Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Evdeki o cankurtaran kutunun birdenbire ılık rüzgarlar estirmeye başlaması, aslında size derin bir "buralardan gitme vakti geldi" mesajıdır. Sıcak yaz günlerinin tam ortasında klimanın o canlandırıcı soğukluğu yerine yüzünüze vuran o yavan sıcaklık, sistemin can damarı olan akışkanın bir yerlerden sızıp gittiğinin en net kanıtıdır. Bakır boruların ek yerlerindeki küçücük bir gevşeme, zamanla tüm odanın havasını ve neşenizi kaçırmaya yeter de artar bile. Kompresör canla başla çalışır, pervaneler döner ama içeride o ısıyı taşıyacak molekül kalmadıysa... Gerisi sadece yüksek elektrik faturaları ve odada dönüp duran anlamsız bir sıcak hava dalgası.
Bakır boru tesisatının o sert, güven veren duruşuna aldanmayın; zamanla titreşimin ve nemin yarattığı korozyon en sağlam metali bile sinsice delip geçer. Fabrikadan çıktığı günkü gibi duran o parlak boruların üzerinde, gözle görülmesi imkansız mikroskobik gözenekler oluşur bazen. Gaz dediğimiz o uçucu kimyasal, kendine en ufak bir açık arar ve bulduğu ilk iğne deliğinden gökyüzüne doğru özgürlüğünü ilan eder. Ustaların "kondanser delinmiş" ya da "evaporatörde çürüme var" dediği şey, aslında cihazın akciğerlerinin sigara dumanından kararması gibi bir şeydir bir bakıma. Bir bakmışsınız sistemin basıncı sıfıra dayanmış.
Klimanın dış ünitesinin yanına gittiğinizde o incecik boruların üzerinde kar beyazı bir buzlanma görüyorsanız, teşhisi koymak için dahi olmaya gerek yok. Azalan gaz basıncı, sistemdeki dengeleri altüst ederek evaporatör sıcaklığını sıfırın altına düşürür ve havadaki nem anında donuverir orada. Yani cihaz size aslında donarak, can çekişerek haber vermeye çalışıyordur içerideki durumun vahametini. Boruların üzerinde buz sarkıtları oluşması bir görsel şölen değil, tam aksine sistemin "beni kurtarın" diye attığı çığlıktır. Kompresörün normalden çok daha gürültülü, tabiri caizse hırıltılı çalışmaya başlaması da cabası.
Montaj esnasında yapılan o aceleci havşalama işlemleri, ileride başınıza gelebilecek en büyük bütçe düşmanıdır desem abartmış olmam. Boruların birbirine bağlandığı o rekor denilen somunların bir tık gevşek bırakılması ya da konik ağzın tam oturtulamaması, o meşhur R32 veya R410A gazının aylar içinde yavaş yavaş eksilmesine yol açar. Hani bazen dersiniz ya, "Bu klima geçen ay daha iyi soğutuyordu sanki..." İşte o sinsi sızıntı, montaj hatalarının aylar sonra karşınıza çıkardığı o acı faturadır aslında. İşçilik kalitesi, klimanın markasından çok daha hayati bir öneme sahip bu yüzden.
Cihazın altına eğilip baktığınızda veya dış ünitenin rekor bağlantılarında o yapış yapış yağ lekelerini fark ettiyseniz, geçmiş olsun. Sistemdeki soğutucu akışkan, doğası gereği kompresör yağıyla birlikte devridaim yapar ve gazın kaçtığı her delikten dışarıya mutlaka bu yağ da sızar. Kupkuru olması gereken bakır boruların üzerinde toz tutmuş, kararmış yağ izleri görüyorsanız, kaçağın tam adresini buldunuz demektir. Dedektörle aramaya, köpük sıkıp baloncuk beklemeye bile gerek kalmayan, sızıntının kendi kendini ele verdiği o an...
