Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Mutfağımızdaki o çıtır çıtır patates kızartmalarının, canımız her çektiğinde marketten kapıverdiğimiz o paketli bisküvilerin arkasında aslında ne döndüğünü hiç düşündük mü? Trans yağ dedikleri o meret, hidrojenle doyurulmuş bitkisel yağların ta kendisi aslında ve vücudumuza girdiğinde tam bir saatli bombaya dönüşüyor. Kötü kolesterolü göklere çıkarırken, iyi kolesterolü de yerin dibine sokuyor vallahi. Hani bazen o çok sevdiğimiz abur cuburları yerken bir hafiflik gelir ya içimize, işte o esnada damarlarımız içten içe feryat ediyor aslında. Kalp hastalıklarına davetiye çıkarmak tam olarak böyle bir şey.
Beslenme alışkanlıklarımızı kökten değiştirmeden bu sinsi düşmandan kaçabilmemiz neredeyse imkansız gibi bir şey, yani işimiz gerçekten zor. Aldığımız her paketin arkasındaki o upuzun, küçücük yazılmış içindekiler kısmını büyüteçle okumak zorundayız artık. "Kısmen hidrojenize yağ" ibaresini gördüğümüz an o ürünü hemen rafa geri bırakmalıyız, arkamıza bile bakmadan kaçmalıyız oradan. Hücre zarının yapısını bozup bizi kansere kadar götürebilecek bir riskten bahsediyoruz burada abi ya, şakası yok bu işin. Vücudumuz bir çöplük değil ki önüne gelen her kimyasalı içine kabul etsin...
Yemek yaparken zeytinyağından, tereyağından şaşmamak en doğrusu galiba. Hani o pastanelerin önünden geçerken burnumuza gelen o mis gibi kokan kurabiyeler var ya, işte onların çoğunda bu yapay yağlar cirit atıyor. Damar sertliği yapıyor bu meret, kan akışını resmen felç ediyor. Neden kendimize bunu bile bile yapıyoruz ki? Sağlıklı yaşamak bu kadar lüks olmamalı ama biraz da çaba sarf etmek gerekiyor doğrusu.
Vücutta biriken bu toksik atıklar zamanla metabolizmayı da altüst ediyor, kilo vermeyi imkansız hale getiriyor. İnme riskini, felç olasılığını katbekat artırdığını zaten tıp dünyası bas bas bağırıyor yıllardır. Kendimizi korumak, çoluğumuzu çocuğumuzu bu tehlikeden uzak tutmak tamamen bizim elimizde aslında. Vallahi billahi bir kere o paketli gıdaların tadını unutunca insan gerçek yiyeceklerin lezzetini almaya başlıyor, doğala dönmek gibisi yok.
Beslenme alışkanlıklarımızı kökten değiştirmeden bu sinsi düşmandan kaçabilmemiz neredeyse imkansız gibi bir şey, yani işimiz gerçekten zor. Aldığımız her paketin arkasındaki o upuzun, küçücük yazılmış içindekiler kısmını büyüteçle okumak zorundayız artık. "Kısmen hidrojenize yağ" ibaresini gördüğümüz an o ürünü hemen rafa geri bırakmalıyız, arkamıza bile bakmadan kaçmalıyız oradan. Hücre zarının yapısını bozup bizi kansere kadar götürebilecek bir riskten bahsediyoruz burada abi ya, şakası yok bu işin. Vücudumuz bir çöplük değil ki önüne gelen her kimyasalı içine kabul etsin...
Yemek yaparken zeytinyağından, tereyağından şaşmamak en doğrusu galiba. Hani o pastanelerin önünden geçerken burnumuza gelen o mis gibi kokan kurabiyeler var ya, işte onların çoğunda bu yapay yağlar cirit atıyor. Damar sertliği yapıyor bu meret, kan akışını resmen felç ediyor. Neden kendimize bunu bile bile yapıyoruz ki? Sağlıklı yaşamak bu kadar lüks olmamalı ama biraz da çaba sarf etmek gerekiyor doğrusu.
Vücutta biriken bu toksik atıklar zamanla metabolizmayı da altüst ediyor, kilo vermeyi imkansız hale getiriyor. İnme riskini, felç olasılığını katbekat artırdığını zaten tıp dünyası bas bas bağırıyor yıllardır. Kendimizi korumak, çoluğumuzu çocuğumuzu bu tehlikeden uzak tutmak tamamen bizim elimizde aslında. Vallahi billahi bir kere o paketli gıdaların tadını unutunca insan gerçek yiyeceklerin lezzetini almaya başlıyor, doğala dönmek gibisi yok.