Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Benim gazetecilik yıllarımda mutfakta işler bu kadar tıkır tıkır ilerlemezdi, her kafadan bir ses çıkardı. Şimdi bakıyorum da konu bebeklerin beslenmesine gelince o eski mahalle telaşı hiç bitmemiş, aynen devam ediyor. Yumurta mesela... Ya hu bu sarı narin şey için ne zaman doğru zamandır, ne zaman tabağa konur? Altıncı ay biter bitmez o ilk adımı atan da var, "durun hele bir ortalık yatışsın" deyip sekizinci ayı bekleyen temkinli anneler de. Aslında genel kabul altı ay civarı der ama ben hep söylerim; her bebeğin kendi takvimi vardır, kendi ritmi...
Sarıdan başlamak lazım vallahi, gerisi biraz hikaye ilk etapta. Beyazı desen o ayrı bir alem, alerji riski yüzünden genelde bir yaşının kapısını çalmayı bekleriz. Ama o sarı yok mu... Tam bir vitamin deposu, demir desen var, protein desen gırla. Çatalla iyice ezip şöyle birkaç damla anne sütüyle ya da formül mamayla yumuşatmak... Yoksa boğazına takılır neme lazım, pütürlü şeylere henüz alışkın değil ki miniğin boğazı.
Bazen düşünüyorum da biz sanki biraz fazla mı büyütüyoruz bu süreçleri? Üç gün kuralı derler bilmem duydunuz mu... İlk gün çeyrek sarı veriyorsun, bakıyorsun vücuduna. Bir kızarıklık var mı, döküntü oldu mu, bebek huzursuzlandı mı? İkinci gün yarım yumurta sarısı. Üçüncü gün artık tam bir sarıya geçiş. Bir terslik yoksa, tamamdır bu iş, bünye kabul etti demektir. Ya bir reaksiyon görürseniz? Anında duracaksınız tabi, ısrarın hiç lüzumu yok.
Geçenlerde bir arkadaşım soruyor, "Abi ya haşlayalım mı yoksa tavada tereyağında mı kıralım?" yapmayın gözünüzü seveyim! Ne yağı, ne tuzu... İyice haşlanmış olacak, katılaşacak ama öyle grileşip kükürt kokusu da salmayacak etrafa. Tam kıvamında, sarısının ortası tatlı bir sarılıkta kalacak. Çiğ kalırsa mikrop riski var, çok pişerse de besini kaçıyor... Ayarı tutturmak biraz tecrübe işi tabi.
Bebek bu, bugün severek yediğini yarın yüzüne bakmayabilir. Ağzını sıkıca kapatıp kafasını öte tarafa çevirdiği an... Tabağı yavaşça kenara çekmekten başka çare yok. Zorlamak sadece iştahı kapatır, aradaki o tatlı güven bağını zedeler. Başka bir gün, belki biraz peynirle karıştırıp şansınızı tekrar denersiniz.
Bir yaşından sonra beyazı da sahneye çıkıyor nihayet. O zaman tam bir yumurta şöleni başlıyor işte. Omletler mi dersiniz, krep benzeri minik tadımlıklar mı... Yine de acele etmeden, tadını çıkara çıkara gitmekte fayda var. Bizim gazetecilikte bir laf vardır; acele haber hata getirir. Mutfakta da öyle vallahi, acele lokma düzen bozar.
Sarıdan başlamak lazım vallahi, gerisi biraz hikaye ilk etapta. Beyazı desen o ayrı bir alem, alerji riski yüzünden genelde bir yaşının kapısını çalmayı bekleriz. Ama o sarı yok mu... Tam bir vitamin deposu, demir desen var, protein desen gırla. Çatalla iyice ezip şöyle birkaç damla anne sütüyle ya da formül mamayla yumuşatmak... Yoksa boğazına takılır neme lazım, pütürlü şeylere henüz alışkın değil ki miniğin boğazı.
Bazen düşünüyorum da biz sanki biraz fazla mı büyütüyoruz bu süreçleri? Üç gün kuralı derler bilmem duydunuz mu... İlk gün çeyrek sarı veriyorsun, bakıyorsun vücuduna. Bir kızarıklık var mı, döküntü oldu mu, bebek huzursuzlandı mı? İkinci gün yarım yumurta sarısı. Üçüncü gün artık tam bir sarıya geçiş. Bir terslik yoksa, tamamdır bu iş, bünye kabul etti demektir. Ya bir reaksiyon görürseniz? Anında duracaksınız tabi, ısrarın hiç lüzumu yok.
Geçenlerde bir arkadaşım soruyor, "Abi ya haşlayalım mı yoksa tavada tereyağında mı kıralım?" yapmayın gözünüzü seveyim! Ne yağı, ne tuzu... İyice haşlanmış olacak, katılaşacak ama öyle grileşip kükürt kokusu da salmayacak etrafa. Tam kıvamında, sarısının ortası tatlı bir sarılıkta kalacak. Çiğ kalırsa mikrop riski var, çok pişerse de besini kaçıyor... Ayarı tutturmak biraz tecrübe işi tabi.
Bebek bu, bugün severek yediğini yarın yüzüne bakmayabilir. Ağzını sıkıca kapatıp kafasını öte tarafa çevirdiği an... Tabağı yavaşça kenara çekmekten başka çare yok. Zorlamak sadece iştahı kapatır, aradaki o tatlı güven bağını zedeler. Başka bir gün, belki biraz peynirle karıştırıp şansınızı tekrar denersiniz.
Bir yaşından sonra beyazı da sahneye çıkıyor nihayet. O zaman tam bir yumurta şöleni başlıyor işte. Omletler mi dersiniz, krep benzeri minik tadımlıklar mı... Yine de acele etmeden, tadını çıkara çıkara gitmekte fayda var. Bizim gazetecilikte bir laf vardır; acele haber hata getirir. Mutfakta da öyle vallahi, acele lokma düzen bozar.