Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Geçenlerde eski bir dostumla kahve içiyoruz, masada otururken bir an durdu ve doğrudan gözlerimin içine baktı. "Yorgun değilsin biliyorum ama bakışlarında bir düşüklük var, hani şöyle biraz yukarı doğru çeksek nasıl olur?" dedi. Yalan yok, ben de zaman zaman aynaya baktığımda tam olarak aynı şeyi hissediyorum... Yaş ilerledikçe mi oluyor yoksa genetik mi bilmiyorum ama göz kenarları aşağı doğru meyil edince insan ister istemez biraz mahzun duruyor. İşte tam bu noktada devreye giren ve son zamanlarda herkesin dilinde olan o meşhur dokunuş aslında badem göz estetiği dediğimiz şey.
Aynanın karşısına geçip şakaklarınızdan geriye doğru hafifçe derinizi çektiğiniz anı bir düşünün. Yüzünüzdeki o anlık değişim, gözlerin biraz daha çekik ve diri durması... Hani aynada kendimize o küçük oyunu yaparız ya hep. Aslında bu yapılan işlem, tam olarak o eli oradan çektiğinizde de görüntünün sabit kalmasını sağlıyor diyebiliriz. Gözün dış kenarını biraz yukarı ve dışa doğru sabitleyerek bakışlara o bahsettiğimiz dinamik ama bir o kadar da doğal havayı katıyorlar. Vallahi bakınca çok büyük bir ameliyat gibi duruyor ama hiç de öyle korkulacak bir şey değil.
Bakışların o eski canlılığını kaybetmesi sadece yaşlanmakla ilgili bir durum da değil abi ya. Bazen doğuştan gelen bir göz yapısı olur, insan 20 yaşında bile olsa yorgun veya üzgün bir ifadeyle gezebilir. Şöyle bir çevrenize bakın, ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız. İşte bu küçük estetik dokunuş, gözün anatomik yapısını bozmadan o bakışlardaki ağırlığı çekip alıyor. Yani insanı bambaşka birine dönüştürmüyor da, sanki çok iyi bir uyku çekmişsiniz gibi bir tazelik veriyor.
Göz çevresi dediğimiz bölge yüzün en hassas, en nazik yeri sonuçta. O yüzden öyle aceleye getirilecek, kulaktan dolma bilgilerle karar verilecek bir mevzu değil bu. Mesela ip askı yöntemiyle yapılanı var, bir de küçük bir cerrahi kesiyle kalıcı hale getirileni var... Hangisi size uygun, hangisi yüzünüzün oranını bozmaz, bunu ancak işinin ehli bir uzmanla baş başa verip konuşmak lazım. Hani derler ya, her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır, her yüzün de kendine göre bir oranı var işte.
Bazen bana soruyorlar, "Değer mi gerçekten o kadar uğraşmaya?" diye. Yüzünüzdeki o küçük bir milimlik değişimin, aynaya her baktığınızda kendinizi ne kadar iyi hissettireceğini tahmin bile edemezsiniz. Özgüven dediğimiz şey bazen sadece o mahzun ifadenin ortadan kalkmasıyla bile geri gelebiliyor. Ama yine de acele etmemek, o doktor koltuğuna oturmadan önce iyice araştırmak şart...
Sonuçta bu sizin yüzünüz, sizin bakışlarınız. İnsan kendini kimin eline teslim ettiğini bilmek istiyor doğal olarak. Eğer aklınızın bir köşesinde böyle bir fikir varsa, önce gidin bir uzmandan randevu alın, oturun güzelce konuşun. Bırakın o size yüzünüzün neye ihtiyacı olduğunu anlatsın, acele kararlar vermeyin hiç. Kim bilir, belki de o hep hayalini kurduğunuz canlı bakışlar sadece bir tık ötededir...
Aynanın karşısına geçip şakaklarınızdan geriye doğru hafifçe derinizi çektiğiniz anı bir düşünün. Yüzünüzdeki o anlık değişim, gözlerin biraz daha çekik ve diri durması... Hani aynada kendimize o küçük oyunu yaparız ya hep. Aslında bu yapılan işlem, tam olarak o eli oradan çektiğinizde de görüntünün sabit kalmasını sağlıyor diyebiliriz. Gözün dış kenarını biraz yukarı ve dışa doğru sabitleyerek bakışlara o bahsettiğimiz dinamik ama bir o kadar da doğal havayı katıyorlar. Vallahi bakınca çok büyük bir ameliyat gibi duruyor ama hiç de öyle korkulacak bir şey değil.
Bakışların o eski canlılığını kaybetmesi sadece yaşlanmakla ilgili bir durum da değil abi ya. Bazen doğuştan gelen bir göz yapısı olur, insan 20 yaşında bile olsa yorgun veya üzgün bir ifadeyle gezebilir. Şöyle bir çevrenize bakın, ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız. İşte bu küçük estetik dokunuş, gözün anatomik yapısını bozmadan o bakışlardaki ağırlığı çekip alıyor. Yani insanı bambaşka birine dönüştürmüyor da, sanki çok iyi bir uyku çekmişsiniz gibi bir tazelik veriyor.
Göz çevresi dediğimiz bölge yüzün en hassas, en nazik yeri sonuçta. O yüzden öyle aceleye getirilecek, kulaktan dolma bilgilerle karar verilecek bir mevzu değil bu. Mesela ip askı yöntemiyle yapılanı var, bir de küçük bir cerrahi kesiyle kalıcı hale getirileni var... Hangisi size uygun, hangisi yüzünüzün oranını bozmaz, bunu ancak işinin ehli bir uzmanla baş başa verip konuşmak lazım. Hani derler ya, her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır, her yüzün de kendine göre bir oranı var işte.
Bazen bana soruyorlar, "Değer mi gerçekten o kadar uğraşmaya?" diye. Yüzünüzdeki o küçük bir milimlik değişimin, aynaya her baktığınızda kendinizi ne kadar iyi hissettireceğini tahmin bile edemezsiniz. Özgüven dediğimiz şey bazen sadece o mahzun ifadenin ortadan kalkmasıyla bile geri gelebiliyor. Ama yine de acele etmemek, o doktor koltuğuna oturmadan önce iyice araştırmak şart...
Sonuçta bu sizin yüzünüz, sizin bakışlarınız. İnsan kendini kimin eline teslim ettiğini bilmek istiyor doğal olarak. Eğer aklınızın bir köşesinde böyle bir fikir varsa, önce gidin bir uzmandan randevu alın, oturun güzelce konuşun. Bırakın o size yüzünüzün neye ihtiyacı olduğunu anlatsın, acele kararlar vermeyin hiç. Kim bilir, belki de o hep hayalini kurduğunuz canlı bakışlar sadece bir tık ötededir...