Genital siğil nasıl tedavi edilir?

Genital siğil nasıl tedavi edilir?

Ahmet Katan

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
421
Tepkime puanı
0
Ahmet Katan
Geçen ay muayenehanenin kapısında elleri titreyerek bekleyen o genç kadının gözlerindeki dehşeti dün gibi hatırlıyorum. Aynaya her baktığında dünyası başına yıkılıyormuş gibi hissettiğini, vücudunun kendisine ihanet ettiğini fısıldamıştı sessizce; insan, bedeninde beliren o ufak doku değişimlerini görünce sanki ruhuna da bir leke sürülmüş gibi bir utancın içine yuvarlanıyor işte... Oysa medikal literatürde Human Papillomavirus, yani kısaca HPV dediğimiz bu mikrobik süreç, toplumun sandığından çok daha yaygın bir epidemiyolojik gerçeklikten başka bir şey değil aslında.

Hastanenin soğuk koridorunda koruyucu maskesini düzeltirken "Hayatım bitti mi şimdi benim?" diye soran adamın çaresizliği çınlıyor hâlâ kulaklarımda. Hayat bitmiyor abi ya, vallahi billahi bitmiyor; bilakis o noktada sadece biyolojik bir mücadele ve doğru bir hekim yönlendirmesi başlıyor. Kremlerle yapılan topikal immünomodülatör tedaviler, örneğin hücre reaksiyonunu tetikleyen imikimod türevi etken maddeler, o küçük epitelyal lezyonları hücresel düzeyde yok etmek için vücudun kendi savunma mekanizmasını göreve çağırıyor. Virüsün deride yarattığı o görünür hücresel kabarıklıkları kendi bağışıklık sistemine tanıtmaktan geçiyor yani bütün mesele, savunma hattını içeriden kuruyorsun...

Işıkları yarıya indirilmiş kliniğin müdahale odasında, sedyede bir sağa bir sola dönüp duran hastama koterizasyon cihazının ucundaki o hafif ısıyı anlatmaya çalışıyordum. Yüksek frekanslı elektrik akımının oluşturduğu termal enerji, siğil dokusunu milimetrik bir hassasiyetle yakıp buharlaştırırken hasta sadece fiziksel bir yükten değil, zihnindeki o ağır ipotekten de kurtulduğunu hissediyor. Elektrokoterizasyon dediğimiz bu cerrahi müdahale, lezyonun derinliğine göre belirlenen elektrot uçlarıyla hastalıklı dokuyu anında karbonize ediyor. Tek bir hamlede yok ediyorsun o dokuyu, kökünü kurutuyorsun oracıkta...

Kuru buz konteynerinden çıkan o yoğun buharın ortasında, sıvı nitrojen tabancasını eline alan meslektaşımın gözlerindeki kararlılığı düşündüm bir an. Kriyoterapi dediğimiz dondurma işlemi, eksi yüz doksan altı derecedeki o dondurucu gazın etkisiyle hücresel yapıyı şoklayarak lezyonun beslenme damarlarını anında tahrip ediyor. Şoklanan o epitel hücreleri birkaç gün içinde kuruyup dökülürken insan "Keşke zihnimdeki endişeleri de böyle dondurup atabilsem" demeden edemiyor. Sıvı azotun yarattığı o anlık soğuk temas, lezyonu besleyen o kılcal damarları dondurup öldürüyor adeta...

Yıllar önce bir pazar sabahı, elindeki laboratuvar sonuçlarıyla kapıma dayanan o yaşlıca amcanın "Bunu kimseye söyleyebilir misin ki?" derkenki o titreten sesi... Bulaşıcı hastalıklarda yaşanan bu toplumsal damgalanma korkusu yok mu, insanı tedaviden bile uzaklaştırıyor bazen. Cerrahi eksizyon yöntemiyle, yani neşterin o kesin ve steril dokunuşuyla tabandan kesilerek çıkarılan büyük boyutlu kondilomlar, patolojik incelemeye gönderilip virüsün tipi tespit edildiğinde asıl harita çıkıyor ortaya. Hastalıklı alanı kesip almak kolay da, ruhun derinliklerine yerleşen o mahcubiyet hissini söküp atmak...

Eczaneden aldığı o minicik podofilin solüsyonunu bir sihirli değnek sanıp bilinçsizce tüm cildine süren ve ertesi gün kimyasal yanıklarla çığlık çığlığa gelen hastamı hatırladıkça içim sızlar. Kimyasal koterizanlar veya sitotoksik ajanlar doktor kontrolü olmadan, o milimetrik lezyon sınırları aşılarak kullanıldığında sağlam dokuyu tahrip etmekten başka bir işe yaramaz. Kendi kendine teşhis koyup kulaktan dolma ilaçlarla evde mucize aramak yerine, bir uzmanın mertebe mertebe çizeceği o klinik algoritmaya teslim olmak gerekiyor. Kendi cildini yakarsın yoksa abi, yapma, etme...

Gece yarısı telefonuma düşen bir mesajda "Peki ya bu illet tekrar çıkarsa?" diye soruyordu bir dostum, cevabım sadece tıp kitaplarından değil doğrudan hayatın içinden süzülüp geldi. Virüs cildin bazal tabakasında uykuda kalabileceği için uygulanan hiç bir lokal tedavi virüsü vücuttan tamamen kazıdığını garanti edemez; bu yüzden asıl tedavi, hücresel bağışıklığı her daim yüksek tutmaktan ve takipleri aksatmamaktan geçiyor. Uyuyor o virüs orada, sen güçlü kaldığın sürece uyanmaya cesaret edemiyor. Yani bedenine iyi bakacaksın, beslenmene, uykuna, stresine dikkat edeceksin ki o mikrop bir daha kafasını çıkaramasın...
 
Geri