Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Bedenin kaskatı kesiliyor, kalbin göğüs kafesini yırtacak gibi çarpıyor ama o son düzlük, o zihni boşaltan büyük patlama bir türlü gelmiyor değil mi? Gelmiyor abi, ne yapsan olmuyor bazen. Günlerce, aylarca o duvarın önünde bekliyorsun; ha yıkıldı ha yıkılacak diyorsun ama tık yok. Sırf bu yüzden yataktan buz gibi soğuyan, partnerinin yüzüne bakarken suçluluktan içi ezilen o kadar çok insan var ki... Yalnız değilsin, vallahi değilsin. Zihnin öyle bir hapishane ki, sen hazzın peşinde koştuğunu sanırken o arkadan gizlice el frenini çekiveriyor.
Bırak şimdi o internette okuduğun "şunu yapın, bunu sürün" saçmalıklarını bir kenara. Kafanın içi çöplük gibiyken, geçmişin hayaletleri yatak odasında tepende dikilirken hangi teknik seni o zirveye çıkarabilir ki? Çocukluktan kalan bir suçluluk duygusu, "ayıptır, günahtır" diye beynine kazınan o gizli kodlar... İnsan kendi bedenine yabancılaşır mı, bal gibi de oluyor işte. Kendini serbest bırakamadığın, o kontrol manyaklığını bir an olsun satamadığın sürece o kapı sana kapalı kalacak. Kontrolü kaybetmekten ölesiye korkuyorsun, itiraf et.
Geçenlerde bir danışanım hüngür hüngür ağlayarak anlattı; "Kendimi eksik, kusurlu, bozuk bir makine gibi hissediyorum" dedi. Bak buraya, sen bozuk falan değilsin. Sadece ruhunla bedenin arasındaki o görünmez bağ kopmuş, hepsi bu. Bazen de kullandığın o lanet olası antidepresanlar yapıyor bunu, kimse sana söylemedi mi? Ya da partnerinin seni sadece kendi tatmini için bir araç olarak görmesi... İnsan hissetmediği, güvende olmadığı bir kucakta nasıl ruhunu teslim edebilir ki o hazza?
Önce bir nefes al, yavaşla. Kendini zorlamayı, o ana ulaşmak için didinip durmayı bir durdur Allah aşkına. Odaklandığın şey haz değil, hedefin kendisi olduğunda zaten baştan kaybediyorsun. Görev bilinciyle yapılan seksten ne köy olur ne kasaba... Zihnindeki o yargılayan, seni izleyen, puan veren hayali seyirciyi odadan kovmadığın sürece bu iş yaş. Aynanın karşısına geçip kendi tenine dokunmayı, o tenin ne zaman ve nasıl titrediğini keşfetmeyi denedin mi hiç, sahi?
Belki de problem sandığın kadar derinlerde değildir, ne biliyorsun? Hormonların altüst olmuştur, tiroidin sapıtmıştır, vücudun sana başka bir şeyin alarmını veriyordur... Ama sen inatla suçu hep eksik kadınlığında ya da erkekliğinde ararsın. Kendine ettiğin bu işkence niye? Bir kere de "Bugün de olmadı, ne yapalım" deyip sırtını dönüp uyuyabilseydin... O baskıyı yok edebilseydin, o kilit belki de kendiliğinden çat diye kırılacaktı.
Yatak odasındaki o sessizlik bazen en ağır çığlıktan daha çok sağır eder insanı. Konuşmuyorsun çünkü. Partnerine "Beni burası rahatsız ediyor, canım acıyor, böyle hissetmiyorum" diyemiyorsun ki. Kırılmasın, erkekliği zedelenmesin, kadınlığına laf gelmesin diye sahte çığlıklar atmak daha kolay geliyor, değil mi? Rol yapmak, ruhunu parça parça eksiltmekten başka hiçbir işe yaramaz. Kendine dürüst olmadığın yerde, bedenin sana en ağır cezayı keser: Seni o en yüksek duygudan mahrum bırakır.
Bırak şimdi o internette okuduğun "şunu yapın, bunu sürün" saçmalıklarını bir kenara. Kafanın içi çöplük gibiyken, geçmişin hayaletleri yatak odasında tepende dikilirken hangi teknik seni o zirveye çıkarabilir ki? Çocukluktan kalan bir suçluluk duygusu, "ayıptır, günahtır" diye beynine kazınan o gizli kodlar... İnsan kendi bedenine yabancılaşır mı, bal gibi de oluyor işte. Kendini serbest bırakamadığın, o kontrol manyaklığını bir an olsun satamadığın sürece o kapı sana kapalı kalacak. Kontrolü kaybetmekten ölesiye korkuyorsun, itiraf et.
Geçenlerde bir danışanım hüngür hüngür ağlayarak anlattı; "Kendimi eksik, kusurlu, bozuk bir makine gibi hissediyorum" dedi. Bak buraya, sen bozuk falan değilsin. Sadece ruhunla bedenin arasındaki o görünmez bağ kopmuş, hepsi bu. Bazen de kullandığın o lanet olası antidepresanlar yapıyor bunu, kimse sana söylemedi mi? Ya da partnerinin seni sadece kendi tatmini için bir araç olarak görmesi... İnsan hissetmediği, güvende olmadığı bir kucakta nasıl ruhunu teslim edebilir ki o hazza?
Önce bir nefes al, yavaşla. Kendini zorlamayı, o ana ulaşmak için didinip durmayı bir durdur Allah aşkına. Odaklandığın şey haz değil, hedefin kendisi olduğunda zaten baştan kaybediyorsun. Görev bilinciyle yapılan seksten ne köy olur ne kasaba... Zihnindeki o yargılayan, seni izleyen, puan veren hayali seyirciyi odadan kovmadığın sürece bu iş yaş. Aynanın karşısına geçip kendi tenine dokunmayı, o tenin ne zaman ve nasıl titrediğini keşfetmeyi denedin mi hiç, sahi?
Belki de problem sandığın kadar derinlerde değildir, ne biliyorsun? Hormonların altüst olmuştur, tiroidin sapıtmıştır, vücudun sana başka bir şeyin alarmını veriyordur... Ama sen inatla suçu hep eksik kadınlığında ya da erkekliğinde ararsın. Kendine ettiğin bu işkence niye? Bir kere de "Bugün de olmadı, ne yapalım" deyip sırtını dönüp uyuyabilseydin... O baskıyı yok edebilseydin, o kilit belki de kendiliğinden çat diye kırılacaktı.
Yatak odasındaki o sessizlik bazen en ağır çığlıktan daha çok sağır eder insanı. Konuşmuyorsun çünkü. Partnerine "Beni burası rahatsız ediyor, canım acıyor, böyle hissetmiyorum" diyemiyorsun ki. Kırılmasın, erkekliği zedelenmesin, kadınlığına laf gelmesin diye sahte çığlıklar atmak daha kolay geliyor, değil mi? Rol yapmak, ruhunu parça parça eksiltmekten başka hiçbir işe yaramaz. Kendine dürüst olmadığın yerde, bedenin sana en ağır cezayı keser: Seni o en yüksek duygudan mahrum bırakır.