Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Gözleriniz sabah uyandığınızda neden o tanıdık netliği sunmuyor, hiç düşündünüz mü? Bazen sadece yorgunluk dersiniz, hani şu ekran başında geçen uykusuz gecelerin faturası gibi... Ama durum her zaman bu kadar basit olmayabilir işte. Bir yerlerde bir şeyler aksıyor ve vücut o ince ayarı kaçırıyor demektir. Vallahi bazen insanın canı sıkılıyor, haklısınız, fakat o perdenin arkasındaki asıl sebebi bulmak şart.
Göz kuruluğu dediğimiz o sinsi his, netliği bir anda alıp götürüverir. Göz yüzeyini pürüzsüz tutan o incecik gözyaşı tabakası azaldığında, ışık kırılırken yönünü şaşırır adeta. Şöyle bir iki saniye sıkıca kapatıp açarsınız ya hani, her şey anlık olarak düzelir gibi olur... İşte tam o esnada nem dengesini korumaya çalışan bir mekanizmanın çırpınışını izliyorsunuzdur aslında. Suni gözyaşı damlalarını baş ucundan ayırmamak, belki de bu yüzden en temel, en samimi dostunuz oluvermeli.
Şeker seviyesindeki ani dalgalanmaların göz merceğini şişirebileceğini biliyor muydunuz? Evet, o ufacık mercek su toplar, şekli şemali değişir ve odaklanma yeteneğini geçici olarak kaybeder. Yani mesele her zaman doğrudan gözün kendisiyle alakalı olmayabiliyor abi, bazen içerideki bambaşka bir fırtınanın yansımasıdır bu durum. Vücuttaki o gizli dengeleri, özellikle de kan şekerini düzenli aralıklarla kontrol ettirmek bu yüzden hayati bir önem taşır.
Yaş otuz beş yolun yarısı derler ya, kırktan sonra işler biraz daha değişiyor sanki. Yakındaki yazıları okurken kolları biraz daha ileri uzatmak, o ince detayları seçmekte zorlanmak... Presbiyopi denilen bu doğal süreç, göz merceğinin o eski esnekliğini yitirmesinden başka bir şey değil aslında. Kaçınılmaz bir olgunlaşma evresi bu, korkacak hiçbir şey yok vallahi billahi, sadece durumu kabullenip doğru bir gözlük edinmek gerekiyor.
Migren atağı başlamadan hemen önce beliren o garip, ışıklı dalgalanmalar ve ardından gelen loşluk... Optik migren dedikleri bu durum, baş ağrısından bile önce kapıyı çalabilir bazen. Görüş alanınızın bir kısmı aniden bulanıklaşır, sanki suya bakıyormuşsunuz gibi bir his kaplar içinizi. Sakin bir odaya geçip gözleri dinlendirmek, o fırtınanın geçmesini beklemek en doğrusu galiba...
Tansiyonunuz aniden düştüğünde veya fırladığında da benzer bir sis perdesi iner gözlerinize. Beyne giden kan akışındaki o mikroskobik değişimler, ilk olarak en hassas piksellerimizi, yani gözlerimizi vurur. Eğer bu bulanıklık hissiyle birlikte baş dönmesi de eşlik ediyorsa her şeyi bırakıp bir süre uzanmalısınız. Kendinizi dinlemeyi öğrenmek, bazen en pahalı tedavilerden çok daha fazla korur insanı.
Göz kuruluğu dediğimiz o sinsi his, netliği bir anda alıp götürüverir. Göz yüzeyini pürüzsüz tutan o incecik gözyaşı tabakası azaldığında, ışık kırılırken yönünü şaşırır adeta. Şöyle bir iki saniye sıkıca kapatıp açarsınız ya hani, her şey anlık olarak düzelir gibi olur... İşte tam o esnada nem dengesini korumaya çalışan bir mekanizmanın çırpınışını izliyorsunuzdur aslında. Suni gözyaşı damlalarını baş ucundan ayırmamak, belki de bu yüzden en temel, en samimi dostunuz oluvermeli.
Şeker seviyesindeki ani dalgalanmaların göz merceğini şişirebileceğini biliyor muydunuz? Evet, o ufacık mercek su toplar, şekli şemali değişir ve odaklanma yeteneğini geçici olarak kaybeder. Yani mesele her zaman doğrudan gözün kendisiyle alakalı olmayabiliyor abi, bazen içerideki bambaşka bir fırtınanın yansımasıdır bu durum. Vücuttaki o gizli dengeleri, özellikle de kan şekerini düzenli aralıklarla kontrol ettirmek bu yüzden hayati bir önem taşır.
Yaş otuz beş yolun yarısı derler ya, kırktan sonra işler biraz daha değişiyor sanki. Yakındaki yazıları okurken kolları biraz daha ileri uzatmak, o ince detayları seçmekte zorlanmak... Presbiyopi denilen bu doğal süreç, göz merceğinin o eski esnekliğini yitirmesinden başka bir şey değil aslında. Kaçınılmaz bir olgunlaşma evresi bu, korkacak hiçbir şey yok vallahi billahi, sadece durumu kabullenip doğru bir gözlük edinmek gerekiyor.
Migren atağı başlamadan hemen önce beliren o garip, ışıklı dalgalanmalar ve ardından gelen loşluk... Optik migren dedikleri bu durum, baş ağrısından bile önce kapıyı çalabilir bazen. Görüş alanınızın bir kısmı aniden bulanıklaşır, sanki suya bakıyormuşsunuz gibi bir his kaplar içinizi. Sakin bir odaya geçip gözleri dinlendirmek, o fırtınanın geçmesini beklemek en doğrusu galiba...
Tansiyonunuz aniden düştüğünde veya fırladığında da benzer bir sis perdesi iner gözlerinize. Beyne giden kan akışındaki o mikroskobik değişimler, ilk olarak en hassas piksellerimizi, yani gözlerimizi vurur. Eğer bu bulanıklık hissiyle birlikte baş dönmesi de eşlik ediyorsa her şeyi bırakıp bir süre uzanmalısınız. Kendinizi dinlemeyi öğrenmek, bazen en pahalı tedavilerden çok daha fazla korur insanı.