Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Gözünün önünden aniden geçiveren o parlak şimşekler var ya... Hani sanki birisi karanlıkta fotoğraf makinesinin flaşına basmış gibi anlık bir parlama olur, arkana dönüp bakarsın ama kimse yoktur. İşte tıp dünyası buna fotopsi diyor ve aslında bu durum, gözümüzün içini dolduran o jel kıvamındaki sıvının, yani vitreusun, retinaya yaptığı o ufak tefek baskılardan, arkaya doğru çekilmesinden kaynaklanıyor. Yani durduk yere ortaya çıkan bir durum değil bu; doğrudan gözün kendi iç mekanizmasının fiziksel bir tepkimesi, biyolojik bir çekişme hikayesi...
Vallahi billahi bazen insan gerçekten çok ürküyor, durup dururken odanın içinde bir ışık hüzmesi görünce aklını kaçıracak gibi oluyor ama işin aslı tamamen mekanik bir süreçten ibaret. Yaş ilerledikçe o gözümüzün içindeki jel kıvamındaki yapı yavaş yavaş sıvılaşıyor, büzülüyor ve büzüldükçe de retinaya tutunduğu yerleri şöyle bir çekiştirmeye başlıyor. Beynimiz ise bu fiziksel çekiştirmeyi, dokunmayı ya da baskıyı sanki dışarıdan gelen gerçek bir ışık dalgasıymış gibi algılıyor; yani aslında orada yanan bir lamba falan yok, tamamen bizim sinir sistemimizin bize oynadığı ufak bir algı oyunu bu... Tabii her zaman bu kadar masum da olmayabilir...
Şimdi sana çok önemli bir şey söyleyeceğim, eğer bu çakmalarla beraber gözünün önünde uçuşan siyah noktalar, hani o sinek gibi uçuşan iplikçikler var ya, onlar da birden feci şekilde arttıysa... İşte orada durup bir düşünmek, hatta hiç vakit kaybetmeden uzman bir göz hekiminin kapısını çalmak gerekiyor. Çünkü o jel retinayı çok sert çekerse orada ufak bir yırtık oluşturabiliyor ve bu yırtılma hissi de kendini yine o ani patlamalarla, şimşeklerle belli ediyor. Hekimlik sanatı tam da burada devreye giriyor; çünkü erken müdahale edilmeyen o minicik retina yırtıkları, Allah korusun, ileride çok daha büyük görme kayıplarına yol açabilecek ciddiyete sahip bir tablonun ilk habercisi olabiliyor.
Bazen de baş ağrısı gelmeden hemen önce, özellikle migreni olanlar çok iyi bilir bunu, gözün önünde zikzaklar çizen, dalgalanan, parıldayan o tuhaf ışıklı çizgiler belirir. Bu durum gözün kendisinden değil, tamamen beyindeki damarların kasılıp gevşemesiyle, o bölgedeki kan akışının anlık değişimiyle alakalıdır ki biz buna da migren aurası diyoruz. Yani her ışık parlamasını doğrudan gözün arkasındaki yırtılmaya bağlamak doğru olmaz, bazen sadece beynimizin bize "Hey, birazdan fena bir baş ağrısı geliyor, hazırlıklı ol!" deme şeklidir bu...
Yahu abi, göz bu, şakaya gelmez ki... Bir sabah uyanıyorsun ve sanki gözünün bir köşesine siyah bir perde iniyor gibi hissediyorsun ya da o flaşlar artık durmaksızın patlamaya başlıyor. İşte bu aşamada "Geçer herhalde, yorgunluktandır" deyip geçiştirmek yapılacak en büyük hatalardan biri olur, benden söylemesi. Resmi olarak da tıbbi literatürün üstüne basa basa vurguladığı üzere, ani gelişen fotopsi vakalarında ilk 24 saat içinde yapılacak o detaylı göz dibi muayenesi, retinanın kurtarılması ve sürecin kontrol altına alınması adına hayati bir eşiktir.
Vallahi billahi bazen insan gerçekten çok ürküyor, durup dururken odanın içinde bir ışık hüzmesi görünce aklını kaçıracak gibi oluyor ama işin aslı tamamen mekanik bir süreçten ibaret. Yaş ilerledikçe o gözümüzün içindeki jel kıvamındaki yapı yavaş yavaş sıvılaşıyor, büzülüyor ve büzüldükçe de retinaya tutunduğu yerleri şöyle bir çekiştirmeye başlıyor. Beynimiz ise bu fiziksel çekiştirmeyi, dokunmayı ya da baskıyı sanki dışarıdan gelen gerçek bir ışık dalgasıymış gibi algılıyor; yani aslında orada yanan bir lamba falan yok, tamamen bizim sinir sistemimizin bize oynadığı ufak bir algı oyunu bu... Tabii her zaman bu kadar masum da olmayabilir...
Şimdi sana çok önemli bir şey söyleyeceğim, eğer bu çakmalarla beraber gözünün önünde uçuşan siyah noktalar, hani o sinek gibi uçuşan iplikçikler var ya, onlar da birden feci şekilde arttıysa... İşte orada durup bir düşünmek, hatta hiç vakit kaybetmeden uzman bir göz hekiminin kapısını çalmak gerekiyor. Çünkü o jel retinayı çok sert çekerse orada ufak bir yırtık oluşturabiliyor ve bu yırtılma hissi de kendini yine o ani patlamalarla, şimşeklerle belli ediyor. Hekimlik sanatı tam da burada devreye giriyor; çünkü erken müdahale edilmeyen o minicik retina yırtıkları, Allah korusun, ileride çok daha büyük görme kayıplarına yol açabilecek ciddiyete sahip bir tablonun ilk habercisi olabiliyor.
Bazen de baş ağrısı gelmeden hemen önce, özellikle migreni olanlar çok iyi bilir bunu, gözün önünde zikzaklar çizen, dalgalanan, parıldayan o tuhaf ışıklı çizgiler belirir. Bu durum gözün kendisinden değil, tamamen beyindeki damarların kasılıp gevşemesiyle, o bölgedeki kan akışının anlık değişimiyle alakalıdır ki biz buna da migren aurası diyoruz. Yani her ışık parlamasını doğrudan gözün arkasındaki yırtılmaya bağlamak doğru olmaz, bazen sadece beynimizin bize "Hey, birazdan fena bir baş ağrısı geliyor, hazırlıklı ol!" deme şeklidir bu...
Yahu abi, göz bu, şakaya gelmez ki... Bir sabah uyanıyorsun ve sanki gözünün bir köşesine siyah bir perde iniyor gibi hissediyorsun ya da o flaşlar artık durmaksızın patlamaya başlıyor. İşte bu aşamada "Geçer herhalde, yorgunluktandır" deyip geçiştirmek yapılacak en büyük hatalardan biri olur, benden söylemesi. Resmi olarak da tıbbi literatürün üstüne basa basa vurguladığı üzere, ani gelişen fotopsi vakalarında ilk 24 saat içinde yapılacak o detaylı göz dibi muayenesi, retinanın kurtarılması ve sürecin kontrol altına alınması adına hayati bir eşiktir.