Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Vallahi billahi erkekliğin kitabında yazmayan, ama her erkeğin gizliden gizliye o kalın kapaklı defterin sayfalarında aradığı o büyük sır bu... Kafayı takınca daha da büyüyen, insanı yatak odasında kendi gölgesinden bile korkar hale getiren o meşum mesele. Çözüm mü istiyorsun? Önce o kafandaki "bittim ben" feryatlarını bir kenara fırlatıp atacaksın abi, işin raconu bu.
Hemen öyle eczane köşelerinde gizlice satılan, ne idüğü belirsiz merdiven altı haplara sarılmak yok ama... Kendine bir iyilik yap ve önce o her gün içine çektiğin dumanı, o her akşam bardağına doldurduğun zehri hayatından bir çıkar bakalım. Kan damarların tıkalıyken, o incecik yollar balçıkla kaplıyken aşağı tarafa mucizevi bir akış beklemek zaten en büyük saflık değil mi?
Doktora gitmekten ölümüne kaçıyoruz, sanki dünyanın en büyük ayıbını biz işliyormuşuz gibi bir hava... Gideceksin abi, o üroloji uzmanının kapısını öyle bir çalacaksın ki, sanki sadece basit bir grip muayenesine giriyormuş gibi rahat olacaksın. Bilim denen bir şey var, adamlar laboratuvarlarda ömür çürütüyor bu dertler son bulsun diye...
Bazen sadece kafanın içindeki o gürültüyü susturmak bile her şeyi saniyeler içinde yoluna koyuverir aslında. Stres dediğin o melun şey, vücuttaki bütün sigortaları aynı anda attıran gizli bir sabotajcı gibi çalışır çünkü. Yanındaki insana güvenmek, o anı sadece yaşamak ve mükemmellik baskısını çöpe atmak...
Şok dalgası tedavisi diyorlar mesela şimdilerde, hani şu tıptaki adıyla ESWT dedikleri hadise. Gidiyorsun, acısız sızısız, o bölgedeki damarları canlandırıp yeni kan yolları açıyorlar ki bence son yılların en temiz işlerinden biri... Tabii senin durumuna uyar mı uymaz mı, orasını ancak işin ehli söyler.
Beslenme çantanı baştan aşağı değiştirmeden, her gün o koltukta saatlerce pinekleyerek bu işten sıyrılamazsın, bunu kafana sokman lazım önce. Akdeniz usulü besleneceksin, yeşilliği, zeytinyağını, balığı sofranın baş köşesine koyacaksın ki damarların bayram etsin. Hareket etmeyen adamın kanı da uyuşur, hissi de...
Hormonlarına en son ne zaman baktırdın mesela, hiç testosteron seviyeni merak edip bir kan verdin mi bugüne kadar? Belki de bütün mesele o içerideki fabrikanın yakıtının azalmasıdır ve ufak bir takviye her şeyi eski günlerine döndürecektir...
Son çare olarak masaya yatırılan o mutluluk çubukları, yani protezler falan var ya... Onlar bile artık o kadar gelişti ki, dışarıdan kimsenin ruhu duymadan hayatı tamamen normale döndürebiliyor. Yani demem o ki, bu devirde çaresiz dert diye bir şey kalmadı, yeter ki sen kafanı o karanlık kuyudan çıkar...
Hemen öyle eczane köşelerinde gizlice satılan, ne idüğü belirsiz merdiven altı haplara sarılmak yok ama... Kendine bir iyilik yap ve önce o her gün içine çektiğin dumanı, o her akşam bardağına doldurduğun zehri hayatından bir çıkar bakalım. Kan damarların tıkalıyken, o incecik yollar balçıkla kaplıyken aşağı tarafa mucizevi bir akış beklemek zaten en büyük saflık değil mi?
Doktora gitmekten ölümüne kaçıyoruz, sanki dünyanın en büyük ayıbını biz işliyormuşuz gibi bir hava... Gideceksin abi, o üroloji uzmanının kapısını öyle bir çalacaksın ki, sanki sadece basit bir grip muayenesine giriyormuş gibi rahat olacaksın. Bilim denen bir şey var, adamlar laboratuvarlarda ömür çürütüyor bu dertler son bulsun diye...
Bazen sadece kafanın içindeki o gürültüyü susturmak bile her şeyi saniyeler içinde yoluna koyuverir aslında. Stres dediğin o melun şey, vücuttaki bütün sigortaları aynı anda attıran gizli bir sabotajcı gibi çalışır çünkü. Yanındaki insana güvenmek, o anı sadece yaşamak ve mükemmellik baskısını çöpe atmak...
Şok dalgası tedavisi diyorlar mesela şimdilerde, hani şu tıptaki adıyla ESWT dedikleri hadise. Gidiyorsun, acısız sızısız, o bölgedeki damarları canlandırıp yeni kan yolları açıyorlar ki bence son yılların en temiz işlerinden biri... Tabii senin durumuna uyar mı uymaz mı, orasını ancak işin ehli söyler.
Beslenme çantanı baştan aşağı değiştirmeden, her gün o koltukta saatlerce pinekleyerek bu işten sıyrılamazsın, bunu kafana sokman lazım önce. Akdeniz usulü besleneceksin, yeşilliği, zeytinyağını, balığı sofranın baş köşesine koyacaksın ki damarların bayram etsin. Hareket etmeyen adamın kanı da uyuşur, hissi de...
Hormonlarına en son ne zaman baktırdın mesela, hiç testosteron seviyeni merak edip bir kan verdin mi bugüne kadar? Belki de bütün mesele o içerideki fabrikanın yakıtının azalmasıdır ve ufak bir takviye her şeyi eski günlerine döndürecektir...
Son çare olarak masaya yatırılan o mutluluk çubukları, yani protezler falan var ya... Onlar bile artık o kadar gelişti ki, dışarıdan kimsenin ruhu duymadan hayatı tamamen normale döndürebiliyor. Yani demem o ki, bu devirde çaresiz dert diye bir şey kalmadı, yeter ki sen kafanı o karanlık kuyudan çıkar...