Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Aynaya bakıp "Acaba zamanı geldi mi?" diye sormayan var mı aramızda? Vallahi bence yok. Ama durup dururken de bıçak altına yatılmaz ki kardeşim... Her yaşın kendine göre bir derdi, her dönemin ayrı bir estetik ihtiyacı var işte. Mesela yirmili yaşlarda sadece o burun ucu azıcık kalksın settlesin istersin, otuzunda ise göz altındaki o hafif çökmeler canını sıkmaya başlar. Yani bunun tek bir doğrusu, "İşte tam şu yaşta yaptırmalısın" denecek bir miladı yok, tamamen senin aynayla barışık olma durumunla alakalı.
Yirmili yaşların başında o deli fişek gençlik enerjisiyle hemen her şeye heves ediyor insan, aceleci davranıyoruz biraz. Hele o sosyal medyadaki filtreler yok mu, insanı resmen kendi yüzüne yabancılaştırıyor abi ya! Ama uzmanlar bas bas bağırıyor, kemik ve kıkırdak gelişimi tamamlanmadan öyle kafana göre dokundurtmayacaksın yüzünü gözünü. Burun ameliyatı için mesela, kadınlarda en az 17-18, erkeklerde ise 18 yaşını doldurmak şart diyorlar ki bence çok mantıklı. Beklemek lazım biraz, aceleye gerek yok...
Geçenlerde bir arkadaşım tutturdu, "Otuzuma bastım, hemen gidip yüzümü gerdireceğim" diye. Yahu dur bir bismillah, ne gerilmesi bu yaşta? Otuzlar aslında botoks ve hafif dolgularla cildi koruma, geleceğe yatırım yapma dönemi. Yani öyle büyük ameliyatlar yerine küçük dokunuşlarla o taze görüntüyü korumak çok daha mantıklı geliyor bana. Hani derler ya, önleyici tedbir almak her zaman daha iyidir diye, aynen o hesap işte.
Kırkından sonra ise hikaye biraz değişiyor tabii, yerçekimi denen o acımasız gerçekle yüzleşmeye başlıyoruz yavaş yavaş. Göz kapakları ağırlaşıyor, yanaklar hafiften aşağıya doğru meylediyor... İşte tam bu dönemlerde yapılan o tatlı müdahaleler insanı acayip taze gösteriyor, hani "Aaa ne kadar dinlenmiş görünüyorsun" derler ya, tam olarak o etki. Tabii yine de abartmamak, doğallıktan ödün vermemek lazım, yoksa herkes birbirine benzemeye başlıyor ki o da ayrı bir dert.
Bazen de düşünüyorum, acaba tüm bu estetik mevzusu aslında yaşla değil de tamamen ruh haliyle mi ilgili? Ruhun gençse, aynadaki çizgiler gözüne o kadar da batmıyor belki de... Ama yine de insan kendini aynada iyi görmek istiyor işte, ne yaparsın. Önemli olan o kararı verirken popüler akımlara değil, gerçekten kendi ne istediğine odaklanmak. Kendin için yapacaksın ne yapacaksan, başkası ne der diye değil.
Yirmili yaşların başında o deli fişek gençlik enerjisiyle hemen her şeye heves ediyor insan, aceleci davranıyoruz biraz. Hele o sosyal medyadaki filtreler yok mu, insanı resmen kendi yüzüne yabancılaştırıyor abi ya! Ama uzmanlar bas bas bağırıyor, kemik ve kıkırdak gelişimi tamamlanmadan öyle kafana göre dokundurtmayacaksın yüzünü gözünü. Burun ameliyatı için mesela, kadınlarda en az 17-18, erkeklerde ise 18 yaşını doldurmak şart diyorlar ki bence çok mantıklı. Beklemek lazım biraz, aceleye gerek yok...
Geçenlerde bir arkadaşım tutturdu, "Otuzuma bastım, hemen gidip yüzümü gerdireceğim" diye. Yahu dur bir bismillah, ne gerilmesi bu yaşta? Otuzlar aslında botoks ve hafif dolgularla cildi koruma, geleceğe yatırım yapma dönemi. Yani öyle büyük ameliyatlar yerine küçük dokunuşlarla o taze görüntüyü korumak çok daha mantıklı geliyor bana. Hani derler ya, önleyici tedbir almak her zaman daha iyidir diye, aynen o hesap işte.
Kırkından sonra ise hikaye biraz değişiyor tabii, yerçekimi denen o acımasız gerçekle yüzleşmeye başlıyoruz yavaş yavaş. Göz kapakları ağırlaşıyor, yanaklar hafiften aşağıya doğru meylediyor... İşte tam bu dönemlerde yapılan o tatlı müdahaleler insanı acayip taze gösteriyor, hani "Aaa ne kadar dinlenmiş görünüyorsun" derler ya, tam olarak o etki. Tabii yine de abartmamak, doğallıktan ödün vermemek lazım, yoksa herkes birbirine benzemeye başlıyor ki o da ayrı bir dert.
Bazen de düşünüyorum, acaba tüm bu estetik mevzusu aslında yaşla değil de tamamen ruh haliyle mi ilgili? Ruhun gençse, aynadaki çizgiler gözüne o kadar da batmıyor belki de... Ama yine de insan kendini aynada iyi görmek istiyor işte, ne yaparsın. Önemli olan o kararı verirken popüler akımlara değil, gerçekten kendi ne istediğine odaklanmak. Kendin için yapacaksın ne yapacaksan, başkası ne der diye değil.