Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Gözlerinden o acıyı, o bulanıklığı atmak için masaya yattın, çizdirdin çizmesine ama şimdi sabahları uyanınca kum dökmüş gibi yanıyor ortalık, vallahi billahi insanı pişman ettirecek kadar lanet bir şey bu kuruluk.
Doktorlar üç ay der, altı ay der geçer derler de o aynaya bakıp da gözlerinin ferinin söndüğünü hissettiğin anlar var ya, işte asıl mesele o takvim yapraklarının geçmek bilmeyişinde saklı, zaman hakikaten bükülüyor sanki.
Neden böyle oluyor diye soruyorsun kendi kendine, kornea dediğin o cam gibi tabaka kesiliyor biçiliyor sonuçta, sinirler küsüyor resmen dış dünyaya, damlaları damlatmaktan göz bebeğin kendi suyunu üretmeyi unuttu abicim, tembelleşti zavallı.
Geçecek elbet, bu dünyada kalıcı ne var ki sanki; ama o damla şişelerini cebinde taşımaktan, gece yatakta gözünü açamayacak kadar yapış yapış olmaktan gına geliyor adama, insan unutmak istiyor o masayı.
Bazen rüzgarlı bir sokakta yürürken ya da klimalı odaya girince anlıyorsun ki bu iş öyle şıp diye bitmiyor, vücudun kendi ritmini bulması vakit alıyor, acele etmemek lazım galiba...
Kimisi iki haftada ayaklanır fersah fersah uçar, kimisinin gözü sekiz ay boyunca ağlarım da ağlarım der, bünye meselesi işte, kimin ne zaman toparlayacağını kestirmek imkansız gibi bir şey.
Sabırlı olacaksın, başka çaren yok çünkü; o yapay gözyaşı damlaları var ya, onlar senin en yakın dostun artık, çantadan da cepten de eksik etmeyeceksin, ne zaman ki gözün kendi kendine ağlamayı hatırlar, o zaman bayram işte.
Doktorlar üç ay der, altı ay der geçer derler de o aynaya bakıp da gözlerinin ferinin söndüğünü hissettiğin anlar var ya, işte asıl mesele o takvim yapraklarının geçmek bilmeyişinde saklı, zaman hakikaten bükülüyor sanki.
Neden böyle oluyor diye soruyorsun kendi kendine, kornea dediğin o cam gibi tabaka kesiliyor biçiliyor sonuçta, sinirler küsüyor resmen dış dünyaya, damlaları damlatmaktan göz bebeğin kendi suyunu üretmeyi unuttu abicim, tembelleşti zavallı.
Geçecek elbet, bu dünyada kalıcı ne var ki sanki; ama o damla şişelerini cebinde taşımaktan, gece yatakta gözünü açamayacak kadar yapış yapış olmaktan gına geliyor adama, insan unutmak istiyor o masayı.
Bazen rüzgarlı bir sokakta yürürken ya da klimalı odaya girince anlıyorsun ki bu iş öyle şıp diye bitmiyor, vücudun kendi ritmini bulması vakit alıyor, acele etmemek lazım galiba...
Kimisi iki haftada ayaklanır fersah fersah uçar, kimisinin gözü sekiz ay boyunca ağlarım da ağlarım der, bünye meselesi işte, kimin ne zaman toparlayacağını kestirmek imkansız gibi bir şey.
Sabırlı olacaksın, başka çaren yok çünkü; o yapay gözyaşı damlaları var ya, onlar senin en yakın dostun artık, çantadan da cepten de eksik etmeyeceksin, ne zaman ki gözün kendi kendine ağlamayı hatırlar, o zaman bayram işte.