Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
O koltuğa oturmanın yarattığı o tarif edilmez hissi hepimiz biliriz; hani o aletlerin sesi kulağınıza gelmeye başladığı an geri dönmek istersiniz ya... İşte tam da bu yüzden, ağzımızdaki o sızıyı görmezden gelmek için kırk takla atarız, "geçer" deriz, "bir ağrı kesici daha atayım" diye erteleriz de erteleriz. Vallahi billahi bazen öyle bir an gelir ki, artık o dişle vedalaşmaktan başka çare kalmamıştır. Hekiminizin yüzündeki o ciddi ifadeyi gördüğünüzde anlarsınız zaten durumu; kurtarma operasyonları bitmiş, yolun sonu görünmüştür. Kökün etrafındaki o amansız iltihap kemiği kemirmeye başladıysa eğer, daha fazla direnmenin alemi yok, o pimi çekilmiş bomba orada durmamalı.
Bırakın o sızlasın, nasılsa alışırım diye düşünmek büyük hata.
Çürük dediğin şey öyle sinsi bir düşman ki, siz temizlediğinizi sanırsınız ama o dipten dibe, sinsice kök kanallarına kadar çoktan inmiştir bile. Bazen dolgular, kanal tedavileri, kaplamalar falan fistan derken dişin yapısı o kadar zayıflar ki, artık çiğneme yükünü kaldıracak gücü kalmaz, ortadan ikiye çatlayıverir. Ne yapacağız peki bu durumda? Yani kökü çatlamış, kırılmış bir dişi ağızda tutmak, canlı bomba taşımaktan farksız herhalde... Hekim de bakar, röntgeni inceler ve "Yol yakınken bunu alalım" der.
Peki ya o meşhur yirmilikler?
Kiminin hiç ruhu duymaz, tık diye çıkar; kiminde ise tam bir baş belasına dönüşür bu sonradan gelen misafirler. Yer darlığından dolayı yanındaki sapasağlam dişi sıkıştıran, iten, onun da çürümesine sebep olan o gömülü dişleri içeride tutmanın kime ne faydası var abi ya? Çıkamıyor işte, zorlamanın mantığı var mı? Çene yapısını bozmasın, durduk yere enfeksiyon yuvası olmasın diye o operasyon masasına yatmak en doğrusudur bazen.
Erteledikçe faturanın büyümesi de cabası.
Bazen de ortodontik tedavi görecektir çocuk ya da yetişkin fark etmez, dişler o kadar üst üste binmiştir ki ağızda milimetrik yer bile yoktur. Haliyle o muazzam dizilimi yakalayabilmek için, tel takılmadan önce bazı sağlam dişlerin bile feda edilmesi gerekebilir. Estetik bir gülüş, bazen birkaç eksilmeyi zorunlu kılar yani.
Diş eti çekilir, sallanmaya başlar o koca diş...
Dokunursun oynar, yemek yersin sızlar, aynaya bakarsın boyu uzamış gibi görünür; çünkü altındaki o koskoca destek kemiği eriyip gitmiştir çoktan. Periodontal hastalık dedikleri o illet, dişin etrafındaki bütün kaleleri yıktıysa, o diş artık ağızda sadece bir yabancı maddedir. Sallanan dişi orada tutmaya çalışmak, temeli çökmüş binada oturmaya benzer.
Çektirip kurtulmak, bazen en büyük şifadır aslında.
Bırakın o sızlasın, nasılsa alışırım diye düşünmek büyük hata.
Çürük dediğin şey öyle sinsi bir düşman ki, siz temizlediğinizi sanırsınız ama o dipten dibe, sinsice kök kanallarına kadar çoktan inmiştir bile. Bazen dolgular, kanal tedavileri, kaplamalar falan fistan derken dişin yapısı o kadar zayıflar ki, artık çiğneme yükünü kaldıracak gücü kalmaz, ortadan ikiye çatlayıverir. Ne yapacağız peki bu durumda? Yani kökü çatlamış, kırılmış bir dişi ağızda tutmak, canlı bomba taşımaktan farksız herhalde... Hekim de bakar, röntgeni inceler ve "Yol yakınken bunu alalım" der.
Peki ya o meşhur yirmilikler?
Kiminin hiç ruhu duymaz, tık diye çıkar; kiminde ise tam bir baş belasına dönüşür bu sonradan gelen misafirler. Yer darlığından dolayı yanındaki sapasağlam dişi sıkıştıran, iten, onun da çürümesine sebep olan o gömülü dişleri içeride tutmanın kime ne faydası var abi ya? Çıkamıyor işte, zorlamanın mantığı var mı? Çene yapısını bozmasın, durduk yere enfeksiyon yuvası olmasın diye o operasyon masasına yatmak en doğrusudur bazen.
Erteledikçe faturanın büyümesi de cabası.
Bazen de ortodontik tedavi görecektir çocuk ya da yetişkin fark etmez, dişler o kadar üst üste binmiştir ki ağızda milimetrik yer bile yoktur. Haliyle o muazzam dizilimi yakalayabilmek için, tel takılmadan önce bazı sağlam dişlerin bile feda edilmesi gerekebilir. Estetik bir gülüş, bazen birkaç eksilmeyi zorunlu kılar yani.
Diş eti çekilir, sallanmaya başlar o koca diş...
Dokunursun oynar, yemek yersin sızlar, aynaya bakarsın boyu uzamış gibi görünür; çünkü altındaki o koskoca destek kemiği eriyip gitmiştir çoktan. Periodontal hastalık dedikleri o illet, dişin etrafındaki bütün kaleleri yıktıysa, o diş artık ağızda sadece bir yabancı maddedir. Sallanan dişi orada tutmaya çalışmak, temeli çökmüş binada oturmaya benzer.
Çektirip kurtulmak, bazen en büyük şifadır aslında.