Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Aynaya bakıp "Benim dişlerim eskiden bu kadar uzun muydu ya?" diye geçirdiyseniz içinizden, geçmiş olsun, muhtemelen o meşhur çekilmeyle tanışmışsınızdır. Durup dururken ortaya çıkmaz bu meret; sinsice ilerler, diş köklerini açığa çıkarır da ruhunuz duymaz. Sabahları fırçalarken sızım sızım sızlar, sıcak bir çay içersiniz canınız burnunuza gelir. Hani derler ya, her şeyin başı sağlık diye, vallahi diş eti söz konusu olduğunda bu laf iki kere doğru.
Hemen bir diş hekiminin kapısını çalmak, bu işin kitabında yazan ilk ve en net kuraldır aslında. Hekim koltuğuna oturunca korkup kaçmanın alemi yok, adamlar önce bir derinlemesine temizlik yapıyor, o taşları köklerden bir güzel kazıyorlar. Küretaj diyorlar bu işleme tıp dilinde, kök yüzeyini pürüzsüzleştirip etin dişe yeniden sıkıca tutunmasını sağlıyorlar. Erken uyandıysanız mevzuyu, sadece bu temizlikle bile süreci tamamen durdurmak, eski sağlıklı günlere dönmek işten bile değil.
Sert fırçalamaktan vazgeçmek, kendi kendinize yapabileceğiniz en büyük iyilik olabilir bu süreçte. Hani diş bembeyaz olsun diye bastıra bastıra, adeta evi temizler gibi fırçalarız ya bazen; işte o tam bir felaket senaryosu. Yumuşak kıllı bir fırça edinin, diş etinden dişe doğru, süpürür gibi nazik hareketlerle ilerleyin. Zira o narin dokular bir kez küsüp geri çekildi mi, tekrar eski yerine getirmek için dünyayı seferber etmek gerekiyor...
İleri seviye vakalarda iş biraz daha ciddiye biniyor, cerrahi müdahaleler, greft operasyonları falan giriyor devreye. Damaktan alınan minik bir parça dokuyu, o çekilen, açılan bölgeye adeta bir yama gibi dikiveriyorlar. Kulağa ürkütücü geliyor biliyorum, ama lokal anestezi sağ olsun, hiçbir şey hissetmiyorsunuz bile. Dokunun oraya kaynaması, iyileşmesi derken birkaç haftada dişleriniz yeniden koruma kalkanına kavuşuyor.
Ağız bakım suları ve diş iplerini hayatınızın tam merkezine koymanız şart, yoksa bu döngüden kurtuluş yok abi. Dişlerin arasındaki o görünmeyen bakteriler, plaklar temizlenmedikçe o etler erimeye, çekilmeye mahkum kalıyor. Günde iki kere fırçalamak yetmez, o arayüz temizliğini alışkanlık haline getireceksiniz. Hani bir şeyi çok istersiniz de peşini bırakmazsınız ya, ağız sağlığı da aynen öyle kesintisiz bir inat istiyor insandan.
Sigarayı acilen hayatınızdan çıkarmanız gerekiyor, çünkü bu zıkkım diş etindeki kan dolaşımını adeta felç ediyor. Dolaşım bozulan doku beslenemez, beslenemeyen doku da yavaş yavaş geri çekilerek yok olur gider. Vallahi billahi ne kadar iyi fırçalarsanız fırçalayın, o duman ağızda döndüğü sürece tedaviden tam sonuç almak imkansız gibi bir şey. Hem genel sağlığa hem o gülüşünüze yazık günah değil mi?
Altı ayda bir düzenli olarak o muayene koltuğuna oturma disiplinini kazanmak gerekiyor. Biz Türk milleti olarak genellikle yumurta kapıya dayanmadan doktora gitmeyiz ama bu huy diş konusunda büyük kayıplara yol açıyor. Küçük bir sızıyı, hafif bir kanamayı hafife almamak, check-up yaptırır gibi diş hekimine görünmek lazım. Unutmayın ki erken teşhis sadece hayati hastalıklarda değil, o güzelim gülüşünüzü korumakta da hayat kurtarır...
Hemen bir diş hekiminin kapısını çalmak, bu işin kitabında yazan ilk ve en net kuraldır aslında. Hekim koltuğuna oturunca korkup kaçmanın alemi yok, adamlar önce bir derinlemesine temizlik yapıyor, o taşları köklerden bir güzel kazıyorlar. Küretaj diyorlar bu işleme tıp dilinde, kök yüzeyini pürüzsüzleştirip etin dişe yeniden sıkıca tutunmasını sağlıyorlar. Erken uyandıysanız mevzuyu, sadece bu temizlikle bile süreci tamamen durdurmak, eski sağlıklı günlere dönmek işten bile değil.
Sert fırçalamaktan vazgeçmek, kendi kendinize yapabileceğiniz en büyük iyilik olabilir bu süreçte. Hani diş bembeyaz olsun diye bastıra bastıra, adeta evi temizler gibi fırçalarız ya bazen; işte o tam bir felaket senaryosu. Yumuşak kıllı bir fırça edinin, diş etinden dişe doğru, süpürür gibi nazik hareketlerle ilerleyin. Zira o narin dokular bir kez küsüp geri çekildi mi, tekrar eski yerine getirmek için dünyayı seferber etmek gerekiyor...
İleri seviye vakalarda iş biraz daha ciddiye biniyor, cerrahi müdahaleler, greft operasyonları falan giriyor devreye. Damaktan alınan minik bir parça dokuyu, o çekilen, açılan bölgeye adeta bir yama gibi dikiveriyorlar. Kulağa ürkütücü geliyor biliyorum, ama lokal anestezi sağ olsun, hiçbir şey hissetmiyorsunuz bile. Dokunun oraya kaynaması, iyileşmesi derken birkaç haftada dişleriniz yeniden koruma kalkanına kavuşuyor.
Ağız bakım suları ve diş iplerini hayatınızın tam merkezine koymanız şart, yoksa bu döngüden kurtuluş yok abi. Dişlerin arasındaki o görünmeyen bakteriler, plaklar temizlenmedikçe o etler erimeye, çekilmeye mahkum kalıyor. Günde iki kere fırçalamak yetmez, o arayüz temizliğini alışkanlık haline getireceksiniz. Hani bir şeyi çok istersiniz de peşini bırakmazsınız ya, ağız sağlığı da aynen öyle kesintisiz bir inat istiyor insandan.
Sigarayı acilen hayatınızdan çıkarmanız gerekiyor, çünkü bu zıkkım diş etindeki kan dolaşımını adeta felç ediyor. Dolaşım bozulan doku beslenemez, beslenemeyen doku da yavaş yavaş geri çekilerek yok olur gider. Vallahi billahi ne kadar iyi fırçalarsanız fırçalayın, o duman ağızda döndüğü sürece tedaviden tam sonuç almak imkansız gibi bir şey. Hem genel sağlığa hem o gülüşünüze yazık günah değil mi?
Altı ayda bir düzenli olarak o muayene koltuğuna oturma disiplinini kazanmak gerekiyor. Biz Türk milleti olarak genellikle yumurta kapıya dayanmadan doktora gitmeyiz ama bu huy diş konusunda büyük kayıplara yol açıyor. Küçük bir sızıyı, hafif bir kanamayı hafife almamak, check-up yaptırır gibi diş hekimine görünmek lazım. Unutmayın ki erken teşhis sadece hayati hastalıklarda değil, o güzelim gülüşünüzü korumakta da hayat kurtarır...