Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Göz yapısı zamana yenik düşüyor ya da bazen doğuştan gelen bir yapıyla kişi kendini hep yorgun hissedebiliyor. İşte tam bu noktada, gözün dış köşesini birazcık yukarı ve dışa doğru taşıma fikri devreye giriyor. Tıptaki adı kantoplasti aslında, ama sokaktaki insan bunu daha çok o bildiğimiz çekici bakışlarla anıyor. Mesele sadece bir operasyon değil; yüzün o en çok konuşan, en çok anlam yüklediğimiz bölgesine minik bir dokunuş yapma arzusu. Yani öyle abartılı, yapay bir şeyden bahsetmiyoruz; amacımız bakışlardaki o baygın, uykulu havayı dağıtmak.
Ne yapıyor bu işlem tam olarak, insan neden ihtiyaç duyar ki? Aynaya baktığında "Ya ben uykumu aldım ama gözlerim hâlâ uykulu bakıyor vallahi" diyorsan, aradığın cevap muhtemelen bu operasyonun detaylarında gizli. Gözün o dış kenarındaki bağları alıp biraz daha yukarıdaki kemik zarına sabitliyorlar. Sonuç mu? Daha zinde, hani derler ya "çakmak çakmak" bakan gözler... Tabii bunu yaparken yüzün kendi anatomik dengesini bozmamak, o doğallığı kaybetmemek en kritik detay.
Ameliyat lafını duyunca hemen bir ürperti geliyor insana, çok normal. Ama işin aslı öyle günlerce hastanede yatmayı gerektiren, hayatı altüst eden bir süreç değil bu. Lokal anesteziyle, hani şu dişçide yapılan uyuşturma gibi, sadece o bölgeyi hissizleştirerek hallediyorlar işi. Yarım saat, bilemedin kırk beş dakika sürüyor; yani bir kahve molasından biraz hallice. Haliyle insan "Bu kadar kısa sürede ne değişebilir ki?" diye düşünüyor ama...
İyileşme dönemi ise tamamen sabır ve doğru bakım ikilisinin eline bakıyor diyebiliriz. İlk birkaç gün göz çevresinde hafif morluklar, biraz ödem olması işin doğasında var, bundan kaçış yok. Doktorun verdiği kremleri düzenli sürmek, o bölgeye gözün gibi bakmak —ki kelimenin tam anlamıyla öyle— süreci inanılmaz hızlandırıyor. Bir haftanın sonunda dikişler alınıyor ve o merakla beklenen yeni bakışlar yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyor.
Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım, herkesin yüz hatları, kemik yapısı birbirinden tamamen farklı. Bir başkasına çok yakışan o çekik bakışlar, senin yüzünde bambaşka, belki de hiç istemediğin bir ifadeye yol açabilir. İşte bu yüzden, ameliyat masasına yatmadan önce beklentileri çok gerçekçi tutmak ve o ilk muayenede doktorla her şeyi açık açık konuşmak gerekiyor. "Aman abi, beni şuna benzet" mantığıyla bu işe girerseniz sonu hüsran olabilir, benden söylemesi.
Peki, bu işlem kalıcı mı yoksa birkaç yıl sonra eski haline döner mi? Yerçekimi denen bir gerçek var hayatta, yaşlanma süreci de dur durak bilmiyor malum. Yıllar geçtikçe cilt esnekliğini kaybedecek, bu kaçınılmaz bir son fakat gözün o yeni kazandığı form uzun yıllar boyunca kalıcılığını koruyor. Yani öyle üç beş ayda eski haline dönecek bir uygulamadan bahsetmiyoruz; kalıcılık oranı gayet yüksek.
Piyasada o kadar çok teknik, o kadar çok reklam dönüyor ki insanın aklı karışıyor, hangisi doğru hangisi abartı ayırt etmek zor. Benim size naçizane tavsiyem, bu tarz estetik kararları alırken asla acele etmemeniz yönünde olur. İyice araştırın, hekimin daha önceki çalışmalarına bakın, o güven hissini içinizde tam olarak hissedin. Sonuçta söz konusu olan yüzünüzün tam ortası, şakaya gelmez...
Ne yapıyor bu işlem tam olarak, insan neden ihtiyaç duyar ki? Aynaya baktığında "Ya ben uykumu aldım ama gözlerim hâlâ uykulu bakıyor vallahi" diyorsan, aradığın cevap muhtemelen bu operasyonun detaylarında gizli. Gözün o dış kenarındaki bağları alıp biraz daha yukarıdaki kemik zarına sabitliyorlar. Sonuç mu? Daha zinde, hani derler ya "çakmak çakmak" bakan gözler... Tabii bunu yaparken yüzün kendi anatomik dengesini bozmamak, o doğallığı kaybetmemek en kritik detay.
Ameliyat lafını duyunca hemen bir ürperti geliyor insana, çok normal. Ama işin aslı öyle günlerce hastanede yatmayı gerektiren, hayatı altüst eden bir süreç değil bu. Lokal anesteziyle, hani şu dişçide yapılan uyuşturma gibi, sadece o bölgeyi hissizleştirerek hallediyorlar işi. Yarım saat, bilemedin kırk beş dakika sürüyor; yani bir kahve molasından biraz hallice. Haliyle insan "Bu kadar kısa sürede ne değişebilir ki?" diye düşünüyor ama...
İyileşme dönemi ise tamamen sabır ve doğru bakım ikilisinin eline bakıyor diyebiliriz. İlk birkaç gün göz çevresinde hafif morluklar, biraz ödem olması işin doğasında var, bundan kaçış yok. Doktorun verdiği kremleri düzenli sürmek, o bölgeye gözün gibi bakmak —ki kelimenin tam anlamıyla öyle— süreci inanılmaz hızlandırıyor. Bir haftanın sonunda dikişler alınıyor ve o merakla beklenen yeni bakışlar yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyor.
Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım, herkesin yüz hatları, kemik yapısı birbirinden tamamen farklı. Bir başkasına çok yakışan o çekik bakışlar, senin yüzünde bambaşka, belki de hiç istemediğin bir ifadeye yol açabilir. İşte bu yüzden, ameliyat masasına yatmadan önce beklentileri çok gerçekçi tutmak ve o ilk muayenede doktorla her şeyi açık açık konuşmak gerekiyor. "Aman abi, beni şuna benzet" mantığıyla bu işe girerseniz sonu hüsran olabilir, benden söylemesi.
Peki, bu işlem kalıcı mı yoksa birkaç yıl sonra eski haline döner mi? Yerçekimi denen bir gerçek var hayatta, yaşlanma süreci de dur durak bilmiyor malum. Yıllar geçtikçe cilt esnekliğini kaybedecek, bu kaçınılmaz bir son fakat gözün o yeni kazandığı form uzun yıllar boyunca kalıcılığını koruyor. Yani öyle üç beş ayda eski haline dönecek bir uygulamadan bahsetmiyoruz; kalıcılık oranı gayet yüksek.
Piyasada o kadar çok teknik, o kadar çok reklam dönüyor ki insanın aklı karışıyor, hangisi doğru hangisi abartı ayırt etmek zor. Benim size naçizane tavsiyem, bu tarz estetik kararları alırken asla acele etmemeniz yönünde olur. İyice araştırın, hekimin daha önceki çalışmalarına bakın, o güven hissini içinizde tam olarak hissedin. Sonuçta söz konusu olan yüzünüzün tam ortası, şakaya gelmez...