Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Vücudumuz resmen devasa bir fabrika gibi tıkır tıkır çalışıyor ama bazen o çarkların arasına bir şeyler kaçıyor sanki. İşte tam o anlarda, hani sabah yataktan kalkmak ölüm gelir ya, heh, suçlu çoğunlukla hep aynı. Magnezyum eksikliği kapıyı çalmış demektir.
Vallahi billahi abartmıyorum, tepeden tırnağa her hücrede bu mineralin parmağı var. Kasların kasılmasından tutun da kalbin o ritmik atışına kadar her şey ona emanet. Bir eksilmeye görsün, vücut anında SOS vermeye başlıyor.
Gece yarısı aniden uykudan sıçratan o korkunç krampları bilirsiniz. Ayak parmaklarınıza kadar giren o sızı aslında magnezyumun "bana biraz baksana" deme şeklidir. Kasları gevşetmek onun asli görevi çünkü.
Stresli bir günün ardından başınız çatlayacak gibi mi ağrıyor? Belki de ağrı kesicilere sarılmadan önce eksik olanı yerine koymak lazımdır, kim bilir... Beyindeki sinir iletimini dengede tutan bu dostumuz, migren ataklarının da en büyük düşmanı.
Piyasada o kadar çok çeşidi var ki, insanın kafası allak bullak oluyor abi ya. Sitratı ayrı, malatı ayrı, glisinatı apayrı bir dert. Hangi birini seçeceğini şaşırıyor insan.
Hücrelerin enerji üretmesini sağlıyor dedik ya, aslında olay tam olarak halsizliği kökünden kazımak. Gün boyu kahveye yüklenmek yerine, vücudun temel taşını yerine koymak çok daha mantıklı bir hareket değil mi sizce de?
Göz seğirmesi yaşarsınız bazen, hani günlerce geçmez... Sinir sisteminin "ben artık yoruldum" diye haykırma biçimidir bu. Sinir uçlarını yatıştırmak, onları sakinleştirmek yine bu mucizevi elementin elinde.
Kan şekerini dengede tutmak için de arka planda arı gibi çalışıyor kendisi. İnsülin direnci dedikleri o can sıkıcı meseleyle savaşırken elimizdeki en güçlü kozlardan biri. Tabii değerlere doğru düzgün baktırmak şartıyla.
Uykusuz gecelerin, yatakta sağa sola dönmelerin reçetesi de bazen çok uzakta değildir. Melatonin hormonunu tetikleyip bizi o huzurlu uykuya hazırlayan gizli bir kahraman o. Akşamları rahat bir nefes almak için...
Yeşil yapraklı sebzeleri, kabak çekirdeğini sofradan eksik etmemek gerekiyor aslında. Ama günümüz dünyasında toprağın verimi de eskisi gibi değil ki, ne yesek boş kalıyor bazen. Haliyle takviyeler kaçınılmaz bir hal alıyor.
Özetle, tepeden tırnağa bizi ayakta tutan bu gücü hafife almamak lazım. Kendinize bir iyilik yapın ve bu aralar vücudunuzun ne fısıldadığına biraz kulak kabartın.
Vallahi billahi abartmıyorum, tepeden tırnağa her hücrede bu mineralin parmağı var. Kasların kasılmasından tutun da kalbin o ritmik atışına kadar her şey ona emanet. Bir eksilmeye görsün, vücut anında SOS vermeye başlıyor.
Gece yarısı aniden uykudan sıçratan o korkunç krampları bilirsiniz. Ayak parmaklarınıza kadar giren o sızı aslında magnezyumun "bana biraz baksana" deme şeklidir. Kasları gevşetmek onun asli görevi çünkü.
Stresli bir günün ardından başınız çatlayacak gibi mi ağrıyor? Belki de ağrı kesicilere sarılmadan önce eksik olanı yerine koymak lazımdır, kim bilir... Beyindeki sinir iletimini dengede tutan bu dostumuz, migren ataklarının da en büyük düşmanı.
Piyasada o kadar çok çeşidi var ki, insanın kafası allak bullak oluyor abi ya. Sitratı ayrı, malatı ayrı, glisinatı apayrı bir dert. Hangi birini seçeceğini şaşırıyor insan.
Hücrelerin enerji üretmesini sağlıyor dedik ya, aslında olay tam olarak halsizliği kökünden kazımak. Gün boyu kahveye yüklenmek yerine, vücudun temel taşını yerine koymak çok daha mantıklı bir hareket değil mi sizce de?
Göz seğirmesi yaşarsınız bazen, hani günlerce geçmez... Sinir sisteminin "ben artık yoruldum" diye haykırma biçimidir bu. Sinir uçlarını yatıştırmak, onları sakinleştirmek yine bu mucizevi elementin elinde.
Kan şekerini dengede tutmak için de arka planda arı gibi çalışıyor kendisi. İnsülin direnci dedikleri o can sıkıcı meseleyle savaşırken elimizdeki en güçlü kozlardan biri. Tabii değerlere doğru düzgün baktırmak şartıyla.
Uykusuz gecelerin, yatakta sağa sola dönmelerin reçetesi de bazen çok uzakta değildir. Melatonin hormonunu tetikleyip bizi o huzurlu uykuya hazırlayan gizli bir kahraman o. Akşamları rahat bir nefes almak için...
Yeşil yapraklı sebzeleri, kabak çekirdeğini sofradan eksik etmemek gerekiyor aslında. Ama günümüz dünyasında toprağın verimi de eskisi gibi değil ki, ne yesek boş kalıyor bazen. Haliyle takviyeler kaçınılmaz bir hal alıyor.
Özetle, tepeden tırnağa bizi ayakta tutan bu gücü hafife almamak lazım. Kendinize bir iyilik yapın ve bu aralar vücudunuzun ne fısıldadığına biraz kulak kabartın.