Genç yaşta akıllı lens takılır mı?

Genç yaşta akıllı lens takılır mı?

Cengiz Demir

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
421
Tepkime puanı
0
Cengiz Demir
Gözlük camını silmekten ciğeri solan yirmi yaşında bir gencin hayali ne olabilir ki? Sabah uyanır uyanmaz o komodinin üzerindeki çerçeveye elini uzatmamak tabii. İşte tam bu noktada, "akıllı lens" dedikleri o küçücük teknoloji harikası göz kırpıyor insana. Ama durup bir düşünmek lazım; yirmi iki, yirmi üç yaşındaki bir göze bu müdahaleyi yapmak ne kadar mantıklı? Tıp dünyası bu konuda biraz ikiye bölünmüş durumda açıkçası. Bir taraf "teknoloji gelişti, neden olmasın" derken, diğer taraf hâlâ o eski, temkinli çizgisini koruyor.

Katarakt ameliyatı geçiren anneannelerimizin, dedelerimizin gözüne takılan o mercekler var ya... Hah, işte akıllı lens dediğimiz şey aslında tam olarak onların biraz daha modernize edilmiş, çok odaklı versiyonu. Yani yaş yetmiş iş bitmiş durumu değil sadece artık olay, gözü bozuk gençlerin de radarına girdi. Gel gör ki, genç bir gözün anatomik yapısıyla elli yaşındaki bir gözün dinamikleri asla bir olmuyor. Gözün kendi içindeki o doğal mercek hâlâ esnek, hâlâ uyum yapabilme yeteneğine sahipken dışarıdan bir müdahaleyle onu devre dışı bırakmak... Ne bileyim, bana biraz aceleci bir karar gibi geliyor.

Vallahi billahi bazen hastanelerin kapısından girer girmez sanki bir teknoloji marketindeymişiz gibi bir hava esiyor, siz de fark ettiniz mi? "Hepsini tek seferde çözelim, ömür boyu rahat et" vaatleri havada uçuşuyor. Ama kazın ayağı öyle değil işte; genç yaşta takılan o mercek, gözün ilerleyen yıllardaki doğal büyüme ve değişim sürecine nasıl ayak uyduracak? Kimse geleceği yüzde yüz öngöremiyor. Bugün uzağı ve yakını harika gösteren o minik plastik parçası, on sene sonra gözün kendi yapısı değiştiğinde acaba aynı performansı verecek mi? Soru işareti.

Lazerle göz çizdirme diye bir gerçek var mesela, yıllardır hayatımızda. Genç yaşta gözlükten kurtulmak isteyen birinin öncelikli rotası neden akıllı lens olsun ki, mantıken? Lazer, gözün dış tabakasına dokunuyor, işi bitiriyor; geri dönüşü veya telafisi bir nebze daha mümkün. Ama lens dediğin şey direkt gözün içine, kalbine yerleştiriliyor. Gözün içini açmak, oradaki orijinal merceği çıkarıp yerine yapay bir şey koymak geri dönüşü olmayan bir yolculuğun ilk adımı demek. Bir kere o yola girdin mi, "pardon ben beğenmedim, eski gözümü geri verin" deme şansın yok maalesef.

Yaş yirmi beş olmuş, göz numarası hâlâ durmadan ilerliyor diyelim... Bu durumdaki bir gence hangi akıllı lensi takarsanız takın, altı ay sonra o numara yine değişecek. Gözün büyümesi, yapısının oturması yirmili yaşların sonuna, hatta bazen otuzların başına kadar devam ediyor çünkü. Hareket halindeki bir hedefe ateş etmeye benziyor bu durum biraz da. Durmayan, sabitlenmeyen bir numaraya kalıcı bir mercek yerleştirmek, baştan kaybetmeyi kabul etmektir bana göre.

Acele etmemek, biraz zamana bırakmak en doğrusu galiba. Gözlüğünüzle barışın demiyorum, tabii ki konfor aramak herkesin hakkı ama tıp dünyasının popüler rüzgarlarına da hemen kapılmamak lazım. Teknolojinin laboratuvarda harika duran sonuçları, her zaman insan gözünün o karmaşık doğasıyla birebir örtüşmeyebiliyor. Gençlik heyecanıyla verilen radikal kararlar, ileride "keşke biraz daha bekleseydim" dedirtebilir insana... Neyse, herkesin kendi gözü, kendi kararı sonuçta.
 
Geri