Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Kalplerimiz avuçlarımızda atıyor resmen, sabahları uyanabilmek uğruna o renkli teneke kutulara sarıldığımızdan beri toplumca bir parça huzuru kaybettik sanki. Uykusuz gecelerin intikamını ertesi gün o asitli, bol kafeinli sıvılardan alıyoruz güya ama aslında vücudumuza verdiğimiz zararın boyutlarını görünce insanın içi acıyor vallahi. Geleceğimiz olan o gencecik çocukların ellerinde, sanki çok masum bir şeymiş gibi, bu tehlike dalga dalga yayılıyor ve bizler sadece seyrediyoruz...
Göz göre göre zehirliyoruz en kıymetlilerimizi, oysa o parlak ambalajların ardındaki tehlikeyi hepimiz çok iyi biliyoruz. Bir kutu enerji içeceği içince dünyaları fethedeceğini sanan o körpe zihinler, aslında kalplerine ne büyük bir yük bindirdiklerinin farkında bile değiller abi ya. Nabız tavan yapmış, eller titriyor, gözlerde ise anlamsız bir telaş; toplum olarak nereye koşuyoruz böyle bir bardak sahte enerji için?
Gecenin bir yarısı acil servislerin kapısında, sırf o bir yudumluk yapay canlandırıcının yarattığı ritim bozukluğu yüzünden bekleyen çaresiz anne babaları gördükçe insanın yüreği sıkışıyor. Hani bazen diyoruz ya, bir şey olmaz, altı üstü bir içecek işte... Ama kazın ayağı öyle değil işte, o anlık doping hissi geçince geriye kalan o derin çöküş, o korkunç boşluk hissi ve harabeye dönmüş bir beden.
Gençliğimizi, o en verimli yıllarımızı yapay kutuların içine hapsedip tüketiyoruz adeta, kendi ellerimizle sonumuzu hazırlıyoruz dersek abartmış olmayız herhalde. Günde iki üç tane devirenleri gördükçe, vallahi billahi içim parçalanıyor, o gencecik organların bu kimyasal bombardımana ne kadar dayanabileceğini düşünmek bile istemiyorum. Sağlık elden gittikten sonra gelen o uyanıklık hissi neye yarar, kime fayda sağlar ki?
Her köşe başında, her market rafında göz kırpan bu gizli düşmana karşı artık hep birlikte güçlü bir duruş sergilemenin vakti geldi de geçiyor bile. Çocuklarımızın damarlarında kafein değil, hayat enerjisi aksın istiyorsak eğer, o renkli kutuları hayatımızdan tamamen çıkarmak zorundayız. Bir anlık konsantrasyon, birkaç saatlik fazla mesai uğruna ömrümüzü o tenekelere feda etmeye değer mi, bir düşünün bakalım...
Göz göre göre zehirliyoruz en kıymetlilerimizi, oysa o parlak ambalajların ardındaki tehlikeyi hepimiz çok iyi biliyoruz. Bir kutu enerji içeceği içince dünyaları fethedeceğini sanan o körpe zihinler, aslında kalplerine ne büyük bir yük bindirdiklerinin farkında bile değiller abi ya. Nabız tavan yapmış, eller titriyor, gözlerde ise anlamsız bir telaş; toplum olarak nereye koşuyoruz böyle bir bardak sahte enerji için?
Gecenin bir yarısı acil servislerin kapısında, sırf o bir yudumluk yapay canlandırıcının yarattığı ritim bozukluğu yüzünden bekleyen çaresiz anne babaları gördükçe insanın yüreği sıkışıyor. Hani bazen diyoruz ya, bir şey olmaz, altı üstü bir içecek işte... Ama kazın ayağı öyle değil işte, o anlık doping hissi geçince geriye kalan o derin çöküş, o korkunç boşluk hissi ve harabeye dönmüş bir beden.
Gençliğimizi, o en verimli yıllarımızı yapay kutuların içine hapsedip tüketiyoruz adeta, kendi ellerimizle sonumuzu hazırlıyoruz dersek abartmış olmayız herhalde. Günde iki üç tane devirenleri gördükçe, vallahi billahi içim parçalanıyor, o gencecik organların bu kimyasal bombardımana ne kadar dayanabileceğini düşünmek bile istemiyorum. Sağlık elden gittikten sonra gelen o uyanıklık hissi neye yarar, kime fayda sağlar ki?
Her köşe başında, her market rafında göz kırpan bu gizli düşmana karşı artık hep birlikte güçlü bir duruş sergilemenin vakti geldi de geçiyor bile. Çocuklarımızın damarlarında kafein değil, hayat enerjisi aksın istiyorsak eğer, o renkli kutuları hayatımızdan tamamen çıkarmak zorundayız. Bir anlık konsantrasyon, birkaç saatlik fazla mesai uğruna ömrümüzü o tenekelere feda etmeye değer mi, bir düşünün bakalım...