Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllar evvel hastane koridorlarında koşturan genç bir muhabirken, kapı aralığından duyduğum o korku dolu fısıltıları hâlâ kulağımda çınlar; adam içeri girerken sanki bizzat eceliyle randevulaşıyormuş gibi titriyordu çünkü o dönemler bu konuyu konuşmak bile günah gibi bir şeydi, hâlâ da öyle ya, neyse.
İşte tam bu noktada insanların kafası acayip karışıyor abi, vallahi billahi birbirinin zıttı sanıyorlar ama aslında biri diğerinin ev sahibi gibi bir şey.
Şimdi bak, HIV dediğin minik ama sinsi bir virüs, hücrenin kapısını çalmadan içeri sızan o sabıkalı misafir... Yani vücuda giriyor girmesine de, hemen yıkıp geçmiyor; yıllarca sessiz sedasız içeride oturup çay içiyor adeta.
Yani virüs dediğin şey başka bir şey, hastalık dediğin bambaşka bir hikaye; virüs sadece binanın temeline dinamit koyuyor, bina ise ancak yıllar sonra çöküyor.
AIDS denilen o korkunç tablo ise işin en son perdesi, yani virüs bağışıklık sistemini tamamen darmadağın edip kaleyi içeriden fethettikten sonra tabelaya yazılan acı bir skor... Adamlar yıllarca HIV ile yaşayıp farkında bile olmuyor, sonra birden bağışıklık çökünce "eyvah" diyorlar, iş işten geçiyor.
Aslında doktorların da bize hep anlatmaya çalıştığı gibi, HIV taşımak demek otomatik olarak AIDS hastası olmak demek değil kesinlikle; erken teşhis hayat kurtarıyor derken tam da bunu kastediyorlar zaten, ilaçları düzenli içince virüs kuzu gibi siniyor bir köşeye.
Yıllarca basında bu konuyu "ölüm fermanı" diye manşete taşıyanlar oldu da ne geçti elimize? Hiç, sadece insanları korkutup testten kaçırdılar... O yüzden ne anlama geldiğini bilmek, kulaktan dolma saçma sapan bilgilere inanmaktan evladır, aman diyeyim.
Kendine bir iyilik yap ve bu konuda asla cahil kalma; şüphen varsa git testini ol, çünkü erken yakalanan her şey gibi bu da kolayca kontrol altına alınabiliyor, yeter ki kafanı kuma gömme.
İşte tam bu noktada insanların kafası acayip karışıyor abi, vallahi billahi birbirinin zıttı sanıyorlar ama aslında biri diğerinin ev sahibi gibi bir şey.
Şimdi bak, HIV dediğin minik ama sinsi bir virüs, hücrenin kapısını çalmadan içeri sızan o sabıkalı misafir... Yani vücuda giriyor girmesine de, hemen yıkıp geçmiyor; yıllarca sessiz sedasız içeride oturup çay içiyor adeta.
Yani virüs dediğin şey başka bir şey, hastalık dediğin bambaşka bir hikaye; virüs sadece binanın temeline dinamit koyuyor, bina ise ancak yıllar sonra çöküyor.
AIDS denilen o korkunç tablo ise işin en son perdesi, yani virüs bağışıklık sistemini tamamen darmadağın edip kaleyi içeriden fethettikten sonra tabelaya yazılan acı bir skor... Adamlar yıllarca HIV ile yaşayıp farkında bile olmuyor, sonra birden bağışıklık çökünce "eyvah" diyorlar, iş işten geçiyor.
Aslında doktorların da bize hep anlatmaya çalıştığı gibi, HIV taşımak demek otomatik olarak AIDS hastası olmak demek değil kesinlikle; erken teşhis hayat kurtarıyor derken tam da bunu kastediyorlar zaten, ilaçları düzenli içince virüs kuzu gibi siniyor bir köşeye.
Yıllarca basında bu konuyu "ölüm fermanı" diye manşete taşıyanlar oldu da ne geçti elimize? Hiç, sadece insanları korkutup testten kaçırdılar... O yüzden ne anlama geldiğini bilmek, kulaktan dolma saçma sapan bilgilere inanmaktan evladır, aman diyeyim.
Kendine bir iyilik yap ve bu konuda asla cahil kalma; şüphen varsa git testini ol, çünkü erken yakalanan her şey gibi bu da kolayca kontrol altına alınabiliyor, yeter ki kafanı kuma gömme.