Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Araç içindeki o serin havayı sağlayan sistemin kalbinde, ön tamponun hemen arkasına gizlenmiş kondanser dediğimiz o hassas alüminyum petek yer alıyor. Yoldan seken küçük bir taş parçası veya kışın yollara dökülen tuzların zamanla oluşturduğu korozyon, bu ince kılcal borularda gözle zor görülen mikro çatlaklar açabiliyor. Gaz basıncı düştükçe kompresör devreye girmekte zorlanır, kompresör zorlandıkça da o tanıdık buz gibi hava yerini ilık bir üflemeye bırakır. Bazen klimayı açtığınızda kaputun altından gelen o hafif ıslık sesini duyarsınız ya... İşte o ses, sistemdeki R134a veya R1234yf gazının atmosferle buluşma hikayesidir.
Klima düğmesine bastığınız an motora binen o hafif yükü hissetmiyorsanız veya kompresör debriyajı devreye girip çıkarken o belirgin "tık" sesini vermiyorsa, radyatördeki basınç sensörü (presostat) gazın tükendiğini algılamış demektir. Devrede yeterli basınç kalmadığında sistem kendini korumaya alır, kompresörü kilitler ki kuru kuru çalışıp kilitlenmesin. Aracın altını kontrol ettiğinizde motor muhafaza plastiğinin üzerinde biriken o yağlı, yapışkan leke aslında klima gazıyla birlikte dolaşan pag yağıdır. Sızıntı olan bölge tozu ve kiri adeta bir mıknatıs gibi çeker, radyatör yüzeyinde siyah, nemli çamurumsu bir tabaka oluşturur.
Yazın sıcak günlerinde kırmızı ışıkta beklerken klimanın aniden sıcağa dönmesi, gaza basıp hareket edince tekrar hafifçe soğutmaya başlaması çok tanıdık bir senaryodur. Radyatör finleri yani o minik alüminyum yapraklar yol kiri, sinek ve yaprak artıklarıyla tıkandığında rüzgar geçişi kesilir; gaz kondanserde yeterince yoğuşamaz ve yüksek basınç hattı aşırı ısınır. Fan maksimum devirde dönse bile o ısıyı dışarı atacak yüzey alanı kalmamıştır artık. Bazen sadece tazyikli suyla temizlemek yeterli gelir, bazen de o bükülmüş yaprakları düzeltmek gerekir ama çoğu zaman...
Sisteme UV katkılı özel bir boya basıp mor ışık altında baktığımızda, radyatörün köşe birleşim noktalarından fışkıran o parıl parıl parlayan yeşil izleri görmek arızanın net teşhisidir. Gaz kaçakları genelde radyatörün alt bağlantı braketlerinden veya alüminyum boruların kaynak yerlerinden başlar. Kaçak küçükse gazın tamamen boşalması haftalar sürebilir, siz gaz bastırırsınız ve sistem iki hafta sonra yine soğutmamaya başlar. Sürekli gaz doldurup sorunu ertelemek, kompresörü aşırı ısıtıp tamamen yakma riskini beraberinde getirir.
Kabin filtresini yeni değiştirmiş olsanız bile klimayı ilk açtığınızda içeri yayılan o ağır, rutubetli ve hafif kimyasal kokuyu hemen tanırsınız. Bu koku sadece nemden değil, radyatör gözeneklerinden sızan yağın motor sıcaklığıyla birleşip havalandırma kanallarına yürümesinden kaynaklanır. Soğutma performansının kademeli olarak düşmesi, dijital klimanın dereceyi düşürseniz dahi üfleme sıcaklığını sabitleyememesi radyatörün ısı alışverişi yapamadığının açık göstergesidir. Yola çıkmadan önce ön ızgaradan içeri bir göz atmak, o hassas alüminyum peteklerin durumunu süzmek sizi yolda kalmaktan kurtarır.
Klima düğmesine bastığınız an motora binen o hafif yükü hissetmiyorsanız veya kompresör debriyajı devreye girip çıkarken o belirgin "tık" sesini vermiyorsa, radyatördeki basınç sensörü (presostat) gazın tükendiğini algılamış demektir. Devrede yeterli basınç kalmadığında sistem kendini korumaya alır, kompresörü kilitler ki kuru kuru çalışıp kilitlenmesin. Aracın altını kontrol ettiğinizde motor muhafaza plastiğinin üzerinde biriken o yağlı, yapışkan leke aslında klima gazıyla birlikte dolaşan pag yağıdır. Sızıntı olan bölge tozu ve kiri adeta bir mıknatıs gibi çeker, radyatör yüzeyinde siyah, nemli çamurumsu bir tabaka oluşturur.
Yazın sıcak günlerinde kırmızı ışıkta beklerken klimanın aniden sıcağa dönmesi, gaza basıp hareket edince tekrar hafifçe soğutmaya başlaması çok tanıdık bir senaryodur. Radyatör finleri yani o minik alüminyum yapraklar yol kiri, sinek ve yaprak artıklarıyla tıkandığında rüzgar geçişi kesilir; gaz kondanserde yeterince yoğuşamaz ve yüksek basınç hattı aşırı ısınır. Fan maksimum devirde dönse bile o ısıyı dışarı atacak yüzey alanı kalmamıştır artık. Bazen sadece tazyikli suyla temizlemek yeterli gelir, bazen de o bükülmüş yaprakları düzeltmek gerekir ama çoğu zaman...
Sisteme UV katkılı özel bir boya basıp mor ışık altında baktığımızda, radyatörün köşe birleşim noktalarından fışkıran o parıl parıl parlayan yeşil izleri görmek arızanın net teşhisidir. Gaz kaçakları genelde radyatörün alt bağlantı braketlerinden veya alüminyum boruların kaynak yerlerinden başlar. Kaçak küçükse gazın tamamen boşalması haftalar sürebilir, siz gaz bastırırsınız ve sistem iki hafta sonra yine soğutmamaya başlar. Sürekli gaz doldurup sorunu ertelemek, kompresörü aşırı ısıtıp tamamen yakma riskini beraberinde getirir.
Kabin filtresini yeni değiştirmiş olsanız bile klimayı ilk açtığınızda içeri yayılan o ağır, rutubetli ve hafif kimyasal kokuyu hemen tanırsınız. Bu koku sadece nemden değil, radyatör gözeneklerinden sızan yağın motor sıcaklığıyla birleşip havalandırma kanallarına yürümesinden kaynaklanır. Soğutma performansının kademeli olarak düşmesi, dijital klimanın dereceyi düşürseniz dahi üfleme sıcaklığını sabitleyememesi radyatörün ısı alışverişi yapamadığının açık göstergesidir. Yola çıkmadan önce ön ızgaradan içeri bir göz atmak, o hassas alüminyum peteklerin durumunu süzmek sizi yolda kalmaktan kurtarır.