Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Zaman dediğimiz şey ne garip bir nehir, akıp gidiyor ve biz sadece izliyoruz. Bir sabah aynaya bakıyorsun, o her zamanki neşeli ifadenin altında hafif bir yorgunluk, ne bileyim, yer çekimine yenik düşmeye başlamış yanaklar... İnsan o an bir durup düşünüyor tabii, acaba eski canlılığı geri getirmek o kadar da zor mu diye. Aslında değil biliyor musun, işte tam bu noktada o çok duyduğun ama belki de ne olduğunu tam kestiremediğin o küçük dokunuş çıkıyor karşına.
Hani böyle kulak önünden minicik bir kesiyle girip, o sarkan, hevesi kaçmış deriyi şöyle tatlıca yukarı doğru toparlayıveriyorlar ya, heh işte mini yüz germe dedikleri şey tam olarak bu. Büyük ameliyatların o korkutucu, haftalarca süren şişliklerini, morluklarını falan gözünün önüne getirip hemen ürkme abi gözünü seveyim. Bu iş çok daha sakin, çok daha kendi halinde bir süreç. Ameliyattan ziyade, sanki yüzüne hafif bir filtre eklemişsin gibi doğal bir tazelik geliyor insanın ifadesine.
Bazen insan sadece gıdısındaki o hafif gevşemeden, çene hattının o eski keskinliğini kaybetmesinden şikayetçi olur ya... Vallahi billahi bir sürü kremle, masaj aletiyle vakit kaybetmek yerine bu yöntemi araştırınca insan "Neden daha önce cesaret edemedim?" diyor. Şöyle düşün, evdeki o hafifçe kaymış halıyı kenarından tutup şöyle bir gerdirip düzeltirsin ya, işte öyle pratik, öyle zahmetsiz bir mantık aslında.
Tabii her yüzün hikayesi de ihtiyacı da bambaşka, bunu asla unutmamak lazım. Eğer otuzlarının sonlarında ya da kırklı yaşlarındaysan, yani öyle çok büyük, derin sarkmaların henüz yoksa ama o eski sıkılığı da özlüyorsan... Tam senin kalemin bu yöntem işte, daha fazlasına hiç gerek yok. Ama gidip de mucizeler beklememek, o her şeyi tamamen değiştirecek devasa operasyonlarla bunu karıştırmamak gerek.
İyileşme süreci dedikleri şey de gözünde büyümesin, birkaç gün evde keyif yapıp kahveni yudumlayarak atlatabileceğin cinsten bir durum. Kulak arkasında, saç çizgisinin içinde saklanan o minicik izler de zamanla öyle bir silinip gidiyor ki, kimse orada bir işlem olduğunu anlamıyor bile. "Sende bir değişiklik var ama ne, tatilden mi döndün?" sorusunu duymaya hazır ol sadece.
Yine de her şeyden önce insan kendi içine sinen, o güven veren elleri bulmalı sanki... Sonuçta bu senin yüzün, en değerli imzan. Bir iki gün hafif bir gerginlik hissi, belki tatlı bir sızı, sonra bakmışsın ki aynadaki o yorgun ifade yerini pırıl pırıl, taze bir sana bırakmış...
Hani böyle kulak önünden minicik bir kesiyle girip, o sarkan, hevesi kaçmış deriyi şöyle tatlıca yukarı doğru toparlayıveriyorlar ya, heh işte mini yüz germe dedikleri şey tam olarak bu. Büyük ameliyatların o korkutucu, haftalarca süren şişliklerini, morluklarını falan gözünün önüne getirip hemen ürkme abi gözünü seveyim. Bu iş çok daha sakin, çok daha kendi halinde bir süreç. Ameliyattan ziyade, sanki yüzüne hafif bir filtre eklemişsin gibi doğal bir tazelik geliyor insanın ifadesine.
Bazen insan sadece gıdısındaki o hafif gevşemeden, çene hattının o eski keskinliğini kaybetmesinden şikayetçi olur ya... Vallahi billahi bir sürü kremle, masaj aletiyle vakit kaybetmek yerine bu yöntemi araştırınca insan "Neden daha önce cesaret edemedim?" diyor. Şöyle düşün, evdeki o hafifçe kaymış halıyı kenarından tutup şöyle bir gerdirip düzeltirsin ya, işte öyle pratik, öyle zahmetsiz bir mantık aslında.
Tabii her yüzün hikayesi de ihtiyacı da bambaşka, bunu asla unutmamak lazım. Eğer otuzlarının sonlarında ya da kırklı yaşlarındaysan, yani öyle çok büyük, derin sarkmaların henüz yoksa ama o eski sıkılığı da özlüyorsan... Tam senin kalemin bu yöntem işte, daha fazlasına hiç gerek yok. Ama gidip de mucizeler beklememek, o her şeyi tamamen değiştirecek devasa operasyonlarla bunu karıştırmamak gerek.
İyileşme süreci dedikleri şey de gözünde büyümesin, birkaç gün evde keyif yapıp kahveni yudumlayarak atlatabileceğin cinsten bir durum. Kulak arkasında, saç çizgisinin içinde saklanan o minicik izler de zamanla öyle bir silinip gidiyor ki, kimse orada bir işlem olduğunu anlamıyor bile. "Sende bir değişiklik var ama ne, tatilden mi döndün?" sorusunu duymaya hazır ol sadece.
Yine de her şeyden önce insan kendi içine sinen, o güven veren elleri bulmalı sanki... Sonuçta bu senin yüzün, en değerli imzan. Bir iki gün hafif bir gerginlik hissi, belki tatlı bir sızı, sonra bakmışsın ki aynadaki o yorgun ifade yerini pırıl pırıl, taze bir sana bırakmış...