Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Depresyon, insanın ruhuna çöken kapkara bir sis bulutudur ve o sisin içinde yön bulmak tek başına neredeyse imkansızdır. İster genetik deyin ister hayatın getirdiği ağır yükler, bu durum bir kez kapıyı çaldı mı öyle "hadi kalk bir kahve iç, gez toz, geçer" demekle maalesef geçmiyor. Vallahi geçmiyor abi, keşke bu kadar basit olsaydı... Beynin kimyası bir kere altüst oldu mu, o eski neşeli günleri hatırlamak bile başlı başına bir işkenceye dönüşebiliyor. İşte tam bu noktada, modern tıbbın ve psikolojinin sunduğu o can simitlerine doğru düzgün sarılmak gerekiyor. Kendinizi o dipsiz kuyunun dibinde çaresiz hissettiğiniz an, aslında tedavi sürecinin ilk ve en cesur adımını atma zamanınız gelmiştir.
Psikoterapi dediğimiz o derin dertleşme seansları, ruhun kırılan dökülen yerlerini onarmak için elimizdeki en güçlü harçtır. Karşınızda sizi hiç yargılamadan, sadece anlamak için dinleyen uzman birinin olması lüksünü bir düşünün; hani bazen en yakın arkadaşınıza bile anlatamadıklarınız olur ya... Özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi denilen o yöntem, insanın kendi zihninde kurduğu o olumsuz, o karanlık senaryoları birer birer çürütüyor. Düşünce biçiminizi değiştirdiğinizde, hissettiklerinizin de kendiliğinden nasıl değiştiğine hayret edeceksiniz. İlaçsız, sadece konuşarak ve fark ederek iyileşmek mümkün mü sorusunun cevabı, işte o terapi odalarında gizli.
Antidepresanlar öcü değildir, aksine bazen o karanlık tünelden çıkabilmeniz için elinize tutuşturulan küçücük bir fenerdir. Toplumda öyle bir algı var ki, sanki bu ilaçları içen herkes robot gibi geziyor ya da tamamen uyuşuyor, billahi alakası yok. Doktor kontrolünde, doğru dozda kullanılan bir ilaç, beyindeki o eksilen serotonin maddesini yerine koyarak sizin yeniden nefes almanızı sağlar. Tabii ki sihirli bir değnek değil bu kimyasallar; bir gecede her şeyi güllük gülistanlık yapmazlar. Ama en azından, sabahları yataktan kalkacak o gücü kendinizde bulmanıza yardım ederler ki bu da az şey değil...
Hayat tarzınızda yapacağınız radikal olmayan, minik ve istikrarlı değişiklikler, depresyon barajına vurulan en büyük darbelerden biridir. Her gün sadece yirmi dakika açık havada yürümek, o beynin içine sıkışıp kalan durağan enerjiyi dağıtmaya yeter de artar bile. Beslenme düzenine dikkat etmek, uykuyu düzene sokmaya çalışmak... Kulağa çok klişe geliyor değil mi? Ama inanın, bedeninizle ruhunuz o kadar kopmaz bağlarla bağlı ki birbirine, birine iyi baktığınızda diğeri de ister istemez canlanıyor. Kendinize küçük hedefler koyun, bugün sadece mutfağı toplamak bile büyük bir zaferdir, bunu asla unutmayın.
Yalnızlık, bu hastalığın en sevdiği, en çok beslendiği o sinsi kuytu köşedir. Canınız hiç istemese de, içinizden sadece yorganı kafanıza çekip uyumak gelse de, insan içine karışmak için kendinizi biraz zorlamanız şart. Sizi anlayan, yanınızda suskunca otursa bile varlığıyla huzur veren dostların kıymetini böyle zamanlarda daha iyi anlıyor insan. Ha, eğer çevrenizde sizi aşağı çeken, "bunda büyütecek ne var" diyen tipler varsa, onlardan da arkaya bakmadan kaçmak en mantıklısı... İyileşme süreci, etrafınızı doğru insanlarla çevrelemekten geçer.
