Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Gözlükleri fırlatıp atmak, sabah uyanınca gözlüğü aramadan saati görebilmek harika bir his tabii... Lazer ameliyatı masasına yatarken herkesin kafasında o aynı soru dolanıp duruyor aslında: "Peki ya birkaç yıl sonra bu numaralar geri gelirse?" Valla haklı bir endişe, kimse o kadar masrafa ve strese girdikten sonra sil baştan gözlükçülerin yolunu tutmak istemez.
Doktorlar "numara sıfırlandı" derken genellikle o anki mevcut kırma kusurunun düzeltildiğini kastediyorlar. Yani lazer, korneayı yeniden şekillendirip o günkü bozukluğu sıfırlıyor ama gözün gelecekte kendi kendine değişme ihtimalini tamamen ortadan kaldırmıyor. Yapılan işlem mevcut durumu düzeltiyor, gözün yaşlanma veya biyolojik olarak büyüme sürecini dondurmuyor ki...
Bazen ameliyattan beş altı yıl sonra gözünde hafif bir bulanıklık hisseden biri "Eyvah lazer bozuldu" diye panik yapabiliyor. Aslında olay tam olarak numaranın "geri gelmesi" değil, gözün kendi yolculuğuna kaldığı yerden devam etmesi. Yani lazerden önce de ilerleyecekti o numara, lazer olsan da olmasan da değişecekti bir şeyler.
Özellikle yirmi yaşın altında ameliyat olanlarda bu durumla daha sık karşılaşılıyor sanırım. Vücut büyümeye devam ettikçe göz küresinin çapı da değişebiliyor çünkü. Bu yüzden doktorlar ısrarla "Numaranız en az bir yıl boyunca hiç değişmediyse masaya yatın" diye tembihliyor ya zaten... Acele etmemek, gözün oturmasını beklemek en mantıklısı.
Göz kuruluğu da bazen insanı yanıltıyor abi, sanki numara tekrar büyümüş gibi bir his yaratıyor gözde. Akşamları bilgisayar karşısında gözler kuruyunca görüş netliği bir anda düşüveriyor. Sonra "Eyvah, yine mi başladık" stresi... Oysa altından sadece bir damla gözyaşı eksikliği çıkabiliyor çoğu zaman.
Diyelim ki numara gerçekten biraz ilerledi, eee ne olacak şimdi? Dünyanın sonu değil ya... Kornea kalınlığınız ve göz yapınız uygunsa, doktorlar küçük bir dokunuşla ikinci bir düzeltme yapabiliyorlar genellikle. Tabii her göz ikinci bir lazeri kaldırmayabilir, orası ayrı bir uzmanlık konusu.
Yaş kırka dayandığında başlayan o meşhur yakın görme bozukluğu var bir de, presbiyopi diyorlar hani... İşte bunu gençken olunan lazer ameliyatıyla karıştırmamak lazım. "Lazer olmuştum ama bak yine göremiyorum" diyenlerin çoğu aslında yaşın getirdiği o doğal yakın görme problemine takılıyor. Yıllar geçiyor, biyoloji kendi kuralını koyuyor bir şekilde...
Sonuçta lazer mucizevi bir konfor sunuyor ama gözümüzü çelikten bir organa dönüştürmüyor neticede. Kendi gözünüze ne kadar iyi bakarsanız, ekran karşısında gözü ne kadar az yorarsanız o konforu o kadar uzun süre korursunuz. Bir de periyodik kontrolleri aksatmamak lazım tabii...
Doktorlar "numara sıfırlandı" derken genellikle o anki mevcut kırma kusurunun düzeltildiğini kastediyorlar. Yani lazer, korneayı yeniden şekillendirip o günkü bozukluğu sıfırlıyor ama gözün gelecekte kendi kendine değişme ihtimalini tamamen ortadan kaldırmıyor. Yapılan işlem mevcut durumu düzeltiyor, gözün yaşlanma veya biyolojik olarak büyüme sürecini dondurmuyor ki...
Bazen ameliyattan beş altı yıl sonra gözünde hafif bir bulanıklık hisseden biri "Eyvah lazer bozuldu" diye panik yapabiliyor. Aslında olay tam olarak numaranın "geri gelmesi" değil, gözün kendi yolculuğuna kaldığı yerden devam etmesi. Yani lazerden önce de ilerleyecekti o numara, lazer olsan da olmasan da değişecekti bir şeyler.
Özellikle yirmi yaşın altında ameliyat olanlarda bu durumla daha sık karşılaşılıyor sanırım. Vücut büyümeye devam ettikçe göz küresinin çapı da değişebiliyor çünkü. Bu yüzden doktorlar ısrarla "Numaranız en az bir yıl boyunca hiç değişmediyse masaya yatın" diye tembihliyor ya zaten... Acele etmemek, gözün oturmasını beklemek en mantıklısı.
Göz kuruluğu da bazen insanı yanıltıyor abi, sanki numara tekrar büyümüş gibi bir his yaratıyor gözde. Akşamları bilgisayar karşısında gözler kuruyunca görüş netliği bir anda düşüveriyor. Sonra "Eyvah, yine mi başladık" stresi... Oysa altından sadece bir damla gözyaşı eksikliği çıkabiliyor çoğu zaman.
Diyelim ki numara gerçekten biraz ilerledi, eee ne olacak şimdi? Dünyanın sonu değil ya... Kornea kalınlığınız ve göz yapınız uygunsa, doktorlar küçük bir dokunuşla ikinci bir düzeltme yapabiliyorlar genellikle. Tabii her göz ikinci bir lazeri kaldırmayabilir, orası ayrı bir uzmanlık konusu.
Yaş kırka dayandığında başlayan o meşhur yakın görme bozukluğu var bir de, presbiyopi diyorlar hani... İşte bunu gençken olunan lazer ameliyatıyla karıştırmamak lazım. "Lazer olmuştum ama bak yine göremiyorum" diyenlerin çoğu aslında yaşın getirdiği o doğal yakın görme problemine takılıyor. Yıllar geçiyor, biyoloji kendi kuralını koyuyor bir şekilde...
Sonuçta lazer mucizevi bir konfor sunuyor ama gözümüzü çelikten bir organa dönüştürmüyor neticede. Kendi gözünüze ne kadar iyi bakarsanız, ekran karşısında gözü ne kadar az yorarsanız o konforu o kadar uzun süre korursunuz. Bir de periyodik kontrolleri aksatmamak lazım tabii...