Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
İki çizginin o koyu, o tavizsiz belirişiyle başlayan o büyük şenlik, aslında rahim duvarının arkasında dönen devasa bir tiyatrodan ibaretmiş meğer. Test pozitif çıkar, mide bulantıları başlar, göğüslerde o tatlı sızı kendini hissettirir ama içeride, o karanlık odada aslında kimse yoktur. Boş gebelik dedikleri bu hissiz, bu adaletsiz tablo; bedenin büyük bir iştahla hazırladığı o muazzam sofraya misafirin hiç gelmemesi durumudur işte. Ultrason ekranındaki o kapkara, bomboş halkaya bakarken insanın boğazına bir düğüm oturur ya... Hani her şey yolundaydı, hani o hormonlar deli gibi salgılanıyordu diye haykırmak istersiniz ama sesiniz çıkmaz.
Kendi bedeninin seni en hassas yerinden, anne olma hayalinden vurarak böylesine profesyonelce aldatması insana kafayı yedirtir abi, vallahi billahi yedirtir. Hücreler bölünür, plasenta sanki içeride bir bebek büyüyecekmiş gibi hummalı bir inşaat çalışmasına girişir ama ortada ne bir embriyo vardır ne de bir kalp atışı. Tıp dünyası buna havalı bir isim bulmuş: Anembriyonik gebelik. İster bilimsel adıyla anın, ister kader deyin; sonuçta elinizde kalan tek şey, hormonların yarattığı o devasa hayal kırıklığı ve bomboş bir kese oluyor. Bazen bir yalana inanmak gerçeği kabullenmekten çok daha kolay geliyor insana, ta ki o soğuk ultrason jeli teninize değene kadar.
Bu sinsi sessizliği ne bir ağrı ele verir ilk başlarda, ne de tek bir damla kan. Vücut o kadar inanmıştır ki hamile olduğuna, gebelik testleri bile haftalarca "evet, tebrikler" diye bağırır durur yüzünüze. Sonra bir gün, doktorun o donuk bakışlarında yakalarsınız gerçeği; o an anlarsınız ki aslında her şey yolunda giderken bile hiçbir şey yolunda gitmiyormuş meğer. Kendinizi suçlamayı bırakın artık, bu ne sizin yediğiniz bir yemekten ne de attığınız yanlış bir adımdan kaynaklandı. Doğa bazen yolun en başında hata yaptığını anlar ve o hatalı genetiği sessizce tasfiye etmek ister...
Bir kadının hayatında yaşayabileceği en absürt, en can acıtıcı çelişkidir bu; hamilesindir ama aslında hiç hamile kalmamışsındır. Bu acımasız illüzyonun sonu genellikle ya kendiliğinden başlayan kasılmalı bir kanamayla ya da o soğuk ameliyathane masasında son bulan bir kürtajla noktalanır. Korkmayın, bu geçici bir fırtına, sadece bedeninizin ufak bir ritim bozukluğu. Kendinize zaman tanıyın, yasınızı sonuna kadar yaşayın ama o boş kesenin ardında gelecekte yeşerecek yepyeni, dopdolu hayatların saklı olduğunu da asla aklınızdan çıkarmayın.
Kendi bedeninin seni en hassas yerinden, anne olma hayalinden vurarak böylesine profesyonelce aldatması insana kafayı yedirtir abi, vallahi billahi yedirtir. Hücreler bölünür, plasenta sanki içeride bir bebek büyüyecekmiş gibi hummalı bir inşaat çalışmasına girişir ama ortada ne bir embriyo vardır ne de bir kalp atışı. Tıp dünyası buna havalı bir isim bulmuş: Anembriyonik gebelik. İster bilimsel adıyla anın, ister kader deyin; sonuçta elinizde kalan tek şey, hormonların yarattığı o devasa hayal kırıklığı ve bomboş bir kese oluyor. Bazen bir yalana inanmak gerçeği kabullenmekten çok daha kolay geliyor insana, ta ki o soğuk ultrason jeli teninize değene kadar.
Bu sinsi sessizliği ne bir ağrı ele verir ilk başlarda, ne de tek bir damla kan. Vücut o kadar inanmıştır ki hamile olduğuna, gebelik testleri bile haftalarca "evet, tebrikler" diye bağırır durur yüzünüze. Sonra bir gün, doktorun o donuk bakışlarında yakalarsınız gerçeği; o an anlarsınız ki aslında her şey yolunda giderken bile hiçbir şey yolunda gitmiyormuş meğer. Kendinizi suçlamayı bırakın artık, bu ne sizin yediğiniz bir yemekten ne de attığınız yanlış bir adımdan kaynaklandı. Doğa bazen yolun en başında hata yaptığını anlar ve o hatalı genetiği sessizce tasfiye etmek ister...
Bir kadının hayatında yaşayabileceği en absürt, en can acıtıcı çelişkidir bu; hamilesindir ama aslında hiç hamile kalmamışsındır. Bu acımasız illüzyonun sonu genellikle ya kendiliğinden başlayan kasılmalı bir kanamayla ya da o soğuk ameliyathane masasında son bulan bir kürtajla noktalanır. Korkmayın, bu geçici bir fırtına, sadece bedeninizin ufak bir ritim bozukluğu. Kendinize zaman tanıyın, yasınızı sonuna kadar yaşayın ama o boş kesenin ardında gelecekte yeşerecek yepyeni, dopdolu hayatların saklı olduğunu da asla aklınızdan çıkarmayın.