Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Gözlüğü atmak, sabah uyanınca dünyayı net görmek harika bir fikir gibi geliyor değil mi? Ama her göz yapısı bu devrime hazır olmayabiliyor işte. Akıllı lens dediğimiz o çok odaklı mucizeler, maalesef herkesin gözünde aynı performansı vermiyor.
Göz kuruluğu meselesi var mesela, öyle hafife alınacak bir şey değil. Eğer gözyaşı kaliteniz yerlerde sürünüyorsa, o pahalı lensler gözünüzde sürekli bir batma hissi, netleşmeyen bir görüntü yaratabilir. Yani ameliyattan önce o kuruluğu kökten çözmek şart, yoksa paraya yazık olur vallahi.
Şeker hastalığı olanlar buraya biraz daha dikkat etmeli. Diyabet, gözün arkasındaki retina tabakasını sinsice etkileyebilen bir rahatsızlık. Retina sağlığı tam yerinde olmayan birine akıllı lens takmak, tabiri caizse temeli çürük eve lüks çatı katı çıkmaya benzer...
Geceleri direksiyon sallayan bir taksi şoförü ya da pilot olduğunuzu düşünelim. Bu lenslerin doğasında ışıkların etrafında halkalar, hafif parlamalar görmek var. Gündüz neyse de, gece zifiri karanlıkta o ışık patlamaları adamı çileden çıkarır abi ya.
Sarı nokta hastalığı veya glokom, yani halk arasındaki adıyla göz tansiyonu. Bu iki rahatsızlıktan birine sahipseniz, doktor kapısından dönebilirsiniz. Çünkü bu lensler gelen ışığı bölerek odağa ulaştırıyor, zaten gücü azalmış bir retinaya bir de ışığı bölüp vermek işi daha da zorlaştırıyor.
Genç yaşta erkenden gözlükten kurtulayım diyen yirmili yaşlardaki arkadaşlar... Akıllı lensler genellikle katarakt çağı gelmiş ya da kırk yaş sonrası yakın görme sorunu başlamış kişiler için biçilmiş kaftan. Gençlerin göz yapısı hala değişime açık olduğu için lazer çok daha mantıklı bir liman.
Yüksek miyop veya hipermetrop olmak tek başına engel değil aslında. Ama numaranız o kadar uçtadır ki, kornea yapınız ya da göz içi anatomisi o lensi taşımaya elverişli değildir. Bazen sadece "istiyorum" demek yetmiyor, gözün derinliklerindeki o milimetrik odalar izin vermiyor işte...
Titiz, mükemmeliyetçi ve en ufak bir odak kaymasına tahammülü olmayan o kişilik yapısı... İnanın en büyük engellerden biri bu. Bu teknoloji size 18 yaşındaki gözünüzü geri vermiyor, sadece gözlüksüz konforlu bir hayat sunuyor. Beklentiyi arşa çıkarırsanız, sonuç hüsran olur.
Ameliyat oldum, bitti, gitti diye bir dünya da yok. Sonrasındaki o damla rutinleri, gözü koruma süreçleri tam bir sabır işi. "Ben hayatta damla damlatamam, unuturum, gözüme dokunamam" diyorsanız...
Netice itibariyle, komşunuza çok iyi gelen bir uygulama sizde aynı etkiyi yaratmayabilir. Göz yapısı parmak izi gibidir, tamamen şahsına münhasır. Hekiminiz "sana olmaz" diyorsa, zorlamanın, başka kapıları aşındırmanın hiçbir alemi yok.
Göz kuruluğu meselesi var mesela, öyle hafife alınacak bir şey değil. Eğer gözyaşı kaliteniz yerlerde sürünüyorsa, o pahalı lensler gözünüzde sürekli bir batma hissi, netleşmeyen bir görüntü yaratabilir. Yani ameliyattan önce o kuruluğu kökten çözmek şart, yoksa paraya yazık olur vallahi.
Şeker hastalığı olanlar buraya biraz daha dikkat etmeli. Diyabet, gözün arkasındaki retina tabakasını sinsice etkileyebilen bir rahatsızlık. Retina sağlığı tam yerinde olmayan birine akıllı lens takmak, tabiri caizse temeli çürük eve lüks çatı katı çıkmaya benzer...
Geceleri direksiyon sallayan bir taksi şoförü ya da pilot olduğunuzu düşünelim. Bu lenslerin doğasında ışıkların etrafında halkalar, hafif parlamalar görmek var. Gündüz neyse de, gece zifiri karanlıkta o ışık patlamaları adamı çileden çıkarır abi ya.
Sarı nokta hastalığı veya glokom, yani halk arasındaki adıyla göz tansiyonu. Bu iki rahatsızlıktan birine sahipseniz, doktor kapısından dönebilirsiniz. Çünkü bu lensler gelen ışığı bölerek odağa ulaştırıyor, zaten gücü azalmış bir retinaya bir de ışığı bölüp vermek işi daha da zorlaştırıyor.
Genç yaşta erkenden gözlükten kurtulayım diyen yirmili yaşlardaki arkadaşlar... Akıllı lensler genellikle katarakt çağı gelmiş ya da kırk yaş sonrası yakın görme sorunu başlamış kişiler için biçilmiş kaftan. Gençlerin göz yapısı hala değişime açık olduğu için lazer çok daha mantıklı bir liman.
Yüksek miyop veya hipermetrop olmak tek başına engel değil aslında. Ama numaranız o kadar uçtadır ki, kornea yapınız ya da göz içi anatomisi o lensi taşımaya elverişli değildir. Bazen sadece "istiyorum" demek yetmiyor, gözün derinliklerindeki o milimetrik odalar izin vermiyor işte...
Titiz, mükemmeliyetçi ve en ufak bir odak kaymasına tahammülü olmayan o kişilik yapısı... İnanın en büyük engellerden biri bu. Bu teknoloji size 18 yaşındaki gözünüzü geri vermiyor, sadece gözlüksüz konforlu bir hayat sunuyor. Beklentiyi arşa çıkarırsanız, sonuç hüsran olur.
Ameliyat oldum, bitti, gitti diye bir dünya da yok. Sonrasındaki o damla rutinleri, gözü koruma süreçleri tam bir sabır işi. "Ben hayatta damla damlatamam, unuturum, gözüme dokunamam" diyorsanız...
Netice itibariyle, komşunuza çok iyi gelen bir uygulama sizde aynı etkiyi yaratmayabilir. Göz yapısı parmak izi gibidir, tamamen şahsına münhasır. Hekiminiz "sana olmaz" diyorsa, zorlamanın, başka kapıları aşındırmanın hiçbir alemi yok.