Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Anorektal bölgenin submukozal tabakasında yer alan rektal venöz pleksusların patolojik olarak genişlemesi, yani o bildiğimiz hemoroidal hastalık, aslında tamamen mekanik bir basınç dengesizliğinden kaynaklanıyor. Yerçekimine karşı sürekli mücadele eden bu damar yumakları, intraabdominal (karın içi) basıncın artmasıyla birlikte mikro sirkülasyonunu kaybediyor abi ya... Defekasyon esnasında yapılan aşırı ıkınma, bu bölgedeki elastik bağ dokusunun yırtılmasına ve damarların aşağı doğru sarkarak pakeler oluşturmasına yol açıyor. Vallahi billahi, o incecik venöz duvarlar bir kez genişlemeye görsün, bir daha eski haline dönmesi neredeyse imkansız hale geliyor ve süreç kronikleşiyor.
Kronik kabızlık ya da tam tersi sürekli devam eden ishal atakları, sfinkter kaslarının tonusunu bozarak anal kanalın anatomik yapısını doğrudan tahrip ediyor. Lifli gıdalardan fakir beslenmek, dışkı hacmini küçülterek bağırsak peristaltizmini yavaşlatır ki bu da sertleşen feçesin dışarı atılması için rektuma normalin üç-dört katı daha fazla yük binmesi demektir. Sürekli tuvalette oturup telefonla vakit geçirmek, o pelvik tabanın sarktıkça sarkmasına yol açan gizli düşman aslında... Yerçekimiyle birleşen o sürekli pasif basınç, anal yastıkçıkları yerinde tutan Park ligamanlarını gevşetiyor ve işte o an geri dönüşü olmayan o sarkma süreci başlıyor...
Vücuttaki portal venöz sistemin kapakçıklardan yoksun olması, kalbe geri dönmesi gereken kanın hidrostatik basınçla anal bölgeye geri birikmesine neden olan en büyük yapısal handikaplardan biridir. Özellikle portal hipertansiyon yaratan karaciğer hastalıklarında ya da pelvik bölgeyi bloke eden kitle varlığında, kan geri kaçacak yer arar ve en zayıf halka olan hemoroidal damarlara hücum eder. Yani aslında sorun sadece oradaki lokal bir doku bozulması değil, tüm dolaşım sisteminin bir nevi feryat etmesidir... Pelvik konjesyon dediğimiz bu durum, damar duvarlarındaki kollajen sentezinin azalmasıyla birleşince, en ufak bir fiziksel zorlamada bile o tanıdık kanamaları tetikleyen tromboze yapıları karşımıza çıkarıyor.
Sedanter yaşam tarzı, yani gün boyu ofis sandalyesine çakılı kalıp kalçayı o sert yüzeylere saatlerce bastırmak, pelvik bölgedeki kan dolaşımını adeta felç ediyor. İnsan anatomisi saatlerce oturmak üzere tasarlanmadığı için, o bölgedeki toplardamarlar göllenme yapıyor ve basınç katlanarak artıyor. Arada bir kalkıp yürümek, o durgunlaşan kanı harekete geçirmek o kadar hayati ki... Hamilelik döneminde salgılanan progesteron hormonunun damar düz kaslarını gevşetmesi ve büyüyen uterusun vena cava inferiora baskı yapması da aynı mekanizmayla, yani tamamen fiziksel bir sıkışmayla süreci tetikliyor.
Kronik kabızlık ya da tam tersi sürekli devam eden ishal atakları, sfinkter kaslarının tonusunu bozarak anal kanalın anatomik yapısını doğrudan tahrip ediyor. Lifli gıdalardan fakir beslenmek, dışkı hacmini küçülterek bağırsak peristaltizmini yavaşlatır ki bu da sertleşen feçesin dışarı atılması için rektuma normalin üç-dört katı daha fazla yük binmesi demektir. Sürekli tuvalette oturup telefonla vakit geçirmek, o pelvik tabanın sarktıkça sarkmasına yol açan gizli düşman aslında... Yerçekimiyle birleşen o sürekli pasif basınç, anal yastıkçıkları yerinde tutan Park ligamanlarını gevşetiyor ve işte o an geri dönüşü olmayan o sarkma süreci başlıyor...
Vücuttaki portal venöz sistemin kapakçıklardan yoksun olması, kalbe geri dönmesi gereken kanın hidrostatik basınçla anal bölgeye geri birikmesine neden olan en büyük yapısal handikaplardan biridir. Özellikle portal hipertansiyon yaratan karaciğer hastalıklarında ya da pelvik bölgeyi bloke eden kitle varlığında, kan geri kaçacak yer arar ve en zayıf halka olan hemoroidal damarlara hücum eder. Yani aslında sorun sadece oradaki lokal bir doku bozulması değil, tüm dolaşım sisteminin bir nevi feryat etmesidir... Pelvik konjesyon dediğimiz bu durum, damar duvarlarındaki kollajen sentezinin azalmasıyla birleşince, en ufak bir fiziksel zorlamada bile o tanıdık kanamaları tetikleyen tromboze yapıları karşımıza çıkarıyor.
Sedanter yaşam tarzı, yani gün boyu ofis sandalyesine çakılı kalıp kalçayı o sert yüzeylere saatlerce bastırmak, pelvik bölgedeki kan dolaşımını adeta felç ediyor. İnsan anatomisi saatlerce oturmak üzere tasarlanmadığı için, o bölgedeki toplardamarlar göllenme yapıyor ve basınç katlanarak artıyor. Arada bir kalkıp yürümek, o durgunlaşan kanı harekete geçirmek o kadar hayati ki... Hamilelik döneminde salgılanan progesteron hormonunun damar düz kaslarını gevşetmesi ve büyüyen uterusun vena cava inferiora baskı yapması da aynı mekanizmayla, yani tamamen fiziksel bir sıkışmayla süreci tetikliyor.