Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Sabahın o kör karanlığında alarm çalınca içimizden birileri kesin küfrediyor, vallahi billahi yalan değil. Gözümüzü açar açmaz telefona sarılmak da neyin nesi, abi ya insan biraz kendiyle baş başa kalır... Güne nasıl başlarsak öyle gidiyor işte, bütün o koşturmaca bir bardak suyla başlıyor aslında.
Kahvaltı dediğin şey sandığımız kadar büyük bir angarya olmamalı, ne bulursak tıkınıyoruz bazen. Acıkmadan yemek mi olur, mideye zulmediyoruz resmen, yahu biraz durup dinlesek kendimizi... Sabah kahvesiyle midenin sesini bastırmak yerine şöyle sade bir başlangıç hayat kurtarıyor, inanın buna.
Bütün gün sandalyeye mıhlanıp kalıyoruz, sonra da "belim neden ağrıyor" diye söyleniyoruz. Hareket etmek için spor salonlarına tonlarca para dökmek şart değil ki, akşamüstü iki adım atmak yetiyor da artıyor bile... Asansör yerine merdiven çıkmak bile o paslanmış kemikleri açıyor, ne bileyim işte ufak detaylar bunlar.
Akşam eve atıp kendimizi ekran karşısına kilitliyoruz, mavi ışık beynimizi resmen deliyor. Kafayı dinlendirmek yerine sosyal medyada başkalarının hayatını kaydırmak neyin nesi, yorulduk abi artık bu dijital gürültüden... Kitap kapağı açmak ya da sadece tavana bakıp susmak o kadar iyi geliyor ki, ruhumuz dinleniyor resmen.
Gece yarısı uyku tutmuyor malum, zihnimiz hala mesaide çünkü. Sabahı beklerken ertelediğimiz o huzuru gecenin sessizliğinde yakalamak elimizde, yeter ki ışıkları erken söndürelim... Uyku dediğimiz şey kutsal bir sığınak aslında, kıymetini bilmeyince ertesi gün pilli bebek gibi geziniyoruz ortalıkta.
Kahvaltı dediğin şey sandığımız kadar büyük bir angarya olmamalı, ne bulursak tıkınıyoruz bazen. Acıkmadan yemek mi olur, mideye zulmediyoruz resmen, yahu biraz durup dinlesek kendimizi... Sabah kahvesiyle midenin sesini bastırmak yerine şöyle sade bir başlangıç hayat kurtarıyor, inanın buna.
Bütün gün sandalyeye mıhlanıp kalıyoruz, sonra da "belim neden ağrıyor" diye söyleniyoruz. Hareket etmek için spor salonlarına tonlarca para dökmek şart değil ki, akşamüstü iki adım atmak yetiyor da artıyor bile... Asansör yerine merdiven çıkmak bile o paslanmış kemikleri açıyor, ne bileyim işte ufak detaylar bunlar.
Akşam eve atıp kendimizi ekran karşısına kilitliyoruz, mavi ışık beynimizi resmen deliyor. Kafayı dinlendirmek yerine sosyal medyada başkalarının hayatını kaydırmak neyin nesi, yorulduk abi artık bu dijital gürültüden... Kitap kapağı açmak ya da sadece tavana bakıp susmak o kadar iyi geliyor ki, ruhumuz dinleniyor resmen.
Gece yarısı uyku tutmuyor malum, zihnimiz hala mesaide çünkü. Sabahı beklerken ertelediğimiz o huzuru gecenin sessizliğinde yakalamak elimizde, yeter ki ışıkları erken söndürelim... Uyku dediğimiz şey kutsal bir sığınak aslında, kıymetini bilmeyince ertesi gün pilli bebek gibi geziniyoruz ortalıkta.