Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Sabahları o masaya otururken içten içe duyulan o korku, sandalyeye ilişirken çekilen o gizli acı... Lifli beslenmek, tam da bu noktada devreye giren sessiz bir kurtarıcı gibi aslında. Lif demek, sindirim sisteminin o çok sevdiği yumuşak yastık, bağırsakların kendi kendine rahatça akıp gitmesi demek. Vallahi billahi, mutfağa biraz yeşillik, biraz yulaf sokmak o kadar şeyi değiştiriyor ki insan hayret ediyor.
Kabızlık denen o inatçı dert, hemoroidin en büyük kankası, en yakın dostudur. Ne kadar çok ıkınırsanız, o damarlar o kadar çok şişer, o kadar çok can yakar. İşte tam burada beslenmeyi değiştirmek, o sert duvarları yıkıp geçmek gerekiyor. Lifli gıdalar bağırsaktaki suyu sünger gibi çeker, dışkıyı yumuşatır ve her şeyi yoluna koyar.
Tabağınıza şöyle bolca yeşil yapraklı sebze, bir avuç bakliyat eklemekten korkmayın derim. Hani derler ya, ne yersen osun diye; bağırsaklar da tam olarak ne verirsen onu sana geri sunar. İşlenmiş unlar, şekerli paketli gıdalar o bölgeyi adeta ateşe verirken, taze meyveler orayı serinleten bir rüzgar gibidir.
Su içmeden lif tüketmek ise tam bir fiyasko, büyük bir hata olur... Çünkü lif suyu sever, suyla büyür, suyla işlev kazanır. Günde iki litreyi bulmayan o su miktarı, liflerin içeride kaskatı kesilmesine neden olur ki, aman diyeyim. Lifli besleneyim derken durumu daha da beter etmek de var işin ucunda.
Bazen sadece bir kase yulaf ezmesi, içine doğranmış birkaç dilim elma bile günün gidişatını baştan aşağı değiştirebilir. Sabahları midenize giren o lifli ilk lokma, gün boyu rahat bir nefes almanızın gizli anahtarıdır aslında. Vücudu zorlamadan, onu kendi ritmine bırakarak iyileştirmek en doğrusu.
Hemoroid canınızı sıktığında ilaçlardan önce tabağınıza bir bakın derim, ne görüyorsunuz? Eğer o tabak renksizse, kupkuraysa, acıların devam etmesi işten bile değil... Rengarenk bir salata, kabuklu yenen bir armut, bir avuç ceviz o bölgedeki baskıyı azaltmanın en doğal, en masrafsız yoludur.
Kabızlık denen o inatçı dert, hemoroidin en büyük kankası, en yakın dostudur. Ne kadar çok ıkınırsanız, o damarlar o kadar çok şişer, o kadar çok can yakar. İşte tam burada beslenmeyi değiştirmek, o sert duvarları yıkıp geçmek gerekiyor. Lifli gıdalar bağırsaktaki suyu sünger gibi çeker, dışkıyı yumuşatır ve her şeyi yoluna koyar.
Tabağınıza şöyle bolca yeşil yapraklı sebze, bir avuç bakliyat eklemekten korkmayın derim. Hani derler ya, ne yersen osun diye; bağırsaklar da tam olarak ne verirsen onu sana geri sunar. İşlenmiş unlar, şekerli paketli gıdalar o bölgeyi adeta ateşe verirken, taze meyveler orayı serinleten bir rüzgar gibidir.
Su içmeden lif tüketmek ise tam bir fiyasko, büyük bir hata olur... Çünkü lif suyu sever, suyla büyür, suyla işlev kazanır. Günde iki litreyi bulmayan o su miktarı, liflerin içeride kaskatı kesilmesine neden olur ki, aman diyeyim. Lifli besleneyim derken durumu daha da beter etmek de var işin ucunda.
Bazen sadece bir kase yulaf ezmesi, içine doğranmış birkaç dilim elma bile günün gidişatını baştan aşağı değiştirebilir. Sabahları midenize giren o lifli ilk lokma, gün boyu rahat bir nefes almanızın gizli anahtarıdır aslında. Vücudu zorlamadan, onu kendi ritmine bırakarak iyileştirmek en doğrusu.
Hemoroid canınızı sıktığında ilaçlardan önce tabağınıza bir bakın derim, ne görüyorsunuz? Eğer o tabak renksizse, kupkuraysa, acıların devam etmesi işten bile değil... Rengarenk bir salata, kabuklu yenen bir armut, bir avuç ceviz o bölgedeki baskıyı azaltmanın en doğal, en masrafsız yoludur.