Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Duvarlar arasında yükselen her bir ses desibelinin, o evde büyüyen bir beynin mimari planını kökten değiştirdiğini artık mesleki hayatımın ve yılların getirdiği tecrübeyle net bir şekilde görüyorum abi ya.
Yetişkinlerin "biz odadaydık, çocuklar duymadı" safsatası, nörolojik düzeyde koca bir yalandan ibarettir; zira çocukların amigdalası adeta açık bir radyo frekansı gibi ebeveynler arasındaki en düşük frekanslı gerilimi bile milisaniyeler içinde yakalar.
Vallahi billahi bu kronik kavga ortamı, minicik bedenlerde kortizolü zehirli bir sarmaşık gibi salgılatırken, gelişmekte olan prefrontal korteksin yani karar alma ve empati merkezinin de ipini çeker... yani öyle uzaktan uzağa etkileyip geçmez, adamın ömrünü törpüler.
Bir evde sürekli tabaklar kırılmasa bile o keskin sessizlikler ve buz gibi bakışlar, çocukların dünyasında atom bombasından daha büyük bir yıkım yaratır.
Bunu önlemek için ne mi yapmak lazım?
Kavga edecekseniz bile kapıyı kapatıp gitmeyin abi, o öfke enerjisi evin duvarlarına siner ve çocuk o havayı soluya soluya büyür, başka yolu yok.
Olayın ruhsal boyutunu incelediğimizde karşımıza çıkan tablo tam anlamıyla bir travma bombardımanıdır; çünkü çocuk dış dünyayı güvenli bir liman olarak görebilmesi için önce evdeki sığınağın sağlam olduğuna inanmak zorundadır.
Güven duygusu bir kere zedelendi mi, o çocuk ileride kuracağı tüm ilişkilerde istemsizce birer patlayıcı arayacak, huzurdan köşe bucak kaçacaktır.
Aynı hatayı tekrar tekrar yapıp sonra da "çocuk çok akıllı, her şeyi unutur" diyerek geçiştirmek, yaralı bir uzvu bandajlamadan maratona çıkmaya benzer... ki bu körlük insanı deli eder.
Hani derler ya çocuk sünger gibidir, her şeyi emer; evet, tam olarak öyle, sadece güzel şeyleri değil, o zehirli kavgaların gri tortusunu da ruhunun en derin köşelerine kadar çeker.
Bu yüzden evlatlarımızın geleceğini karartmamak adına, en azından onların yanında birbirimizin boğazına sarılmayı bırakmak zorundayız... yoksa ne yazık ki ellerimizle yetiştirdiğimiz o fidanları kendi ellerimizle kurutmuş olacağız.
Yetişkinlerin "biz odadaydık, çocuklar duymadı" safsatası, nörolojik düzeyde koca bir yalandan ibarettir; zira çocukların amigdalası adeta açık bir radyo frekansı gibi ebeveynler arasındaki en düşük frekanslı gerilimi bile milisaniyeler içinde yakalar.
Vallahi billahi bu kronik kavga ortamı, minicik bedenlerde kortizolü zehirli bir sarmaşık gibi salgılatırken, gelişmekte olan prefrontal korteksin yani karar alma ve empati merkezinin de ipini çeker... yani öyle uzaktan uzağa etkileyip geçmez, adamın ömrünü törpüler.
Bir evde sürekli tabaklar kırılmasa bile o keskin sessizlikler ve buz gibi bakışlar, çocukların dünyasında atom bombasından daha büyük bir yıkım yaratır.
Bunu önlemek için ne mi yapmak lazım?
Kavga edecekseniz bile kapıyı kapatıp gitmeyin abi, o öfke enerjisi evin duvarlarına siner ve çocuk o havayı soluya soluya büyür, başka yolu yok.
Olayın ruhsal boyutunu incelediğimizde karşımıza çıkan tablo tam anlamıyla bir travma bombardımanıdır; çünkü çocuk dış dünyayı güvenli bir liman olarak görebilmesi için önce evdeki sığınağın sağlam olduğuna inanmak zorundadır.
Güven duygusu bir kere zedelendi mi, o çocuk ileride kuracağı tüm ilişkilerde istemsizce birer patlayıcı arayacak, huzurdan köşe bucak kaçacaktır.
Aynı hatayı tekrar tekrar yapıp sonra da "çocuk çok akıllı, her şeyi unutur" diyerek geçiştirmek, yaralı bir uzvu bandajlamadan maratona çıkmaya benzer... ki bu körlük insanı deli eder.
Hani derler ya çocuk sünger gibidir, her şeyi emer; evet, tam olarak öyle, sadece güzel şeyleri değil, o zehirli kavgaların gri tortusunu da ruhunun en derin köşelerine kadar çeker.
Bu yüzden evlatlarımızın geleceğini karartmamak adına, en azından onların yanında birbirimizin boğazına sarılmayı bırakmak zorundayız... yoksa ne yazık ki ellerimizle yetiştirdiğimiz o fidanları kendi ellerimizle kurutmuş olacağız.