Bu süreç dümdüz, pürüzsüz bir otoban değildir; inişleri ve çıkışları olan, bazen pes etmek isteyeceğiniz engebeli bir patikadır. Bugün kendinizi çok iyi hissedip yarın tekrar o eski karanlığa gömülebilirsiniz, bu son derece doğal bir durum. Önemli olan, o kötü günlerin de geçici olduğunu bilmek ve kendinize karşı biraz şefkatli davranabilmek... Kendinizi hırpalamayı bıraktığınızda, o amansız tedavi süreci de hızlanacaktır.
Psikoterapi dediğimiz o derin dertleşme seansları, ruhun kırılan dökülen yerlerini onarmak için elimizdeki en güçlü harçtır. Karşınızda sizi hiç yargılamadan, sadece anlamak için dinleyen uzman birinin olması lüksünü bir düşünün; hani bazen en yakın arkadaşınıza bile anlatamadıklarınız olur ya... Özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi denilen o yöntem, insanın kendi zihninde kurduğu o olumsuz, o karanlık senaryoları birer birer çürütüyor. Düşünce biçiminizi değiştirdiğinizde, hissettiklerinizin de kendiliğinden nasıl değiştiğine hayret edeceksiniz. İlaçsız, sadece konuşarak ve fark ederek iyileşmek mümkün mü sorusunun cevabı, işte o terapi odalarında gizli.
Antidepresanlar öcü değildir, aksine bazen o karanlık tünelden çıkabilmeniz için elinize tutuşturulan küçücük bir fenerdir. Toplumda öyle bir algı var ki, sanki bu ilaçları içen herkes robot gibi geziyor ya da tamamen uyuşuyor, billahi alakası yok. Doktor kontrolünde, doğru dozda kullanılan bir ilaç, beyindeki o eksilen serotonin maddesini yerine koyarak sizin yeniden nefes almanızı sağlar. Tabii ki sihirli bir değnek değil bu kimyasallar; bir gecede her şeyi güllük gülistanlık yapmazlar. Ama en azından, sabahları yataktan kalkacak o gücü kendinizde bulmanıza yardım ederler ki bu da az şey değil...
Hayat tarzınızda yapacağınız radikal olmayan, minik ve istikrarlı değişiklikler, depresyon barajına vurulan en büyük darbelerden biridir. Her gün sadece yirmi dakika açık havada yürümek, o beynin içine sıkışıp kalan durağan enerjiyi dağıtmaya yeter de artar bile. Beslenme düzenine dikkat etmek, uykuyu düzene sokmaya çalışmak... Kulağa çok klişe geliyor değil mi? Ama inanın, bedeninizle ruhunuz o kadar kopmaz bağlarla bağlı ki birbirine, birine iyi baktığınızda diğeri de ister istemez canlanıyor. Kendinize küçük hedefler koyun, bugün sadece mutfağı toplamak bile büyük bir zaferdir, bunu asla unutmayın.
Yalnızlık, bu hastalığın en sevdiği, en çok beslendiği o sinsi kuytu köşedir. Canınız hiç istemese de, içinizden sadece yorganı kafanıza çekip uyumak gelse de, insan içine karışmak için kendinizi biraz zorlamanız şart. Sizi anlayan, yanınızda suskunca otursa bile varlığıyla huzur veren dostların kıymetini böyle zamanlarda daha iyi anlıyor insan. Ha, eğer çevrenizde sizi aşağı çeken, "bunda büyütecek ne var" diyen tipler varsa, onlardan da arkaya bakmadan kaçmak en mantıklısı... İyileşme süreci, etrafınızı doğru insanlarla çevrelemekten geçer.
Bu süreç dümdüz, pürüzsüz bir otoban değildir; inişleri ve çıkışları olan, bazen pes etmek isteyeceğiniz engebeli bir patikadır. Bugün kendinizi çok iyi hissedip yarın tekrar o eski karanlığa gömülebilirsiniz, bu son derece doğal bir durum. Önemli olan, o kötü günlerin de geçici olduğunu bilmek ve kendinize karşı biraz şefkatli davranabilmek... Kendinizi hırpalamayı bıraktığınızda, o amansız tedavi süreci de hızlanacaktır.