Periodontoloji hangi hastalıklara bakar?

Periodontoloji hangi hastalıklara bakar?

Sibel Hoca

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
13 Haz 2026
Mesajlar
368
Tepkime puanı
0
Sibel Hoca
İnsanın kendi gövdesine yabancılaşması, ilk önce o sessiz sızılarla başlıyor galiba. Sabah uyandığında, aynanın karşısında musluğa sızan o incecik kırmızı çizgi… Diş etlerinin derinliklerinde gizlenen, kimsenin kolay kolay adını koyamadığı o sinsi çekilme. Periodontoloji tam olarak buraya kalbini koyuyor işte, köklerin o en çıplak, en savunmasız kaldığı gizli uçurumlara bakıyor. Hani bazen için titrer ya, öyle bir dokunuşla kemiğin ve etin o gizli savaşını inceliyor uzmanlar. Dişin etrafındaki o koca evren yıkılırken, sessizce nöbet tutan bir hekimlik bu…

Vallahi bazen insan dişini sadece beyaz bir taştan ibaret sanıyor, büyük yanılgı. Oysa onun altında koskoca bir temel, gizli bir orman var. Diş eti iltihabı dedikleri o gingivitis, sinsice gelip yerleşiyor o ormanın kalbine. Kırmızılık, hafif bir şişlik, derken elini yüzüne götürdüğündeki o uzak, o yabancı koku… Hekimler, o ilk yangını söndürmek için eğiliyorlar ağzının içine. Eğer o ilk adımda durdurulmazsa, gerisi uçurum…

Nefes almak bile ağır geliyor bazen insana, ağzındaki o kesif, o gitmek bilmeyen gölge yüzünden. Halitosis diyorlar kitabi adıyla ama bildiğin ağır bir yük işte, insanın özgüvenini kemiren bir dert. Periodontologlar sadece eti iyileştirmiyor abi, insanın hayata karşı kısalan o nefesini, çekingen gülüşünü geri topluyor yerden. Diş taşlarının, o yıllanmış mikropların yuva yaptığı cepleri tek tek temizlerken aslında bir ömrün yükünü hafifletiyorlar. Ne bileyim, belki de en çok kendimize itiraf edemediğimiz o saklı yaraları şifalandırıyorlar…

Dişlerin sallanmaya başlaması nedir bilir misin, hani o köklerin toprağı bırakması gibi… Periodontitis dedikleri o ileri aşama, tam bir sessiz çığlık. Kemik yavaş yavaş eriyor aşağıda, sen yukarıda sadece sallanan bir yaprak görüyorsun. İşte o an, o eriyen çeneyi, o kaybolan yuvaları kurtarmak için cerrahi bıçaklar, greftler giriyor devreye. Doku nakilleri, kemik tozları… Kaybedilen toprağı yeniden yeşertmek gibi bir şey bu, zamana karşı verilen müthiş bir direnç.

Bir dişin durup dururken, sapsağlamken elinde kalması… Düşüncesi bile insanın içini acıtıyor, derin bir yas gibi. Periodontoloji, diş çevresindeki o koruyucu bağların, hani o periodontal ligament dedikleri gizli iplerin kopuşuna mani olmaya çalışıyor. Sallanan bir dişi kurtarmak, yıkılan bir evi temelinden tutmakla eşdeğer neredeyse. Bazen öyle vakalar oluyor ki, imkansız diyorsun, bitti artık… Ama o doku dostu lazerler, o hassas küretler öyle bir dokunuyor ki, mucize dediğin şey etin kemikle yeniden barışması oluyor.

Çoğu zaman unutuyoruz, ihmal ediyoruz, sonra bir gün aniden o sızlayan hassasiyetle irkiliyoruz. Hani şöyle buz gibi bir su içersin de için sökülür ya, işte o kök yüzeylerinin açığa çıkmasından, diş eti çekilmesinden hep. Periodontolog, o çekilen etleri yukarı doğru çeken, kökü yeniden örten bir terzi gibi çalışıyor adeta. Estetik kaygılar bir yana, o çıplak kalan sinirlerin feryadını dindirmek… İnsan ancak o sızı durduğunda anlıyor sağlığın ne büyük bir lütuf olduğunu.
 
Geri