Sevdiğim birini kaybettim, nasıl toparlanırım?

Sevdiğim birini kaybettim, nasıl toparlanırım?

Ahmet Katan

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
421
Tepkime puanı
0
Ahmet Katan
Aramayı kestiğin an, o sesin bir daha evin koridorlarında çınlamayacağını anladığın o ilk saniye... İşte orası insanın içinin buz kestiği yerdir abi. Zaman her şeyin ilacıdır diyen o boş kalabalıklara bakma sen, sallıyorlar. Zaman hiçbir şeyi iyileştirmiyor; sadece o yokluğun etrafında yaşamayı, o kocaman boşlukla masaya oturup çay içmeyi öğretiyor sana. Toparlanmak mı? Bu kelimeyi icat edeni bulup sormak lazım, neyi topluyorsun tam olarak? Dağılan senin zihnin, senin kalbin, senin evin...

Bir sabah uyanacaksın ve her şeyin koca bir yalan olmasını dileyeceksin vallahi. Yatak sert gelecek, yorgan ağır, nefes almak bile göğsüne batan bir çivi gibi hissettirecek. Acı öyle bir şey ki, içeri bir kere girdi mi davetsiz misafir gibi başköşeye kurulur. Onu oradan kovmaya çalıştıkça daha da ağırlaşır, üzerine çöker. Bırak çöksün ya. Ağlayacaksan avazın çıktığı kadar bağırarak ağla, susacaksan günlerce tek kelime etme. Kendi fırtınandan kaçmaya çalıştıkça daha çok batıyorsun işte...

İnsanlar konuşacak, saçma sasaçma teselliler verecek, "Hayat devam ediyor" diyecekler mesela. Ulan devam eden hayat kimin hayatı? Senin dünyan durmuş, gezegen dönse ne olur dönmese ne olur! Kalıplaşmış laflara karnımız tok bizim. Biri sana nasıl hissetmen gerektiğini söylediğinde arkana bakmadan uzaklaş oradan. Yasın bir kuralı, bir takvimi, bir reçetesi yok ki. Bugün iyisin derler, yarın bir şarkı çalar sokakta, bir dükkanın önünden geçersin, o kokuyu alırsın ve bittin... Tepeden tırnağa yine o ilk güne dönersin.

O kıyafetlere dokunmak yürek ister, biliyorum. Gardırobu açıp o ceketi koklamak, sonra o kokunun yavaş yavaş çekilip gittiğini hissetmek... Bazen insan hatıralardan kaçmak ister, bazen de sırf o hatıraların içinde boğulmak için can atar. İkisi de senelersin. Bir gün eşyaları toplamaya gücün yetecek, belki aylar sonra, belki yıllar sonra. Ama o gün bugün olmak zorunda değil. Kendini bir şeylere zorlamayı bıraktığın gün, zihnindeki o uğultu hafiflemeye başlayacak.

Neden ben diye soruyorsun değil mi, gece yastığa başını koyduğunda tavanla bakışırken? Bu sorunun cevabı yok abi, hiç boşuna beynini kemirme. Dünyanın en adaletsiz, en rastgele olayıdır ölüm; sıralı gideni de yoktur, vicdanı olanı da. Kalbinin ortasındaki o boşluk hiç dolmayacak, bunu kabul et gitsin. Zaten dolmasın da! O boşluk o insanın sende bıraktığı iz işte, senin ona olan sevgine ödediğin bir bedel...

Gülümserken yakalayacaksın kendini bir gün, bir espriye gülerken. Sonra birden bir suçluluk hissi saplanacak göğsüne, "O yokken ben nasıl gülerim?" diyeceksin. Yapma. Vallahi yapma bunu kendine. Yaşamak bir hıyanet değil geride kalana. O gülücük senin hayatta kalma refleksin sadece, hafızana sürdüğün bir merhem...

Yavaş yavaş, adım adım geçecek demiyorum, geçmeyecek çünkü. Sadece sen o acıyla büyümeyi öğreneceksin, kapasiten genişleyecek. O ağır yük hafiflemeyecek ama senin o yükü taşıyan omuzların güçlenecek zamanla. Bugün sadece nefes al. Sadece önündeki o bir saati atlat, gerisini sonra düşünürsün...
 
Geri