Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Aynanın karşısına geçip o ilk fırça darbesini vurduğumuz an başlıyor aslında her şey. Bembeyaz, kusursuz, tıpkı televizyondaki o ünlüler gibi parıl parıl parlayan dişlerin hayali... İnsan ister istemez büyüleniyor bu fikre, kim istemez ki şöyle özgüvenle gülümsemeyi? Ama o kimyasallar, o yüksek fiyakalı jeller dişin en dışındaki o koruyucu kaleye, yani mineye hunharca saldırırken içeride nelerin koptuğunu pek düşünmüyoruz abi ya.
Diş hekimlerinin koltuğuna yayılan o keskin ilaç kokusu bile aslında gizli bir uyarının habercisi gibi. Beyazlatma seansından sonra eve dönüp de buz gibi bir su içmeye kalktığınızda damaklarınızdan beyninize doğru saplanan o ince sızı... Vallahi billahi insanı hayattan soğutur, öyle bir hassasiyet ki bu, "Keşke sarı kalsaydı da şu acıyı çekmeseydim" dedirtiyor adama.
Zarar veriyor mu sorusunun cevabı aslında tamamen o minicik gözeneklerin nasıl hırpalandığında gizli. Çamaşır suyunu renkli bir kumaşa dökerseniz ne olur, rengi açılır ama kumaşın iplikleri de erir gider yavaş yavaş. İşte diş beyazlatma işlemlerinde kullanılan o agresif peroksitler de dişin yapısını benzer bir şekilde zorluyor, inceltiyor, savunmasız bırakıyor...
Piyasada satılan, internette fenomenlerin öve öve bitiremediği o uydurık beyazlatma tozlarına, kömür kürlerine ne demeli peki? Dişi beyazlatacağım diye zımpara kağıdı gibi sürtüyorlar o maddeleri minenin üstüne, resmen kendi elimizle altındaki sarı tabakayı ortaya çıkarıyoruz. Hekim kontrolü olmadan evde kafaya göre yapılan her deneme, gelecekteki implantların, dolguların erken birer davetiyesi olmaktan öteye geçemiyor maalesef.
Aslında her şey dozunda ve uzman ellerde yapıldığında o kadar da korkunç bir tablo çıkmıyor ortaya. Eğer diş etleriniz sağlamsa, mine tabakanız doğuştan kalın ve güçlüyse, senede bir kez yapılacak kontrollü bir beyazlatmanın yaratacağı hasar yok denecek kadar azdır. Ama siz yine de her aynaya baktığınızda o yapay, bembeyaz porselen görüntünün peşinden koşarken elinizdekinden de olmayın derim.
Diş hekimlerinin koltuğuna yayılan o keskin ilaç kokusu bile aslında gizli bir uyarının habercisi gibi. Beyazlatma seansından sonra eve dönüp de buz gibi bir su içmeye kalktığınızda damaklarınızdan beyninize doğru saplanan o ince sızı... Vallahi billahi insanı hayattan soğutur, öyle bir hassasiyet ki bu, "Keşke sarı kalsaydı da şu acıyı çekmeseydim" dedirtiyor adama.
Zarar veriyor mu sorusunun cevabı aslında tamamen o minicik gözeneklerin nasıl hırpalandığında gizli. Çamaşır suyunu renkli bir kumaşa dökerseniz ne olur, rengi açılır ama kumaşın iplikleri de erir gider yavaş yavaş. İşte diş beyazlatma işlemlerinde kullanılan o agresif peroksitler de dişin yapısını benzer bir şekilde zorluyor, inceltiyor, savunmasız bırakıyor...
Piyasada satılan, internette fenomenlerin öve öve bitiremediği o uydurık beyazlatma tozlarına, kömür kürlerine ne demeli peki? Dişi beyazlatacağım diye zımpara kağıdı gibi sürtüyorlar o maddeleri minenin üstüne, resmen kendi elimizle altındaki sarı tabakayı ortaya çıkarıyoruz. Hekim kontrolü olmadan evde kafaya göre yapılan her deneme, gelecekteki implantların, dolguların erken birer davetiyesi olmaktan öteye geçemiyor maalesef.
Aslında her şey dozunda ve uzman ellerde yapıldığında o kadar da korkunç bir tablo çıkmıyor ortaya. Eğer diş etleriniz sağlamsa, mine tabakanız doğuştan kalın ve güçlüyse, senede bir kez yapılacak kontrollü bir beyazlatmanın yaratacağı hasar yok denecek kadar azdır. Ama siz yine de her aynaya baktığınızda o yapay, bembeyaz porselen görüntünün peşinden koşarken elinizdekinden de olmayın derim.