Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Sabah uyanırsın, şöyle hafifçe elinin içine üflersin ya hani... O an hissettiğin o tuhaf burukluk, günün ilk kahvesini bile kursağında bırakır bazen. Kimse yüzüne doğrudan "ağzın kokuyor" demez abi, diyemez ki. Ama o hafiften geriye çekilmeler, konuşurken aniden araya giren mesafeler var ya... İnsanın içini oğalarlar vallahi.
Dilinin üstü pas tutmuş bir cadde gibi midir bazen? Dil kazıyıcı denen o küçücük plastik aparatı dilinin en arkasına kadar çekip çıkardığında çıkan o beyaz tabakayı görünce inanamayacaksın. Diş fırçalamak yetmiyor işte. Dişlerini sabaha kadar fırçala, o dilin üzerindeki bakterileri söküp atmadıktan sonra o koku yine orada kalır, yine canını sıkar.
Günde kaç bardak su içiyorsun gerçekten? Çay, kahve, asitli şeyler suyun yerini tutmaz ki. Ağzın kuruduğu an, tükürük üretimi durduğu an orası bakteriler için tam bir şölene dönüşüyor. Sürekli yudumlamak lazım suyu, ağzı ıslak tutmak lazım... Yutkunamadığın zaman koku başlar.
Bazen de koku dişten değil, ta derinlerden, mideden gelir hani. Uzun süre aç kaldığında midenin o asitli, ekşi çığlığı vurur nefesine. Yanında iki ceviz taşısan, bir elma ısırsan... O elmanın elyafı dişlerini de temizler hem, ne güzel.
Diş ipi kullanmıyorsan boşuna ferahlık arama vallahi billahi. Dişlerinin arasında sıkışıp kalan o küçücük et parçası, o minicik ekmek kırıntısı orada saatlerce bekliyor... Bir düşün, sıcak ortamda saatlerce bekleyen yiyecek ne olur? Kokar tabii. O ipi araya soktuğunda çıkan kokuya sen bile şaşıracaksın, "bu benden mi çıktı" diyeceksin.
Ağız çalkalama sularına çok güvenme ama. Çoğu alkollü, ağzı daha da kurutuyor, kurudukça koku iki katına çıkıyor sonra. Onun yerine karanfil çiğne bak. At cebine üç beş tane karanfil, sıkıştıkça ez dişinin arasında. Hem o keskin aroması anında dağılır nefesinde, hem de doğanın kendi mucizesi işte...
Bazen de hiç beklemediğin bir bademcik taşıdır o kokunun sebebi. Boğazında bir yumru hissedersin ya bazen, yutkunurken takılır gibi olur... Hah, işte o küçücük pirinç tanesi gibi görünen beyaz şey. Bir çıkarsan nefesin öyle bir rahatlar ki.
Yemeği hızlı hızlı atıştırıp masadan kalkmak da yapacağın en büyük yanlışlardan biri. İyice çiğneyeceksin ki tükürük bebezleri çalışsın, sindirim daha ağızda başlasın. Hızlı yenen yemek midede ağırlık yapar, gaz yapar, döner dolaşır nefesine vurur.
Gece yatmadan önce fırçaladın tamam, peki ya sabah? "Ben gece fırçaladım zaten" deyip geçme abi. Bütün gece ağzın kapalı kaldı, bakteriler orada kendi krallığını kurdu bile... Sabah kalkar kalkmaz, daha hiçbir şey yemeden önce o ağzı bir çalkalamak, bir temizlemek şart.
Sonra bir bakmışsın, insanlara yaklaşırken çekinmiyorsun artık. Kulaklarına fısıldarken, gülerken elinle ağzını kapatmıyorsun. Rahat bir nefes almak, o güvenle konuşabilmek kadar güzel şey var mı şu hayatta...
Dilinin üstü pas tutmuş bir cadde gibi midir bazen? Dil kazıyıcı denen o küçücük plastik aparatı dilinin en arkasına kadar çekip çıkardığında çıkan o beyaz tabakayı görünce inanamayacaksın. Diş fırçalamak yetmiyor işte. Dişlerini sabaha kadar fırçala, o dilin üzerindeki bakterileri söküp atmadıktan sonra o koku yine orada kalır, yine canını sıkar.
Günde kaç bardak su içiyorsun gerçekten? Çay, kahve, asitli şeyler suyun yerini tutmaz ki. Ağzın kuruduğu an, tükürük üretimi durduğu an orası bakteriler için tam bir şölene dönüşüyor. Sürekli yudumlamak lazım suyu, ağzı ıslak tutmak lazım... Yutkunamadığın zaman koku başlar.
Bazen de koku dişten değil, ta derinlerden, mideden gelir hani. Uzun süre aç kaldığında midenin o asitli, ekşi çığlığı vurur nefesine. Yanında iki ceviz taşısan, bir elma ısırsan... O elmanın elyafı dişlerini de temizler hem, ne güzel.
Diş ipi kullanmıyorsan boşuna ferahlık arama vallahi billahi. Dişlerinin arasında sıkışıp kalan o küçücük et parçası, o minicik ekmek kırıntısı orada saatlerce bekliyor... Bir düşün, sıcak ortamda saatlerce bekleyen yiyecek ne olur? Kokar tabii. O ipi araya soktuğunda çıkan kokuya sen bile şaşıracaksın, "bu benden mi çıktı" diyeceksin.
Ağız çalkalama sularına çok güvenme ama. Çoğu alkollü, ağzı daha da kurutuyor, kurudukça koku iki katına çıkıyor sonra. Onun yerine karanfil çiğne bak. At cebine üç beş tane karanfil, sıkıştıkça ez dişinin arasında. Hem o keskin aroması anında dağılır nefesinde, hem de doğanın kendi mucizesi işte...
Bazen de hiç beklemediğin bir bademcik taşıdır o kokunun sebebi. Boğazında bir yumru hissedersin ya bazen, yutkunurken takılır gibi olur... Hah, işte o küçücük pirinç tanesi gibi görünen beyaz şey. Bir çıkarsan nefesin öyle bir rahatlar ki.
Yemeği hızlı hızlı atıştırıp masadan kalkmak da yapacağın en büyük yanlışlardan biri. İyice çiğneyeceksin ki tükürük bebezleri çalışsın, sindirim daha ağızda başlasın. Hızlı yenen yemek midede ağırlık yapar, gaz yapar, döner dolaşır nefesine vurur.
Gece yatmadan önce fırçaladın tamam, peki ya sabah? "Ben gece fırçaladım zaten" deyip geçme abi. Bütün gece ağzın kapalı kaldı, bakteriler orada kendi krallığını kurdu bile... Sabah kalkar kalkmaz, daha hiçbir şey yemeden önce o ağzı bir çalkalamak, bir temizlemek şart.
Sonra bir bakmışsın, insanlara yaklaşırken çekinmiyorsun artık. Kulaklarına fısıldarken, gülerken elinle ağzını kapatmıyorsun. Rahat bir nefes almak, o güvenle konuşabilmek kadar güzel şey var mı şu hayatta...