Obezite genetik midir?

Obezite genetik midir?

Ceren Kalaycı

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
423
Tepkime puanı
0
Ceren Kalaycı
Geçen gün mutfakta, tezgahın üzerinde duran o son dilim çikolatalı keke bakarken buldum kendimi. Saat gece yarısını çoktan geçmişti, ev ahalisi uyuyordu ve ben içimdeki o tuhaf, söz dinlemez sesle amansız bir pazarlığa girişmiştim. Bazılarımız bu savaşı daha gözünü kırpmadan kaybediyor işte, vallahi bak. "E, ne yapayım canım çekiyor" deyip geçmek o kadar kolay ki ama işin aslı sanki biraz daha derinde, hücrelerimizin o karanlık dehlizlerinde gizli gibi. Yıllarca haber peşinde koşarken obezitenin sadece bir "irade zayıflığı" olmadığını, arkasında devasa bir biyolojik senaryo yazdığını çok kez okudum, yazdım, dinledim...

Bizim komşu Hayri Abi’yi düşünüyorum mesela, adam ne bulsa yer ama tığ gibidir, bir gram bile yağ tutmaz üzerinde. Öte yanda ise su içse yarayan, tabağındaki salatayı bile tartarak yiyen o çaresiz çoğunluk... Adaletsizliğin böylesi! Genetik dediğimiz o devasa kütüphane, daha biz dünyaya gözümüzü açmadan önce hangi yemeğe nasıl tepki vereceğimizi, doymak bilmeyen o iştah mekanizmamızın sınırlarını üç aşağı beş yukarı çiziyor aslında. Yani demem o ki, anne babamızdan aldığımız o minik DNA paketleri, fırından yeni çıkmış sıcak bir ekmeğin kokusuna vereceğimiz tepkiyi bile yönetiyor olabilir. DNA zincirimizdeki bazı ufak tefek sapmalar, metabolizmanın çalışma hızını doğrudan etkiliyor, bizi daha yavaş, daha depolamaya meyilli bir hale getiriyor maalesef.

Tıp fakültesinden eski bir dostumla kahve içerken, "Yahu bu işin gerçekten bir çıkış yolu yok mu?" diye sormuştum, gözlerini kısıp uzaklara bakmıştı. Bana leptin hormonundan, yani o beyne "tamam artık doyduk, elindeki çatalı yavaşça yere bırak" diyen o sinyalci molekülden bahsetmişti uzun uzun. Meğer bazılarımızın genleri bu sinyalciyi biraz tembel üretiyormuş ya da beyin bu sesi duymamak için kulaklarını tıkıyormuş. Düşünsenize, sürekli aç hisseden, doymak nedir bilmeyen bir bünyeyle yaşamak zorunda kalmak... Bir nevi fırtınalı denizde pusulasız kalmak gibi bir şey bu. İşte gen haritamız, o pusulanın ne kadar doğru çalışacağını belirleyen en temel aktörlerden biri haline geliveriyor bir anda.

Yine de her şeyi o sarmal zincirlere yükleyip kenara çekilmek, bana biraz kolaycılık gibi geliyor, ne yalan söyleyeyim. Genlerimiz bize bir tabanca sunuyor olabilir ama tetiği çeken her zaman içinde yaşadığımız o hızlı, her köşesinden soslu hamburger fışkıran modern dünya düzeni. Eğer dedelerimizin yaşadığı o hareketli, doğal gıdayla dolu köy hayatında yaşasaydık, belki de o "kilo almaya meyilli" genlerimiz uykuda kalacaktı, hiç uyanmayacaktı bile. Çevremiz neye elverişliyse, genlerimiz de o yönde bir çiçek gibi açıyor ya da soluyor. Yani o kadar da çaresiz değiliz be abi, genetik bir kader gibi görünse de aslında sadece bir eğilim, bir yatkınlık yönlendirmesi.

Bazen kendime soruyorum; acaba bu duruma isyan etmek yerine vücudumuzun bu savunma mekanizmasını sevmeli miyiz? Binlerce yıl önce, kıtlık zamanlarında hayatta kalmamızı sağlayan o "tutumlu genler", bugün bolluk içinde boğulduğumuz dünyada en büyük düşmanımız haline geldi, ne garip tezat... Vücudumuz hala bizi o eski buzul çağında sanıyor, bulduğu her kaloriyi gelecekteki olası bir açlık dönemi için saklamaya çalışıyor adeta. Kendi biyolojimize karşı savaş açmak yerine, belki de onun dilini anlamaya çalışmak, o genetik kodların ritmine uygun küçük adımlar atmak en doğrusu. Kendinize çok yüklenmeyin, bazen o fazla kilolar sadece geçmişten gelen fısıltıların bugünkü yankısıdır...
 
Geri