"Gaza basıp devam edelim abi" diyen o eski usul mahalle tamircilerinin oyununa gelirseniz, paranızı doğrudan havaya savuruyorsunuz demektir. Sızıntının yerini bulup o deliği kaynakla ya da parça değişimiyle kapatmadan sisteme yeni gaz basmak, altı delik kovanın içine sürekli su doldurmaya benzer. O gaz birkaç hafta, bilemediniz birkaç ay sonra yine uçup gidecek ve siz yine o tanıdık sıcaklıkla baş başa kalacaksınız. Önemli olan sistemi vakumlatmak, kaçağı kökünden çözmek ve fabrikasyon değerinde gramı gramına gaz şarjı yaptırmaktır. Gerisi sadece geçici bir göz boyama, anlık bir ferahlamadan ibaret...
Bakır boru tesisatının o sert, güven veren duruşuna aldanmayın; zamanla titreşimin ve nemin yarattığı korozyon en sağlam metali bile sinsice delip geçer. Fabrikadan çıktığı günkü gibi duran o parlak boruların üzerinde, gözle görülmesi imkansız mikroskobik gözenekler oluşur bazen. Gaz dediğimiz o uçucu kimyasal, kendine en ufak bir açık arar ve bulduğu ilk iğne deliğinden gökyüzüne doğru özgürlüğünü ilan eder. Ustaların "kondanser delinmiş" ya da "evaporatörde çürüme var" dediği şey, aslında cihazın akciğerlerinin sigara dumanından kararması gibi bir şeydir bir bakıma. Bir bakmışsınız sistemin basıncı sıfıra dayanmış.
Klimanın dış ünitesinin yanına gittiğinizde o incecik boruların üzerinde kar beyazı bir buzlanma görüyorsanız, teşhisi koymak için dahi olmaya gerek yok. Azalan gaz basıncı, sistemdeki dengeleri altüst ederek evaporatör sıcaklığını sıfırın altına düşürür ve havadaki nem anında donuverir orada. Yani cihaz size aslında donarak, can çekişerek haber vermeye çalışıyordur içerideki durumun vahametini. Boruların üzerinde buz sarkıtları oluşması bir görsel şölen değil, tam aksine sistemin "beni kurtarın" diye attığı çığlıktır. Kompresörün normalden çok daha gürültülü, tabiri caizse hırıltılı çalışmaya başlaması da cabası.
Montaj esnasında yapılan o aceleci havşalama işlemleri, ileride başınıza gelebilecek en büyük bütçe düşmanıdır desem abartmış olmam. Boruların birbirine bağlandığı o rekor denilen somunların bir tık gevşek bırakılması ya da konik ağzın tam oturtulamaması, o meşhur R32 veya R410A gazının aylar içinde yavaş yavaş eksilmesine yol açar. Hani bazen dersiniz ya, "Bu klima geçen ay daha iyi soğutuyordu sanki..." İşte o sinsi sızıntı, montaj hatalarının aylar sonra karşınıza çıkardığı o acı faturadır aslında. İşçilik kalitesi, klimanın markasından çok daha hayati bir öneme sahip bu yüzden.
Cihazın altına eğilip baktığınızda veya dış ünitenin rekor bağlantılarında o yapış yapış yağ lekelerini fark ettiyseniz, geçmiş olsun. Sistemdeki soğutucu akışkan, doğası gereği kompresör yağıyla birlikte devridaim yapar ve gazın kaçtığı her delikten dışarıya mutlaka bu yağ da sızar. Kupkuru olması gereken bakır boruların üzerinde toz tutmuş, kararmış yağ izleri görüyorsanız, kaçağın tam adresini buldunuz demektir. Dedektörle aramaya, köpük sıkıp baloncuk beklemeye bile gerek kalmayan, sızıntının kendi kendini ele verdiği o an...
"Gaza basıp devam edelim abi" diyen o eski usul mahalle tamircilerinin oyununa gelirseniz, paranızı doğrudan havaya savuruyorsunuz demektir. Sızıntının yerini bulup o deliği kaynakla ya da parça değişimiyle kapatmadan sisteme yeni gaz basmak, altı delik kovanın içine sürekli su doldurmaya benzer. O gaz birkaç hafta, bilemediniz birkaç ay sonra yine uçup gidecek ve siz yine o tanıdık sıcaklıkla baş başa kalacaksınız. Önemli olan sistemi vakumlatmak, kaçağı kökünden çözmek ve fabrikasyon değerinde gramı gramına gaz şarjı yaptırmaktır. Gerisi sadece geçici bir göz boyama, anlık bir ferahlamadan ibaret...