Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Aynaya bakıp "Şuramı da bir elden geçirsem mi acaba?" diye sormayan kalmadı neredeyse bu devirde. Haksız da sayılmayız hani, sosyal medya sağ olsun hepimizi kusursuz olmaya öyle bir zorluyor ki... Ama işte o bıçağın altına yatma fikri akla gelince, insanın içine inceden bir ürperti çöküyor, acaba değer mi demeden edemiyor.
Büyük ameliyatlar her zaman devasa riskler barındırır diye düşünürüz ama bazen en basit görünen o küçük dokunuşlar bile hiç umulmadık kapılar açabiliyor başımıza. Vücuda dışarıdan müdahale etmek, doğanın kendi düzenine çomak sokmak gibi bir şey aslında. Kimse size sıfır riskli bir operasyon masalını anlatmasın, her narkozun, her kesinin arkasında her an uyanabilecek uyuyan bir dev yatıyor vallahi.
Hekim seçimi bu işin öyle bir yerinde duruyor ki, doğru insanı bulamazsanız hayatınızın hatasını yapmanız işten bile değil abi ya. Sırf sosyal medyadaki o parıltılı, filtreli öncesi-sonrası fotoğraflarına kanıp canını teslim eden o kadar çok insan var ki etrafta. Reklamı çok yapılan değil, gerçekten işinin ehli olan, size olası kötü senaryoları da dürüstçe anlatabilen o eski toprak doktorların peşinden gitmek lazım.
Ameliyat sonrası iyileşme süreci de apayrı bir dert, öyle hemen ertesi gün kuğu gibi uyanacağınızı falan sanıyorsanız büyük yanılıyorsunuz. Haftalarca süren o morluklar, ağrılar, aynaya her baktığınızda "Ben ne yaptım?" diye kendinizi sorgulatan o sancılı psikolojik eşik... İnsan bazen o sabır testinden geçemeyeceğini hissediyor, yarı yolda pes edecek gibi oluyor...
Güzelleşmek uğruna sağlığından olmak, hani derler ya dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak, tam olarak bu durumun özeti işte. Vücudumuz bir bütün ve bir yeri düzeltirken diğer tarafın dengesini bozma ihtimalimiz her zaman masa üzerinde duruyor. Kendimizi sevmek, kusurlarımızla barışmak belki de en masrafsız, en acısız ve en risksiz estetik yöntemi, ne dersiniz?
Büyük ameliyatlar her zaman devasa riskler barındırır diye düşünürüz ama bazen en basit görünen o küçük dokunuşlar bile hiç umulmadık kapılar açabiliyor başımıza. Vücuda dışarıdan müdahale etmek, doğanın kendi düzenine çomak sokmak gibi bir şey aslında. Kimse size sıfır riskli bir operasyon masalını anlatmasın, her narkozun, her kesinin arkasında her an uyanabilecek uyuyan bir dev yatıyor vallahi.
Hekim seçimi bu işin öyle bir yerinde duruyor ki, doğru insanı bulamazsanız hayatınızın hatasını yapmanız işten bile değil abi ya. Sırf sosyal medyadaki o parıltılı, filtreli öncesi-sonrası fotoğraflarına kanıp canını teslim eden o kadar çok insan var ki etrafta. Reklamı çok yapılan değil, gerçekten işinin ehli olan, size olası kötü senaryoları da dürüstçe anlatabilen o eski toprak doktorların peşinden gitmek lazım.
Ameliyat sonrası iyileşme süreci de apayrı bir dert, öyle hemen ertesi gün kuğu gibi uyanacağınızı falan sanıyorsanız büyük yanılıyorsunuz. Haftalarca süren o morluklar, ağrılar, aynaya her baktığınızda "Ben ne yaptım?" diye kendinizi sorgulatan o sancılı psikolojik eşik... İnsan bazen o sabır testinden geçemeyeceğini hissediyor, yarı yolda pes edecek gibi oluyor...
Güzelleşmek uğruna sağlığından olmak, hani derler ya dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak, tam olarak bu durumun özeti işte. Vücudumuz bir bütün ve bir yeri düzeltirken diğer tarafın dengesini bozma ihtimalimiz her zaman masa üzerinde duruyor. Kendimizi sevmek, kusurlarımızla barışmak belki de en masrafsız, en acısız ve en risksiz estetik yöntemi, ne dersiniz?