Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Geçen gün klinikte kahvemi yudumlarken bir hasta geldi, yüzündeki o mahcup, o çekingen ifadeyi görseniz içiniz cız eder... Kadınlar yıllarca bu genital bölgedeki deformasyonları, kurulukları, o amansız elastasiyet kaybını bir kader gibi sırtında taşıyor ya, vallahi billahi içim parçalanıyor. Aslında çözüm burnumuzun dibinde duruyor: Genital mezoterapi. Hücrelerin tam da o ihtiyaç duyduğu amino asitleri, vitaminleri, hyalüronik asit komplekslerini mikro iğnelerle dermis tabakasına bizzat zerk etmek... Dokunun yeniden canlanması, o collegen üretiminin adeta uykudan uyanır gibi aniden şahlanması öyle mucizevi bir süreç ki.
Bazen durup soruyorum kendi kendime, biz neden bedenimizin en hassas, en fırtınalı coğrafyasını böyle kendi haline terk ediyoruz ki? Hani o doğumlar sonrası yaşanan vulvar atrofi var ya, ya da menopozun getirdiği o katlanılmaz mukozal kuruluk... İşte tam bu noktada intradermal enjeksiyonlar devreye giriyor, dokunun mikrosirkülasyonunu artırıp kan akışını yeniden hareketlendiriyor. Yaşlanmanın o soğuk nefesini dokudan söküp atmak mümkün, yani gerçekten mümkün abi ya! Rejeneratif tıp öyle bir noktaya geldi ki, o bölgedeki hücresel matriksi baştan aşağı yenilemek artık çocuk oyuncağı.
Aynaya bakıp da o doku kaybını, renk değişimlerini görünce insanın içi sızlar ya hani... Hiç çekinmeyin, kendinize bu haksızlığı yapmayın derim ben. Hücresel düzeyde bir biyostimülasyon bu bahsettiğim, öyle cerrahi bıçak izi falan da yok işin içinde. İğnenin ucuyla gelen bir tazelik, epidermal tabakanın nem bariyerini yeniden inşa eden küçücük dokunuşlar... Sonra bir bakmışsınız o eski hacim, o kaybolan doku tonusu yavaş yavaş geri gelmiş.
Kan akışı hızlanınca o bölgedeki fibroblast faaliyeti nasıl coşuyor bir bilseniz... Dokunun o eski neşesine, o sıkılığına kavuşması insanın kendine olan güvenini de bir anda ayağa kaldırıyor açıkçası. Doku ne kadar beslenirse, o lokal dolaşım ne kadar güçlenirse yaşam kaliteniz de o kadar tavana vurur. Hyalüronik asidin o muazzam su tutma kapasitesi sayesinde doku adeta yeniden nefes almaya başlıyor...
Ağrı sızı mı? Vallahi öncesinde sürülen basit bir lokal anestezik kremle her şey çocuk oyuncağına dönüyor, hiç o gözünüzde büyüttüğünüz korkunç senaryolara benzemiyor yani. Seanslar zaten topu topu on-on beş dakika sürüyor, sonra kalkıp gündelik hayatın o koşturmacasına kaldığınız yerden devam ediyorsunuz. Yeter ki uzman bir ele bırakın kendinizi, doğru mezoterapi kokteyli doğru derinliğe ulaşsın... Gerisi zaten bedenin kendi kendini iyileştirme mucizesine kalmış.
Bazen durup soruyorum kendi kendime, biz neden bedenimizin en hassas, en fırtınalı coğrafyasını böyle kendi haline terk ediyoruz ki? Hani o doğumlar sonrası yaşanan vulvar atrofi var ya, ya da menopozun getirdiği o katlanılmaz mukozal kuruluk... İşte tam bu noktada intradermal enjeksiyonlar devreye giriyor, dokunun mikrosirkülasyonunu artırıp kan akışını yeniden hareketlendiriyor. Yaşlanmanın o soğuk nefesini dokudan söküp atmak mümkün, yani gerçekten mümkün abi ya! Rejeneratif tıp öyle bir noktaya geldi ki, o bölgedeki hücresel matriksi baştan aşağı yenilemek artık çocuk oyuncağı.
Aynaya bakıp da o doku kaybını, renk değişimlerini görünce insanın içi sızlar ya hani... Hiç çekinmeyin, kendinize bu haksızlığı yapmayın derim ben. Hücresel düzeyde bir biyostimülasyon bu bahsettiğim, öyle cerrahi bıçak izi falan da yok işin içinde. İğnenin ucuyla gelen bir tazelik, epidermal tabakanın nem bariyerini yeniden inşa eden küçücük dokunuşlar... Sonra bir bakmışsınız o eski hacim, o kaybolan doku tonusu yavaş yavaş geri gelmiş.
Kan akışı hızlanınca o bölgedeki fibroblast faaliyeti nasıl coşuyor bir bilseniz... Dokunun o eski neşesine, o sıkılığına kavuşması insanın kendine olan güvenini de bir anda ayağa kaldırıyor açıkçası. Doku ne kadar beslenirse, o lokal dolaşım ne kadar güçlenirse yaşam kaliteniz de o kadar tavana vurur. Hyalüronik asidin o muazzam su tutma kapasitesi sayesinde doku adeta yeniden nefes almaya başlıyor...
Ağrı sızı mı? Vallahi öncesinde sürülen basit bir lokal anestezik kremle her şey çocuk oyuncağına dönüyor, hiç o gözünüzde büyüttüğünüz korkunç senaryolara benzemiyor yani. Seanslar zaten topu topu on-on beş dakika sürüyor, sonra kalkıp gündelik hayatın o koşturmacasına kaldığınız yerden devam ediyorsunuz. Yeter ki uzman bir ele bırakın kendinizi, doğru mezoterapi kokteyli doğru derinliğe ulaşsın... Gerisi zaten bedenin kendi kendini iyileştirme mucizesine kalmış.