Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Pazara ya da balıkçıya gittiğimizde o tezgahtaki tazecik buğulu gözlere bakıp da iç geçirmeyenimiz var mı bilmiyorum ama iş mutfağa gelince hepimizde bir duraksama oluyor sanırım. Haftada iki defa o ızgarayı, tavayı yakmak şart mı gerçekten? Uzmanlar bağırıyor her yerden, EPA diyorlar, DHA diyorlar, hücresel düzeyde enflamasyon dedikleri o mereti söndürüyor diyorlar da... Abi biz evde o kokuyu üç gün boyunca çekmek zorunda mıyız vallahi billahi bıktık bazen! Ama işte o kardiyovasküler koruma dedikleri olay var ya, hani şu kalbi, damarları saat gibi çalıştırma mevzusu, tam da o iki porsiyonluk yağlı balığın eseri.
Peki sadece omega-3 için mi değer bu kadar patırtıya? Vallahi değer, yani aslında sadece o da değil, hani şu beyin nöronları arasındaki iletimi hızlandıran, nörodejeneratif riskleri minimuma indiren b-kompleks vitaminleri ve selenyum depoları var ya... Onları baska nereden bu kadar temiz alacağız ki? İki defa diyoruz, evet, ortalama 300-400 gram civarı bir haftalık miktar bizim gibi yetişkin bünylere yetip artıyor bile. Ama hangimiz düzenli yiyoruz ki bunu...
Somon olsun, uskumru olsun, sardalya olsun; bunlar tam bir lipid kaynağı, yani tıp dilinde o çok sevdiğimiz faydalı yağların meş hisarı. Bazen düşünüyorum da, acaba hamsi tavasız bir kış geçirmek beynimize gerçekten ihanet mi? Bir gün gidip o cıvıl cıvıl balıkçı tezgahından en tazelesini seçiyoruz, ertesi gün kokudan pişman oluyoruz falan... Yine de o trigliserit seviyelerini aşağı çekme gücü var ya, işte o biyokimyasal mucize her şeye değer gibi geliyor insana.
Çocuklar için de durum pek farklı değil aslında, hani şu beyin gelişimi, bilişsel fonksiyonların tavan yapması falan derken... Onlara da haftada en azından bir ya da iki defa o tabağı sevdirmek lazım bir şekilde. Bazen buğulama yapıyoruz, bazen fırına atıyoruz sebzelerle ama işte o ağır metaller, civadır bilmem nedir kafayı kurcalamıyor değil. Dip balığı mı, yüzey balığı mı derken insan bazen...
Sırf o selenyum ve iyot dengesini vücutta oturtmak için bile tabağa o balığı koymak şart, kaçarı yok. Ağır metal birikimi riski yüksek olan iri yırtıcı balıklardan biraz uzak durup, daha küçük ve yüzeyde yüzen türlere yönelmek belki de en mantıklısı. Günün sonunda hangimiz tam anlamıyla o ideal beslenme tablosuna uyabiliyoruz ki? Ama haftada en azından bir kere o balıkçıya uğramak, bünyeye o kaliteli proteini ve doymamış yağ asitlerini çekmek... Vallahi bak, beden bir süre sonra teşekkür ediyor insana.
Peki sadece omega-3 için mi değer bu kadar patırtıya? Vallahi değer, yani aslında sadece o da değil, hani şu beyin nöronları arasındaki iletimi hızlandıran, nörodejeneratif riskleri minimuma indiren b-kompleks vitaminleri ve selenyum depoları var ya... Onları baska nereden bu kadar temiz alacağız ki? İki defa diyoruz, evet, ortalama 300-400 gram civarı bir haftalık miktar bizim gibi yetişkin bünylere yetip artıyor bile. Ama hangimiz düzenli yiyoruz ki bunu...
Somon olsun, uskumru olsun, sardalya olsun; bunlar tam bir lipid kaynağı, yani tıp dilinde o çok sevdiğimiz faydalı yağların meş hisarı. Bazen düşünüyorum da, acaba hamsi tavasız bir kış geçirmek beynimize gerçekten ihanet mi? Bir gün gidip o cıvıl cıvıl balıkçı tezgahından en tazelesini seçiyoruz, ertesi gün kokudan pişman oluyoruz falan... Yine de o trigliserit seviyelerini aşağı çekme gücü var ya, işte o biyokimyasal mucize her şeye değer gibi geliyor insana.
Çocuklar için de durum pek farklı değil aslında, hani şu beyin gelişimi, bilişsel fonksiyonların tavan yapması falan derken... Onlara da haftada en azından bir ya da iki defa o tabağı sevdirmek lazım bir şekilde. Bazen buğulama yapıyoruz, bazen fırına atıyoruz sebzelerle ama işte o ağır metaller, civadır bilmem nedir kafayı kurcalamıyor değil. Dip balığı mı, yüzey balığı mı derken insan bazen...
Sırf o selenyum ve iyot dengesini vücutta oturtmak için bile tabağa o balığı koymak şart, kaçarı yok. Ağır metal birikimi riski yüksek olan iri yırtıcı balıklardan biraz uzak durup, daha küçük ve yüzeyde yüzen türlere yönelmek belki de en mantıklısı. Günün sonunda hangimiz tam anlamıyla o ideal beslenme tablosuna uyabiliyoruz ki? Ama haftada en azından bir kere o balıkçıya uğramak, bünyeye o kaliteli proteini ve doymamış yağ asitlerini çekmek... Vallahi bak, beden bir süre sonra teşekkür ediyor insana.