Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Kalabalık bir odaya giriyorsun ve birden bütün gözler sana çevriliyor gibi hissediyorsun değil mi? Sanki herkes senin atacağın bir sonraki yanlış adımı bekliyor. Aslında kimsenin umurunda değilsin abi, vallahi bak, herkes kendi derdinde.
Çekingenlik dediğimiz şey tam olarak bu; kendi zihninin yarattığı devasa bir hapishane. Kendi kendini izlemekten, attığın her adımı tartmaktan yorulmadın mı artık? İnsan sadece yaşamak istiyor bazen.
Bir köşede sessizce oturup hayatın akışını izlemek konforlu gelebilir. Ama o konfor alanı var ya... İnsanı diri diri gömen en tatlı yerdir orası.
Sözünü kesenlerin, seni görmezden gelenlerin arasında kaybolup gitmek kaderin değil. Sadece sesini biraz daha yükseltmen gerekiyor, hepsi bu. Bağır demiyorum, varlığını hissettir.
Kendini sürekli başkalarıyla kıyaslamaktan vazgeçtiğin gün işler değişecek. O çok rahat konuşan, ortamlarda fırtına gibi esen tipler var ya... Onlar da korkuyor aslında, sadece çaktırmıyorlar.
Rezil olmaktan korkuyorsun, çok normal. Ama inan bana, en fazla iki dakika konuşulur yaptığın o "büyük" hata. Sonra herkes akşam ne yiyeceğini düşünmeye başlar...
Adım atmak zorundasın, başka yolu yok bunun. İlk adımı atmadan yolun sonunu görmeyi beklemek biraz fazla iyimserlik olur. Git ve o hiç tanımadığın insanla havadan sudan konuş mesela. Ne kaybedebilirsin ki?
Göz temasını kaçırmak, o an oradan yok olmak istemek... Çok iyi bildiğim duygular bunlar. Ama gözlerinin içine bakmadığın birine asla kendini kanıtlayamazsın.
Bırak düşünmeyi artık. Düşündükçe büyüyor o korku, devleşiyor içinde. Harekete geçmek, zihnindeki o karanlık senaryoları yırtıp atmanın tek çaresi.
Bazen sadece derin bir nefes alıp "Ne olacaksa olsun" demek gerekir. Dünyanın sonu gelmiyor vallahi billahi, denendi ve onaylandı.
Kendine karşı bu kadar acımasız olmayı bıraktığında, yani o içindeki gardiyanı susturduğunda, çekingenlik de usulca terk edecek seni. Kendine biraz şans tanı...
Çekingenlik dediğimiz şey tam olarak bu; kendi zihninin yarattığı devasa bir hapishane. Kendi kendini izlemekten, attığın her adımı tartmaktan yorulmadın mı artık? İnsan sadece yaşamak istiyor bazen.
Bir köşede sessizce oturup hayatın akışını izlemek konforlu gelebilir. Ama o konfor alanı var ya... İnsanı diri diri gömen en tatlı yerdir orası.
Sözünü kesenlerin, seni görmezden gelenlerin arasında kaybolup gitmek kaderin değil. Sadece sesini biraz daha yükseltmen gerekiyor, hepsi bu. Bağır demiyorum, varlığını hissettir.
Kendini sürekli başkalarıyla kıyaslamaktan vazgeçtiğin gün işler değişecek. O çok rahat konuşan, ortamlarda fırtına gibi esen tipler var ya... Onlar da korkuyor aslında, sadece çaktırmıyorlar.
Rezil olmaktan korkuyorsun, çok normal. Ama inan bana, en fazla iki dakika konuşulur yaptığın o "büyük" hata. Sonra herkes akşam ne yiyeceğini düşünmeye başlar...
Adım atmak zorundasın, başka yolu yok bunun. İlk adımı atmadan yolun sonunu görmeyi beklemek biraz fazla iyimserlik olur. Git ve o hiç tanımadığın insanla havadan sudan konuş mesela. Ne kaybedebilirsin ki?
Göz temasını kaçırmak, o an oradan yok olmak istemek... Çok iyi bildiğim duygular bunlar. Ama gözlerinin içine bakmadığın birine asla kendini kanıtlayamazsın.
Bırak düşünmeyi artık. Düşündükçe büyüyor o korku, devleşiyor içinde. Harekete geçmek, zihnindeki o karanlık senaryoları yırtıp atmanın tek çaresi.
Bazen sadece derin bir nefes alıp "Ne olacaksa olsun" demek gerekir. Dünyanın sonu gelmiyor vallahi billahi, denendi ve onaylandı.
Kendine karşı bu kadar acımasız olmayı bıraktığında, yani o içindeki gardiyanı susturduğunda, çekingenlik de usulca terk edecek seni. Kendine biraz şans tanı...