Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllarca aynanın karşısında kendinizi parça parça sevdiniz, parça parça nefret ettiniz; sanki o göbek, o basenler size ait değilmiş de zorla üzerinize dikilmiş gibi... Vallahi billahi kendimizi kandırmayı çok seviyoruz. "Sadece göbeğim gitsin, gerisi kalsın" demek, bir okyanusa gidip "Ben sadece şu köşedeki dalgayı kurutacağım" demeye benzer. Vücudun bir mühendislik harikası olduğunu, senin siparişlerine göre yağ yakmayacağını ne zaman kabulleneceksin merak ediyorum. Genetiğin sana hangi kartı dağıttıysa onunla oynayacaksın, kaçışın yok.
Aç kalmanın, o popüler detoks sularını litrelerce devirmenin faturasını yine o çok şikayetçi olduğun bölgeler ödemiyor, farkında mısın? Yüzün çöküyor, gözlerinin altı morarıyor, kasların eriyor ama o inatçı simit bölgesi sana oradan el sallamaya devam ediyor abi... İnsan hayret ediyor gerçekten. Yanlış yoldasın, hem de çok yanlış. Vücudunu kıtlık psikolojisine soktuğun an, o nefret ettiğin yağ hücreleri "Eyvah, ölüyoruz!" diyerek yerlerine daha da sıkı sarılıyorlar. Kendine işkence etmeyi bırak artık, bu işin formülü açlıktan ölmek değil.
Kardiyo makinelerinde saatlerce helak olan o çaresiz insanları gördükçe içim acıyor, ne yalan söyleyeyim. Koşu bandında saatte on kilometre hızla koşunca o basenlerin eriyeceğine seni kim inandırdı? Kas yapacaksın arkadaşım, başka çaren yok. Vücudundaki kas kütlesini artırmadığın sürece, oturduğun yerde yaktığın kalori miktarını yukarı çekemezsin. Ağırlığın altına gireceksin, o kaslar sızlayacak, o bacaklar titreyecek... Ancak o zaman vücudun o depoladığı inatçı yağları yakıt olarak kullanmaya başlar.
Mucizevi kremler, sihirli zayıflama çayları, bölgesel erittiğini iddia eden o garip aletler... Paranı çöpe atmaktan sıkılmadın mı hala? Sırf birileri zengin olsun diye kendi umutlarını pazarlık masasına sürüyorsun. Eğer o korseler, o jeller işe yarasaydı sokaklar dümdüz karınlı insanlarla dolup taşardı. Gerçek şu ki, acı çekeceksin. Terleyeceksin, canın sıkılacak, o çok sevdiğin tatlılarla arana sarsılmaz bir duvar öreceksin. Kısa yollar sadece uçurumdan aşağı yuvarlanmanı hızlandırır.
Uykusuz geçirdiğin gecelerin, bitmek bilmeyen o günlük stresinin faturasını göbeğindeki yağlar kesiyor, bunu biliyor muydun? Kortizol denilen o lanet hormon tavan yaptığında, vücudun ilk yapacağı şey ne bulursa göbek çevresine depolamaktır. Sen istediğin kadar diyet yap, istediğin kadar kendini parala... Kafanın içini temizlemediğin, o zihnini sakinleştirmediğin sürece o göbek oradan gitmeyecek. Düzenli uyku ve huzur, en az yaptığın o ağır egzersizler kadar hayati, hatta bazen çok daha etkili.
Hepsini bir kenara bırak ve şu gerçeği kabul et: Değişim tepeden tırnağa olur, parça parça değil. Kendini bir bütün olarak sevmeyi, vücuduna bir düşman gibi değil de bakıma muhtaç bir tapınak gibi davranmayı öğrendiğin gün her şey değişecek. Sabır diyorum bak, sabır... Bugün ektiğin tohumun meyvesini yarın sabah almayı beklemekten vazgeçtiğin an, o aynadaki görüntü de sana duymak istediğin şarkıyı söylemeye başlayacak zaten.
Aç kalmanın, o popüler detoks sularını litrelerce devirmenin faturasını yine o çok şikayetçi olduğun bölgeler ödemiyor, farkında mısın? Yüzün çöküyor, gözlerinin altı morarıyor, kasların eriyor ama o inatçı simit bölgesi sana oradan el sallamaya devam ediyor abi... İnsan hayret ediyor gerçekten. Yanlış yoldasın, hem de çok yanlış. Vücudunu kıtlık psikolojisine soktuğun an, o nefret ettiğin yağ hücreleri "Eyvah, ölüyoruz!" diyerek yerlerine daha da sıkı sarılıyorlar. Kendine işkence etmeyi bırak artık, bu işin formülü açlıktan ölmek değil.
Kardiyo makinelerinde saatlerce helak olan o çaresiz insanları gördükçe içim acıyor, ne yalan söyleyeyim. Koşu bandında saatte on kilometre hızla koşunca o basenlerin eriyeceğine seni kim inandırdı? Kas yapacaksın arkadaşım, başka çaren yok. Vücudundaki kas kütlesini artırmadığın sürece, oturduğun yerde yaktığın kalori miktarını yukarı çekemezsin. Ağırlığın altına gireceksin, o kaslar sızlayacak, o bacaklar titreyecek... Ancak o zaman vücudun o depoladığı inatçı yağları yakıt olarak kullanmaya başlar.
Mucizevi kremler, sihirli zayıflama çayları, bölgesel erittiğini iddia eden o garip aletler... Paranı çöpe atmaktan sıkılmadın mı hala? Sırf birileri zengin olsun diye kendi umutlarını pazarlık masasına sürüyorsun. Eğer o korseler, o jeller işe yarasaydı sokaklar dümdüz karınlı insanlarla dolup taşardı. Gerçek şu ki, acı çekeceksin. Terleyeceksin, canın sıkılacak, o çok sevdiğin tatlılarla arana sarsılmaz bir duvar öreceksin. Kısa yollar sadece uçurumdan aşağı yuvarlanmanı hızlandırır.
Uykusuz geçirdiğin gecelerin, bitmek bilmeyen o günlük stresinin faturasını göbeğindeki yağlar kesiyor, bunu biliyor muydun? Kortizol denilen o lanet hormon tavan yaptığında, vücudun ilk yapacağı şey ne bulursa göbek çevresine depolamaktır. Sen istediğin kadar diyet yap, istediğin kadar kendini parala... Kafanın içini temizlemediğin, o zihnini sakinleştirmediğin sürece o göbek oradan gitmeyecek. Düzenli uyku ve huzur, en az yaptığın o ağır egzersizler kadar hayati, hatta bazen çok daha etkili.
Hepsini bir kenara bırak ve şu gerçeği kabul et: Değişim tepeden tırnağa olur, parça parça değil. Kendini bir bütün olarak sevmeyi, vücuduna bir düşman gibi değil de bakıma muhtaç bir tapınak gibi davranmayı öğrendiğin gün her şey değişecek. Sabır diyorum bak, sabır... Bugün ektiğin tohumun meyvesini yarın sabah almayı beklemekten vazgeçtiğin an, o aynadaki görüntü de sana duymak istediğin şarkıyı söylemeye başlayacak zaten.