Hipertansiyon nasıl kontrol altına alınır?

Hipertansiyon nasıl kontrol altına alınır?

Ahmet Katan

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
421
Tepkime puanı
0
Ahmet Katan
Tansiyon dediğin o sinsi illet, damarlarında sessiz bir fırtına koparırken sen koltukta uzanmış televizyon izliyorsun mudur acaba? İşin şakası yok abi, bu yüksek tansiyon meselesi kapıyı çalmadan içeri giren, evdeki en değerli vazoyu kırıp döken o sevmediğin akraba gibi. Çoğu zaman başın bile ağrımaz, "Bende bir şey yok vallahi billahi" dersin ama o arka planda tıkır tıkır işler... Kalbi yorar, böbreği hırpalar, beynin kılcallarına baskı yapar. Kendini kandırmayı bırakıp o eczanede satılan dijital aletlerden bir tane edineceksin, işin ilk kuralı bu kadar basit. Kontrol altına almak istiyorsan, önce düşmanının ne zaman vites yükselttiğini çıplak gözle görmen lazım.

Tuz kavanozunu masadan öyle bir kaldırıp atacaksın ki bir daha gözün bile görmeyecek. Yıllarca her yemeğe daha tadına bakmadan tuz ektik de ne oldu, damarlarımız birer beton boruya döndü resmen. Esneklik gidiyor, kan o daracık yollardan geçmek için yırtınırken basınç tavan yapıyor haliyle. Hani o bayılarak yediğin cipsler, hazır çorbalar, şarküteri ürünleri var ya... Hepsi birer sodyum bombası, başka bir şey değil. Damak tadı dediğin şey inan bana üç haftada değişiyor, insan dili her şeye alışıyor da şu hayati organlar bir kez teklemeseydi iyiydi...

Doktorun verdiği o ufak pembe hapı kafana göre "Bugün kendimi iyi hissediyorum" diyerek içmemek, yapılan en büyük enayice hata olabilir. Bu ilaçlar ağrı kesici değil ki başın ağrıyınca atasın, bu bir sistem düzenleyici, anlıyor musun? Vücut o kimyasalla bir denge kuruyor, sen pat diye kesince tansiyon yaydan fırlayan ok gibi yukarı fırlıyor sonra. "Yahu her gün ilaç mı içilir, bağımlılık yapar" diyen o mahalle kahvesindeki dayıları dinlemeyi bir kenara bırakalım artık. Düzenli kullanım, hani o her sabah aynı saatte tık diye yutulan o küçük hap, seni o korkunç felç senaryolarından koruyan en güçlü kalkanın aslında.

Yarım saatlik o tempolu yürüyüşleri gözünde büyüten insanı vallahi anlamıyorum. Spor salonuna yazılıp deli gibi ağırlık kaldır demiyor kimse sana, çık dışarı, temiz havada biraz hızlıca yürü, damarların bir nefes alsın, genişlesin. Egzersiz yaparken kalbin güçleniyor, daha az çabayla daha çok kan pompalıyor ve hop, basınca binen yük azalıyor kendiliğinden. Koltuğa çakılıp kaldıkça, o göbek büyüdükçe kalbinin işini ne kadar zorlaştırdığının farkında mısın peki? Hareket hayattır lafı boşa söylenmemiş, her gün o adımlar atılacak, başka yolu yok.

Stres dediğimiz o modern dünya belası, tansiyonu dakikalar içinde zıplatan gizli bir tetikçidir. İş yerinde şefe kızarsın, trafikte birine parlar haber bültenine canın sıkılır ve bir bakmışsın kulakların uğulduyor... Vücut o anlarda öyle bir adrenalin pompalıyor ki damarlar büzüşüyor, kan sıkışıyor. Sakinleşmeyi öğrenmek zorundayız abi, derin bir nefes alıp "Benden kıymetli mi?" diyebilmeli insan. Kafayı rahatlatacak bir hobi mi bulursun, balkona çıkıp gökyüzüne mi bakarsın bilmem ama o öfke patlamalarını acilen törpülemen şart.
 
Geri