Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Sürücü koltuğuna oturup anahtarı çevirdiğiniz o buz gibi kış sabahlarında motorun çalışması kadar frenlerin durumu da aslında büyük bir meçhuldür. Çoğu zaman sileceklerin donmasından veya camlardaki buz tabakasından şikayet ederiz de ayağımızın altındaki o hayati mekanizmanın içinde ne dolandığını hiç hesaba katmayız. Fren hidroliği dediğimiz o özel sıvı doğası gereği öyle kolay kolay donacak bir yapıya sahip değildir; üreticiler bunu eksi kırk derecelere kadar dayanacak şekilde tasarlar. Gelgelelim zamanla nemi sünger gibi emen bu sıvı, haznesinde biriken su yüzünden o yüksek direnç özelliğini yavaş yavaş kaybetmeye başlar... Nem oranı arttıkça sıvının kimyası bozulur, donma sıcaklığı aniden tehlikeli seviyelere yükselir ve o çok güvendiğiniz sistem bir anda çaresiz kalır. Saf hidrolik yağı kışın ortasında sıradan bir kimyasal gibi direnç gösterse de, içine bir kere su karıştıysa işler tamamen değişir; yani aslında donan şey hidroliğin kendisi değil, içine hapsolmuş o sinsi su damlacıklarıdır.
Sıfırın altındaki derecelerde yola çıkmaya çalışırken frene bastığınızda pedalın tahta gibi sertleştiğini hissettiğiniz an ne demek istediğimi çok daha iyi anlarsınız. Normalde yağ gibi kayan, basıncı tekerleklere pürüzsüzce ileten o sıvı, jel kıvamına geldiğinde veya içinde minik buz kristalleri oluştuğunda merkez silindirindeki pistonlar milim bile kımıldamak istemez. Ayağınızın altında hiç esnemeyen, adeta bir duvara basıyormuş hissi veren o kaskatı pedal size aracın durmayacağını bas bas bağırır aslında. Bazen de tam aksi olur; pedal dibe kadar bomboş düşer, pompalarsınız ama araç bana mısın demez... Sistemi kilitleyen bu katılaşma veya oluşan hava boşlukları fren balatalarının diske sıkışmasını imkansız hale getirir. Ne kadar güç uygularsanız uygulayın hidrolik hattı o basıncı iletemez, gücü tekerleklere ulaştıramaz.
Diyelim ki bir şekilde yola çıktınız veya araç durduğu yerde saatlerce o dondurucu soğukta bekledi, bu durum sadece pedalın sertleşmesiyle kalmaz, sistemin bütün kılcal damarlarına zarar verir. Sıvının içindeki su donarken genleşir; bu genleşme de fren borularına, rekorlara ve kaliper pistonlarının etrafındaki o hassas kauçuk contalara aşırı bir yük bindirir. Soğuktan gevşeyen, esnekliğini kaybeden contalar oluşan bu katı basınç yüzünden çatlayabilir, sızdırmazlık özelliğini tamamen yitirebilir. Sabah aracın yanına gittiğinizde tekerleğin iç kısmından süzülen o ıslaklığı görmek... İnanın hiçbir sürücünün karşılaşmak istemeyeceği bir senaryodur bu. Paslanmaya meyilli metal hatlar içten içe çürürken, Donan suyun yarattığı mekanik tahribat kış bittikten sonra bile başınıza büyük masraflar açmaya devam eder.
Aşırı soğuk havalarda başınıza gelebilecek bu tarz tehlikelerin önüne geçmek aslında sandığınız kadar karmaşık veya göz korkutucu bir süreç değil. Her iki yılda bir, kilometreye bakmaksızın o hidrolik sıvısını tamamen boşaltıp tazelemek yapılacak en mantıklı hareket olur. Özel cihazlarla sıvının içindeki nem oranını ölçtürmek, dükkana uğradığınızda ustaya "şunun bir nemine bakalım" demek toplasanız beş dakikanızı almaz. Rengi koyulaşmış, şeffaflığını kaybetmiş, çamur gibi olmuş bir hidrolikle kışa girmek resmen lades demektir. Nem ölçer cihazı yüzde iki veya üç sınırını gösteriyorsa, hiç riske girmeden o sıvıyı yenisiyle değiştirmek gerekir. Aracın bakımlarını aksatmamak, kış gelmeden önce o kapağı açıp içeriye bir göz atmak sizi yolda kalmaktan da, çok daha büyük kazalardan da korur.
Sıfırın altındaki derecelerde yola çıkmaya çalışırken frene bastığınızda pedalın tahta gibi sertleştiğini hissettiğiniz an ne demek istediğimi çok daha iyi anlarsınız. Normalde yağ gibi kayan, basıncı tekerleklere pürüzsüzce ileten o sıvı, jel kıvamına geldiğinde veya içinde minik buz kristalleri oluştuğunda merkez silindirindeki pistonlar milim bile kımıldamak istemez. Ayağınızın altında hiç esnemeyen, adeta bir duvara basıyormuş hissi veren o kaskatı pedal size aracın durmayacağını bas bas bağırır aslında. Bazen de tam aksi olur; pedal dibe kadar bomboş düşer, pompalarsınız ama araç bana mısın demez... Sistemi kilitleyen bu katılaşma veya oluşan hava boşlukları fren balatalarının diske sıkışmasını imkansız hale getirir. Ne kadar güç uygularsanız uygulayın hidrolik hattı o basıncı iletemez, gücü tekerleklere ulaştıramaz.
Diyelim ki bir şekilde yola çıktınız veya araç durduğu yerde saatlerce o dondurucu soğukta bekledi, bu durum sadece pedalın sertleşmesiyle kalmaz, sistemin bütün kılcal damarlarına zarar verir. Sıvının içindeki su donarken genleşir; bu genleşme de fren borularına, rekorlara ve kaliper pistonlarının etrafındaki o hassas kauçuk contalara aşırı bir yük bindirir. Soğuktan gevşeyen, esnekliğini kaybeden contalar oluşan bu katı basınç yüzünden çatlayabilir, sızdırmazlık özelliğini tamamen yitirebilir. Sabah aracın yanına gittiğinizde tekerleğin iç kısmından süzülen o ıslaklığı görmek... İnanın hiçbir sürücünün karşılaşmak istemeyeceği bir senaryodur bu. Paslanmaya meyilli metal hatlar içten içe çürürken, Donan suyun yarattığı mekanik tahribat kış bittikten sonra bile başınıza büyük masraflar açmaya devam eder.
Aşırı soğuk havalarda başınıza gelebilecek bu tarz tehlikelerin önüne geçmek aslında sandığınız kadar karmaşık veya göz korkutucu bir süreç değil. Her iki yılda bir, kilometreye bakmaksızın o hidrolik sıvısını tamamen boşaltıp tazelemek yapılacak en mantıklı hareket olur. Özel cihazlarla sıvının içindeki nem oranını ölçtürmek, dükkana uğradığınızda ustaya "şunun bir nemine bakalım" demek toplasanız beş dakikanızı almaz. Rengi koyulaşmış, şeffaflığını kaybetmiş, çamur gibi olmuş bir hidrolikle kışa girmek resmen lades demektir. Nem ölçer cihazı yüzde iki veya üç sınırını gösteriyorsa, hiç riske girmeden o sıvıyı yenisiyle değiştirmek gerekir. Aracın bakımlarını aksatmamak, kış gelmeden önce o kapağı açıp içeriye bir göz atmak sizi yolda kalmaktan da, çok daha büyük kazalardan da korur.