Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Gece yarısı saat üçü vurmuşken birdenbire o korkunç sızının zonklamasıyla yatakta dikiliverirsin; hani sanki çenende küçük bir dinamit lokumu patlıyormuş gibi bir his... Aynanın karşısına geçtiğinde yanağındaki o tuhaf, hafifçe dışarı taşan şişlikle yüzleşirsin ve içinden "Tamam" dersin, "Bu sefer kaçış yok." İşte o an, dişinin kökünde sinsice biriken iltihap, yani o lanet apse, sana varlığını en acı verici yoldan ilan ediyordur.
Vallahi billahi o zonklama başlayana kadar çoğumuz diş hekiminin koltuğunu dünyanın en karanlık yeri zannederiz. Oysa asıl karanlık, o iltihap çene kemiğine doğru gizli gizli yol alırken senin evde karanfil yağıyla, ağrı kesicilerle zaman kazanmaya çalışmandır. Hekim o koltuğa oturduğunda yapacağı ilk şey, o birikmiş cerahati, yani bir nevi biriken zehri oradan tahliye etmek olacaktır; kök kanal tedavisiyle mi olur, yoksa küçük bir kesiyle mi orası tamamen dişinin ne kadar direndiğine bağlı...
Sana bir dost tavsiyesi; yanağına sıcak havlu koyup o bölgeyi daha da azdırma, aksine soğuk bir kompresle o yangını biraz olsun yatıştırmaya çalış. Hani bazen insan kendi kendine "Acaba antibiyotik alsam geçer mi?" diye sorar ya, geçmez abi, sadece geçici bir süreliğine oradaki savaşı yavaşlatırsın. Çünkü apse dediğin meret, kaynağı yani o çürümüş diş özü temizlenmeden, o kök kanalları dezenfekte edilip içi doldurulmadan seni asla özgür bırakmaz.
Bazen de öyle bir noktaya gelir ki süreç, o dişi kurtarmak için ne kanal tedavisi yeter ne de başka bir sihirli dokunuş... Hekim gözlerinin içine bakar, o kaçınılmaz kararı verir ve sen o koltukta dişinin çekileceğini anlarsın; işte o an aslında bir bitiş değil, vücudunun derin bir nefes almasıdır. Çekim boşluğundan o iltihap tamamen temizlendiğinde, günlerdir çektiğin o uykusuz gecelerin, o baş ağrılarının bir anda uçup gittiğini fark edersin.
İltihap dediğin şey öyle kendi kendine sönüp gidecek bir sivilce değil ki çene kemiğinin içine yerleşmiş bir saatli bomba adeta... Eğer tedaviyi erteler, "Ağrım sızım geçti" diyerek randevularını sallarsan, o mikroplar kan yoluyla bütün vücuduna yayılmak için fırsat kollar. Yani iş sadece bir diş sızısı olmaktan çıkar, genel sağlığını tehdit eden devasa bir probleme dönüşebilir...
Sen şimdi en iyisi mi o randevu telefonunu ertelemeden hemen ara, korkunun ecele faydası yok derler ya, aynen öyle. Temiz bir operasyon, belki birkaç gün sürecek hafif bir hassasiyet ve ardından gelen o muazzam rahatlama hissi... Dünyanın en güzel şeyi, ağrısız bir sabaha uyanıp rahatça bir bardak soğuk su içebilmekmiş meğer, insan kaybedince anlıyor.
Vallahi billahi o zonklama başlayana kadar çoğumuz diş hekiminin koltuğunu dünyanın en karanlık yeri zannederiz. Oysa asıl karanlık, o iltihap çene kemiğine doğru gizli gizli yol alırken senin evde karanfil yağıyla, ağrı kesicilerle zaman kazanmaya çalışmandır. Hekim o koltuğa oturduğunda yapacağı ilk şey, o birikmiş cerahati, yani bir nevi biriken zehri oradan tahliye etmek olacaktır; kök kanal tedavisiyle mi olur, yoksa küçük bir kesiyle mi orası tamamen dişinin ne kadar direndiğine bağlı...
Sana bir dost tavsiyesi; yanağına sıcak havlu koyup o bölgeyi daha da azdırma, aksine soğuk bir kompresle o yangını biraz olsun yatıştırmaya çalış. Hani bazen insan kendi kendine "Acaba antibiyotik alsam geçer mi?" diye sorar ya, geçmez abi, sadece geçici bir süreliğine oradaki savaşı yavaşlatırsın. Çünkü apse dediğin meret, kaynağı yani o çürümüş diş özü temizlenmeden, o kök kanalları dezenfekte edilip içi doldurulmadan seni asla özgür bırakmaz.
Bazen de öyle bir noktaya gelir ki süreç, o dişi kurtarmak için ne kanal tedavisi yeter ne de başka bir sihirli dokunuş... Hekim gözlerinin içine bakar, o kaçınılmaz kararı verir ve sen o koltukta dişinin çekileceğini anlarsın; işte o an aslında bir bitiş değil, vücudunun derin bir nefes almasıdır. Çekim boşluğundan o iltihap tamamen temizlendiğinde, günlerdir çektiğin o uykusuz gecelerin, o baş ağrılarının bir anda uçup gittiğini fark edersin.
İltihap dediğin şey öyle kendi kendine sönüp gidecek bir sivilce değil ki çene kemiğinin içine yerleşmiş bir saatli bomba adeta... Eğer tedaviyi erteler, "Ağrım sızım geçti" diyerek randevularını sallarsan, o mikroplar kan yoluyla bütün vücuduna yayılmak için fırsat kollar. Yani iş sadece bir diş sızısı olmaktan çıkar, genel sağlığını tehdit eden devasa bir probleme dönüşebilir...
Sen şimdi en iyisi mi o randevu telefonunu ertelemeden hemen ara, korkunun ecele faydası yok derler ya, aynen öyle. Temiz bir operasyon, belki birkaç gün sürecek hafif bir hassasiyet ve ardından gelen o muazzam rahatlama hissi... Dünyanın en güzel şeyi, ağrısız bir sabaha uyanıp rahatça bir bardak soğuk su içebilmekmiş meğer, insan kaybedince anlıyor.