Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
İnsan aynaya baktığında önce o ön dişlerin duruşuna, rengine takılıyor işte. Zirkonyum kaplama dedikleri şey tam da bu noktada, sanki kişinin kendi öz dişinden bir parçaymış gibi duruveriyor ağızda. Işığı öyle bir geçiriyor ki hani o eski usul metal destekli porselenlerin yarattığı o yapay, grimsi ve donuk gölge var ya... Vallahi billahi tek bir leke bile bırakmıyor o karanlıktan geriye. Malzemenin kendi doğasından gelen o beyazlık, diş etinin bittiği yerle öyle güzel bir uyum yakalıyor ki dışarıdan bakan bir gözün aradaki farkı anlaması neredeyse imkansız hale geliyor. Hatta bazen, acaba hangisi kendi dişi hangisi kaplama diye insan kendini sorgularken buluyor...
Diş etlerinin o narin yapısı, yabancı maddelere karşı hemen reaksiyon göstermeye çok müsaittir, bunu zaten hepimiz az çok biliriz ya da birilerinden duymuşuzdur. Zirkonyumun en büyük marifetlerinden biri de biyolojik olarak vücutla o muazzam barışıklığı aslında. Ne bir morarma, ne o can sıkıcı alerjik reaksiyonlar, ne de zamanla diş eti çekilmesine yol açan o sert doku düşmanlığı... Ağız içinde adeta kendi evindeymiş gibi sakin sakin yaşıyor bu malzeme. Zaman geçtikçe diş etinin o pembe, sağlıklı rengini korumasına o kadar güzel yardım ediyor ki insan bazen bu uyuma gerçekten hayran kalıyor. Hani derler ya, varlığıyla yokluğu bir diye, tam olarak öyle bir rahatlık işte bu.
Görünüşü bu kadar narin, yumuşak ve şeffaf duruyor diye sakın ola ki çabuk kırılan, hassas bir şey zannedilmesin. O kadar dirençli, o kadar sağlam bir yapısı var ki arka dişlerin o bitmek bilmeyen, tonlarca yük binen çiğneme baskısına bile bana mısın demiyor. Yıllar yılı o ilk günkü formunu, o asil duruşunu hiç kaybetmeden, tıkır tıkır hizmet ediyor insana. Kahve keyifleri, çay sohbetleri, sigara alışkanlıkları ya da renkli yiyecekler... Hiçbiri onun o pürüzsüz, cilalı yüzeyine tutunup da leke bırakamıyor, rengini solduramıyor. Tabii yine de insan kendi dişine nasıl gözü gibi bakıyorsa, buna da öyle şefkatle yaklaşmalı, fırçasını eksik etmemeli...
Sıcak bir çorba içerken ya da arkasından buz gibi bir su yudumlarken dişlerin o sızım sızım sızlaması kadar insanı hayattan bezdiren çok az şey vardır herhalde hayatta. İşte zirkonyum malzemesi, doğası gereği o kadar düşük bir ısı iletkenliğine sahip ki bu tarz hassasiyetleri neredeyse tamamen ortadan kaldırıyor, bıçak gibi kesiyor derler ya, aynen öyle. Ne sıcağın o yakıcı etkisi ne de soğuğun o keskin sızısı diş sinirlerine ulaşabiliyor bu koruyucu kalkan sayesinde. Yemek yerken, bir şeyler içerken o korkarak atılan adımlar, o tedirgin bekleyişler yerini tamamen keyifli ve tasasız anlara bırakıyor. İnsanın canı ne çekiyorsa, hiç düşünmeden, o eski sızıları aklına bile getirmeden rahatça tüketebilmesi büyük bir lüks abi ya...
Diş etlerinin o narin yapısı, yabancı maddelere karşı hemen reaksiyon göstermeye çok müsaittir, bunu zaten hepimiz az çok biliriz ya da birilerinden duymuşuzdur. Zirkonyumun en büyük marifetlerinden biri de biyolojik olarak vücutla o muazzam barışıklığı aslında. Ne bir morarma, ne o can sıkıcı alerjik reaksiyonlar, ne de zamanla diş eti çekilmesine yol açan o sert doku düşmanlığı... Ağız içinde adeta kendi evindeymiş gibi sakin sakin yaşıyor bu malzeme. Zaman geçtikçe diş etinin o pembe, sağlıklı rengini korumasına o kadar güzel yardım ediyor ki insan bazen bu uyuma gerçekten hayran kalıyor. Hani derler ya, varlığıyla yokluğu bir diye, tam olarak öyle bir rahatlık işte bu.
Görünüşü bu kadar narin, yumuşak ve şeffaf duruyor diye sakın ola ki çabuk kırılan, hassas bir şey zannedilmesin. O kadar dirençli, o kadar sağlam bir yapısı var ki arka dişlerin o bitmek bilmeyen, tonlarca yük binen çiğneme baskısına bile bana mısın demiyor. Yıllar yılı o ilk günkü formunu, o asil duruşunu hiç kaybetmeden, tıkır tıkır hizmet ediyor insana. Kahve keyifleri, çay sohbetleri, sigara alışkanlıkları ya da renkli yiyecekler... Hiçbiri onun o pürüzsüz, cilalı yüzeyine tutunup da leke bırakamıyor, rengini solduramıyor. Tabii yine de insan kendi dişine nasıl gözü gibi bakıyorsa, buna da öyle şefkatle yaklaşmalı, fırçasını eksik etmemeli...
Sıcak bir çorba içerken ya da arkasından buz gibi bir su yudumlarken dişlerin o sızım sızım sızlaması kadar insanı hayattan bezdiren çok az şey vardır herhalde hayatta. İşte zirkonyum malzemesi, doğası gereği o kadar düşük bir ısı iletkenliğine sahip ki bu tarz hassasiyetleri neredeyse tamamen ortadan kaldırıyor, bıçak gibi kesiyor derler ya, aynen öyle. Ne sıcağın o yakıcı etkisi ne de soğuğun o keskin sızısı diş sinirlerine ulaşabiliyor bu koruyucu kalkan sayesinde. Yemek yerken, bir şeyler içerken o korkarak atılan adımlar, o tedirgin bekleyişler yerini tamamen keyifli ve tasasız anlara bırakıyor. İnsanın canı ne çekiyorsa, hiç düşünmeden, o eski sızıları aklına bile getirmeden rahatça tüketebilmesi büyük bir lüks abi ya...