte tutmadığınız sürece, o bölgeye giden kan basıncını azaltmanız neredeyse imkansız. Dümdüz uzandığınız an, zonklama başlar, sızıntı hızlanır ve sabaha karşı kanlı bir yastıkla uyanıverirsiniz. Koltuğun köşesine gömülüp, arkanıza iki üç tane sağlam kırlent desteği atarak dinlenmek, kanamayı durdurmanın en zahmetsiz, en doğal yoludur aslında. Baş yukarda olacak, kafa dik duracak ki sızıntı kendi kendine pes etsin.
Büyükannemin o eski, siyah çay poşetini hafifçe ıslatıp dişimin üzerine koyduğu gün, bu işin kocakarı ilacı falan olmadığını anlamıştım. Çayın içindeki o tanik asit denilen mucizevi madde, resmen doğal bir kanama durdurucu gibi çalışıyor, oradaki damarları büzüştürüveriyor birden. Eğer eczaneden aldığınız gazlı bezler bittiyse ve sızıntı bir türlü dinmiyorsa, mutfaktan normal bir demlik poşet çayı alın, ılık suyla hafifçe nemlendirip o boşluğa yerleştirin ve yarım saat boyunca hiç kıpırdatmadan ısırın. Şaka gibi geliyor kulağa ama vallahi işe yarıyor, o metalik tat yerini hafif bir çay kokusuna bırakırken kanamanın da sustuğunu göreceksiniz.
Eğer her şeye rağmen, saatler geçmesine rağmen o sızıntı azalmıyor, aksine ağzınızın içi sürekli taze kırmızı kanla doluyorsa... İşte o zaman işler değişir, her şeyi bir kenara bırakıp hekiminizi aramanın vakti gelmiş demektir. Kulaktan dolma bilgilerle, sağdan soldan duyma ilaçlarla ağzı çalkalamaya kalkışmak, yaraya alkol basmak falan işi sadece daha da çıkmaza sokar. Sakin kalıp, başı yüksekte tutarak profesyonel bir yardım istemek, o koltuktan korkarak kalkan herkesin en doğal hakkı sonuçta.