Telefon bağımlılığı çocukları nasıl etkiler?

Telefon bağımlılığı çocukları nasıl etkiler?

Cengiz Demir

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
421
Tepkime puanı
0
Cengiz Demir
Eski bir adliye muhabiri olarak yıllarca ne ağır vakalar gördüm ama inan olsun şu küçücük ekranların çocukların zihninde yarattığı o sessiz tahribat kadar beni ürküten çok az şey oldu. Geçen gün mahallede bir kafede oturuyorum, yan masada henüz altı bezli bir çocuk, eline tutuşturulan tablet olmasa bir lokma bile yemek yemiyor; aile desen halinden memnun, derin bir nefes almış sohbet ediyor. Şaka gibi ya, valla bak... Çocuk orada bedenen var ama ruhen adeta başka bir boyuta ışınlanmış gibi, ne etrafındaki sesleri duyuyor ne de annesinin yüzündeki o yorgun tebessümü fark ediyor.

Ekran maruziyeti dediğimiz şey, erken çocukluk döneminde beyin nöronlarının o muazzam şekillenme sürecini tabiri caizse felç ediyor. Nörolojik açıdan baktığımızda, sürekli yüksek uyaranla beslenen bir zihnin, gerçek hayatın o görece yavaş ve doğal ritmine uyum sağlaması mümkün mü? Mümkün değil elbette. Dikkat süreleri saniyelere düşmüş durumda; çocuk artık beş dakika bir masal dinleyemiyor, bir boyama kitabının başında sabırla oturamıyor.

Peki, bu çocuklar akranlarıyla yan yana geldiklerinde ne yapıyorlar dersiniz? Geçenlerde bir parkta gözlemledim; dördü bir banka dizilmiş, ellerinde telefonlar, bir kelime bile etmeden saatlerce oyun oynuyorlar. Sosyal beceri dediğimiz şey doğuştan gelmiyor ki, yaşanarak, düşe kalka, kavga edip barışarak öğrenilir. İletişim kuramayan, göz teması kurmaktan çekinen, empati yeteneği kadük kalmış bir nesil geliyor gözümüzün önüne... Hani nerede kaldı o sokak oyunlarının getirdiği doğal duygusal dayanıklılık?

Bazen diyorum ki, biz ebeveynler kolaycılığa mı kaçıyoruz acaba? Yorgun bir iş gününün ardından çocuğa vakit ayırmak yerine eline ekranı tutuşturmak, anlık bir huzur sağlasa da uzun vadede büyük bir felaketin kapısını aralıyor. Vallahi billahi geleceğin anti-sosyal, yetersizlik hissiyle boğuşan bireylerini kendi ellerimizle yetiştiriyoruz. Çocuğun kurduğu o dijital dünyayı yıktığınız an ortaya çıkan o kontrolsüz öfke patlamaları, aslında çekilme sendromundan başka bir şey değil...

Beynin dopamin salgılama mekanizmasını daha bu yaşta bozuyoruz işte, sonra da "bu çocuk neden bu kadar hırçın" diye doktor doktor geziyoruz. Gerçek dünya, o rengarenk dijital simülasyon kadar hızlı ve ödüllendirici değil maalesef. Hayatın gerçekleriyle, sıkıntısıyla, sıkıcılığıyla baş etmeyi öğrenemeyen bir çocuk, yarın bir gün ilk başarısızlığında nasıl ayakta kalacak? Vallahi bilsem bir sihirli değnek dokunduracağım ama çözüm belli.

Ekrana sınır koymak bir ceza değil, çocuğun zihinsel özgürlüğünü ona geri vermektir. Onları biraz serbest bırakın, bırakın canları sıkılsın; çünkü yaratıcılık tam da o sıkıntı anlarında başlar. Doğayla, toprakla, gerçek oyuncaklarla temas etmeyen bir ruhun tam anlamıyla olgunlaşmasını bekleyemezsiniz...

O dijital dünyanın çekiciliği karşısında gerçek hayatın gri kalması kadar doğal bir şey yok ama iş işten geçmeden o fişi çekmek gerekiyor. Aksi takdirde, kendi evinde bir yabancı gibi büyüyen, duygularını tarif etmekten aciz zihinlerle baş başa kalacağız ki bu senaryo...
 
Geri