Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Geçen gün bir dostum kahve içerken gözlerini kısıp uzaktaki lambaya baktı, "Yahu" dedi, "ameliyattan sonra geceleri her yer lunapark gibi oldu, normal mi bu?" İnsan o kadar para verip, bir de üstüne bıçak altına yatınca haliyle kusursuz bir dünya hayal ediyor. Ama kazın ayağı öyle pek de reklam dökümanlarındaki gibi pürüzsüz olmayabiliyor bazen. Akıllı lens dedikleri o minicik mercekler gözün içine girdiğinde, ışıkla olan dansımız biraz değişiyor işte.
Geceleri araba kullanırken karşıdan gelen o farların etrafında hareler görmek, ışıkların sağa sola uzaması... Vallahi billahi ilk başlarda insanı bir parça ürkütüyor, yalan yok. Beyin dediğimiz o muazzam mekanizma, gözün içine yerleştirilen bu yeni teknolojiyi hemen öyle löp diye kabullenemiyor maalesef. Zaman lazım biraz, şöyle birkaç ay kadar sabretmek gerekiyor aslında.
Işığın o garip saçılmaları, parlamalar, kamaşmalar aslında o halkalı merceğin doğasında var, yani sistem böyle çalışıyor. Ameliyattan sonraki o ilk dönemlerde ışıkların etrafında beliren o parlak çemberler tamamen o akıllı tasarımın bir cilvesi. Tabiatın bize verdiği o kusursuz merceğin yerini yapay bir şey aldığında, fizik kuralları da kendi bildiğini okuyor haliyle.
Süreç biraz can sıkıcı gelebilir ama geçici olduğunu bilmek insanı biraz olsun rahatlatıyor herhalde. Nöroadaptasyon diyor doktorlar bu duruma, yani beynin o yeni görüntüye alışma, o ışık oyunlarını görmezden gelme süreci... Tabii bu alışma evresi herkeste aynı hızda akıp gitmiyor; kimisi üç haftada unutuyor, kimisi altı ay boyunca o ışıklarla yaşamayı öğrenmeye çalışıyor.
Yine de insan bazen şüpheye düşüyor, acaba bir şeyler ters mi gitti diye düşünmeden edemiyor. Eğer o saçılmalar hayatı kabusa çeviriyorsa, geceleri sokağa çıkmayı bile korkulu rüya haline getiriyorsa... Bir durup uzmana tekrar görünmekte, o merceğin gözdeki yerleşimine bir daha baktırmakta her zaman fayda var. Ama hemen de en kötüsünü düşünüp enseyi karartmamak lazım, çünkü çoğunlukla her şey zamanla yoluna giriyor.
Geceleri araba kullanırken karşıdan gelen o farların etrafında hareler görmek, ışıkların sağa sola uzaması... Vallahi billahi ilk başlarda insanı bir parça ürkütüyor, yalan yok. Beyin dediğimiz o muazzam mekanizma, gözün içine yerleştirilen bu yeni teknolojiyi hemen öyle löp diye kabullenemiyor maalesef. Zaman lazım biraz, şöyle birkaç ay kadar sabretmek gerekiyor aslında.
Işığın o garip saçılmaları, parlamalar, kamaşmalar aslında o halkalı merceğin doğasında var, yani sistem böyle çalışıyor. Ameliyattan sonraki o ilk dönemlerde ışıkların etrafında beliren o parlak çemberler tamamen o akıllı tasarımın bir cilvesi. Tabiatın bize verdiği o kusursuz merceğin yerini yapay bir şey aldığında, fizik kuralları da kendi bildiğini okuyor haliyle.
Süreç biraz can sıkıcı gelebilir ama geçici olduğunu bilmek insanı biraz olsun rahatlatıyor herhalde. Nöroadaptasyon diyor doktorlar bu duruma, yani beynin o yeni görüntüye alışma, o ışık oyunlarını görmezden gelme süreci... Tabii bu alışma evresi herkeste aynı hızda akıp gitmiyor; kimisi üç haftada unutuyor, kimisi altı ay boyunca o ışıklarla yaşamayı öğrenmeye çalışıyor.
Yine de insan bazen şüpheye düşüyor, acaba bir şeyler ters mi gitti diye düşünmeden edemiyor. Eğer o saçılmalar hayatı kabusa çeviriyorsa, geceleri sokağa çıkmayı bile korkulu rüya haline getiriyorsa... Bir durup uzmana tekrar görünmekte, o merceğin gözdeki yerleşimine bir daha baktırmakta her zaman fayda var. Ama hemen de en kötüsünü düşünüp enseyi karartmamak lazım, çünkü çoğunlukla her şey zamanla yoluna giriyor.