Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllarca masa başında haber kovalayıp litrelerce filtre kahveyle günü kurtarmaya çalışırken şunu çok iyi öğrendim: Vücudu durduğu yerde yaktığı enerjiye ikna etmek, öyle üç beş internet efsanesiyle olacak iş değil. Herkes bir mucize formül peşinde koşuyor ama kimse asıl meseleye, yani kas kütlesine odaklanmıyor. Kas demek, sen koltukta uzanıp televizyon izlerken bile arka planda tıkır tıkır çalışan o gizli motorun sürekli yakıt tüketmesi demek... Ne kadar çok kas, o kadar hızlı bir bazal hız; formül bu kadar basit aslında ama uygulamak tabii ki disiplin istiyor.
Aç kalmanın metabolizmayı hızlandırdığını düşünen o kitleye ne demeli peki? Vallahi de billahi de en büyük hata bu, kendinizi resmen sabote ediyorsunuz. Vücut dediğin mekanizma kıtlık sinyalini aldığı an hemen savunmaya geçer, elindeki her bir kaloriyi kuruşu kuruşuna saklamaya başlar. Enerjiyi kısmak yerine doğru kaynaklardan kaliteli kalori almak zorundasınız ki o içerideki fabrika çarkları pas tutmasın.
Su içme mevzusuna hiç girmeyeyim diyorum ama her gördüğümde dayanamıyorum, abi günde iki bardak suyla o sistem nasıl dönsün? Hücrelerin çalışması, toksinlerin atılması, o yağların yakım sürecine girmesi... Hepsi ama hepsi o bildiğimiz saf suyun varlığına bağlı. Masanın üzerine o sürahiyi koyacaksın, başka yolu yok.
Gecenin bir yarısı mutfak dolaplarını talan etme alışkanlığını ne yapacağız peki? Uyku düzeniyle metabolizma arasındaki o doğrudan, neredeyse organik bağı görmezden gelmek tam bir amatörlük. Hormonlar gece biz derin uykudayken dengeleniyor, ertesi günün enerji harcama limiti o karanlık saatlerde belirleniyor aslında. Uykusuz kaldığın her gün, ertesi sabah hayata ve metabolizmaya 1-0 yenik başlamak demek.
Şu acı biber, yeşil çay, zencefil üçlüsünü mucize gibi pazarlayanlara da çok inanmayın derim, evet ufacık bir termojenik etki yaratıyorlar ama mucize falan beklemeyin yani. Bir bardak yeşil çay içip akşama kadar yatarsan o metabolizma ancak rüyanda hızlanır... Küçük desteklerdir bunlar, asıl motoru çalıştıracak olan senin genel hareketliliğin ve harcadığın fiziksel çaba.
Günün sonunda olay dönüp dolaşıyor ve o her gün attığın adımların toplamına, gün içindeki o bitmek bilmeyen küçük hareketlerine bağlanıyor. Asansör kullanmamak, iki durak önce inmek, telefonda konuşurken evin içinde turlamak... Küçük görünen bu detaylar birikiyor ve gün sonunda devasa bir kalori açığı, dolayısıyla canavar gibi çalışan bir metabolizma olarak sana geri dönüyor.
Aç kalmanın metabolizmayı hızlandırdığını düşünen o kitleye ne demeli peki? Vallahi de billahi de en büyük hata bu, kendinizi resmen sabote ediyorsunuz. Vücut dediğin mekanizma kıtlık sinyalini aldığı an hemen savunmaya geçer, elindeki her bir kaloriyi kuruşu kuruşuna saklamaya başlar. Enerjiyi kısmak yerine doğru kaynaklardan kaliteli kalori almak zorundasınız ki o içerideki fabrika çarkları pas tutmasın.
Su içme mevzusuna hiç girmeyeyim diyorum ama her gördüğümde dayanamıyorum, abi günde iki bardak suyla o sistem nasıl dönsün? Hücrelerin çalışması, toksinlerin atılması, o yağların yakım sürecine girmesi... Hepsi ama hepsi o bildiğimiz saf suyun varlığına bağlı. Masanın üzerine o sürahiyi koyacaksın, başka yolu yok.
Gecenin bir yarısı mutfak dolaplarını talan etme alışkanlığını ne yapacağız peki? Uyku düzeniyle metabolizma arasındaki o doğrudan, neredeyse organik bağı görmezden gelmek tam bir amatörlük. Hormonlar gece biz derin uykudayken dengeleniyor, ertesi günün enerji harcama limiti o karanlık saatlerde belirleniyor aslında. Uykusuz kaldığın her gün, ertesi sabah hayata ve metabolizmaya 1-0 yenik başlamak demek.
Şu acı biber, yeşil çay, zencefil üçlüsünü mucize gibi pazarlayanlara da çok inanmayın derim, evet ufacık bir termojenik etki yaratıyorlar ama mucize falan beklemeyin yani. Bir bardak yeşil çay içip akşama kadar yatarsan o metabolizma ancak rüyanda hızlanır... Küçük desteklerdir bunlar, asıl motoru çalıştıracak olan senin genel hareketliliğin ve harcadığın fiziksel çaba.
Günün sonunda olay dönüp dolaşıyor ve o her gün attığın adımların toplamına, gün içindeki o bitmek bilmeyen küçük hareketlerine bağlanıyor. Asansör kullanmamak, iki durak önce inmek, telefonda konuşurken evin içinde turlamak... Küçük görünen bu detaylar birikiyor ve gün sonunda devasa bir kalori açığı, dolayısıyla canavar gibi çalışan bir metabolizma olarak sana geri dönüyor.