Masa başı çalışanlar nasıl sağlıklı kalabilir?

Masa başı çalışanlar nasıl sağlıklı kalabilir?

Sibel Hoca

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
13 Haz 2026
Mesajlar
368
Tepkime puanı
0
Sibel Hoca
Sabahın köründe o plastik kaplamalı masalara kurulup ekrana dikilen gözlerimiz var ya bizim... Yıllardır aynı sandalyenin çöküntüsüne vücudumuzun şeklini veriyoruz sanki, kendi elimizle, bile bile yapıyoruz bunu. Belimiz fıtık dolmuş, boynumuz öne doğru eğrilmiş de haberimiz yok, daha doğrusu var da işimize gelmiyor vallahi. Dört duvar arasında omurgamızı unuttuk biz, bildiğin unuttuk gitti. Ne zaman ki o keskin ağrı kalçamıza vurur, işte o zaman hatırlarız bir bedenimiz olduğunu.

Neden durmuyoruz ki birkaç dakika, ne geçecek elimize o kadar hırsla mail yetiştirince? Günde sekiz saat, yetmiyor bazen on saat oturmak hangi cana helal ki bize helal olsun abi ya... Omuzlar çökmüş, akciğerler yarım nefesle idare ediyor, vücut oksijensizikten içten içe feryat ediyor aslında. Biraz doğrulup göğsümüzü açsak, şöyle derin bir nefes çeksek ciğerlerimize, dünya batacak sanki. Ama yok, ekranın ışığı bizi hipnotize etmiş bir kere, kalkamıyoruz o felaket koltuklardan.

Bir bardak su almak için bile kalkmaya üşenir olduk, yanımıza koca koca sürahiler diziyoruz masaya. Halbuki o iki adımı atmak, o bacaklardaki kanı biraz olsun yürütmek için ne büyük fırsat... Hani bazen bacaklarımız uyuşur da karıncalanır ya hânı, işte o an vücut bize resmen bağırıyor, imdat diyor açık açık. Bırak çayı çorbayı masana getirmeyi, kalk kendin al, biraz koridorun tozunu attır yani. Bir metre yürüsek öleceğiz sanki, öyle bir tembellik çöktü üstümüze topluca.

Gözlerimiz kan çanağına dönmüş akşamları eve dönerken, trafikte birbirimizin yüzüne bakacak halimiz kalmıyor. Mavi ışık dedikleri o zımbırtı ruhumuzu emdi resmen, kurudu göz pınarlarımız vallahi billahi. İki dakikada bir uzağa bakmak çok mu zor, pencereden dışarı, gökyüzüne doğru şöyle bir süzmek gözlerimizi... Bazen diyorum ki kendime, neyi bekliyoruz ki düzeltmek için, kör olmayı mı?

Beslenme konusuna hiç girmeyeyim diyorum ama tutamıyorum kendimi, ne bulursak tıkıştırıyoruz ağzımıza o klavyenin başında. Poğaçalar, börekler, o anlamsız şekerli kahveler... Mide kan ağlıyor, metabolizma zaten iflasın eşiğinde durmuş bize bakıyor. Hak ediyoruz ama biz bunu, birazcık özen gösterip evden iki kap sağlıklı bir şey getirmek bu kadar mı ağır geliyor bize? Paket servis kutularının arasında boğulduk gittik, bedenimizi çöp tenekesine çevirdik kendi ellerimizle.

Aramızda hala o saçma sapan ergonomi aparatlarına binlerce lira döküp mucize bekleyenler var, gülüyorum sadece. Koltuk sen sen olmadıktan sonra altın kaplama olsa neye yarar, mesele o tahta parçası değil ki, mesele senin hareket etme iraden... Doğru oturmakmış, dik durmakmış, geçiniz bunları. Oturmayacaksın kardeşim, aralıklarla kalkıp o bedeni esneteceksin, başka yolu yok bu işin.

Hani akşam olup da mesai bitince bir an önce eve atıp kendimizi kanepeye devrilmek istiyoruz ya... İşte en büyük hatayı tam da oracıkta, o kapının eşiğinde yapıyoruz. Bütün gün oturan adam akşam da oturursa o beden bir daha dikiş tutar mı sanıyorsunuz? Yürümek lazım, kaldırımları arşınlamak, o günün stresini ve o masa başı hamlığını sokaklarda bırakmak lazım... Başka türlü insan kalamayız biz bu sistemin içinde.
 
Geri