Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
O beyaz zarfın masanın üzerinde duruşu vardır ya hani... İnsanın içi bir tuhaf olur, elin gitmez bir türlü. Sadece bir parça kağıttır aslında ama dünyanın bütün ağırlığını o incecik liflerinde taşıyor gibidir vallahi. Bakarsın öylece uzaktan, sanki gözlerinle açacakmış gibi.
Zaman dediğin şey her zaman aynı hızla akmıyor abi, bunu en çok o koridorlarda anlıyor insan. Bazen saniyeler birer saat gibi uzuyor, bazen de koca bir gün su gibi akıp gidiveriyor işte. Beklemek... Kelimelerin en ağırı belki de bu ara senin için. Bir bilsen içimden geçenleri, o sessiz bekleyişlerin insanı nasıl olgunlaştırdığını, nasıl sakinleştirdiğini zamanla.
Doktorun odasına giden o koridor ne kadar uzun gelmiştir şimdi gözüne? Adımlarını sayarsın, duvarın boyasına bakarsın, yerdeki karoların çizgilerine basmamaya çalışırsın çocuk gibi... Ne garip sığınaklar buluyoruz kendimize zihnimiz sıkışınca. İnsan ruhu işte, en dar alanda bile kendine nefes alacak bir aralık arıyor her zaman.
Yazılan o latince terimler, karmaşık tıbbi kelimeler, sayılar... Hiçbiri seni tanımlamaya yetmez ki zaten. Onlar sadece bedenimizin küçük bir haritası, yoldaki bir iki ufak işaret levhası belki de. Korkma hemen o yabancı sözcüklerden, inan hepsi çözülür, hepsi bir şekilde yoluna girer. Kendini o harflerin labirentinde kaybetme sakın derim.
Bir fincan çay demle şimdi kendine, içine biraz karanfil at, kokusu odayı sarsın iyice. Şöyle derin bir nefes çek içine, ciğerlerin bayram etsin. Bazen sadece durmak gerekir biliyor musun, hiçbir şey düşünmeden, sadece var olduğunu hissederek... Ne olacaksa olsun, sen şu an buradasın ya, en güzeli bu.
Sonuçlar ne söylerse söylesin, hayat kendi ritminde akmaya devam edecek, o nehir yatağını her türlü bulacak bir şekilde. Hem ne demişler, her gecenin bir sabahı... Neyse, sen yine de içini ferah tut, her şey çok güzel olacak, gör bak.
Zaman dediğin şey her zaman aynı hızla akmıyor abi, bunu en çok o koridorlarda anlıyor insan. Bazen saniyeler birer saat gibi uzuyor, bazen de koca bir gün su gibi akıp gidiveriyor işte. Beklemek... Kelimelerin en ağırı belki de bu ara senin için. Bir bilsen içimden geçenleri, o sessiz bekleyişlerin insanı nasıl olgunlaştırdığını, nasıl sakinleştirdiğini zamanla.
Doktorun odasına giden o koridor ne kadar uzun gelmiştir şimdi gözüne? Adımlarını sayarsın, duvarın boyasına bakarsın, yerdeki karoların çizgilerine basmamaya çalışırsın çocuk gibi... Ne garip sığınaklar buluyoruz kendimize zihnimiz sıkışınca. İnsan ruhu işte, en dar alanda bile kendine nefes alacak bir aralık arıyor her zaman.
Yazılan o latince terimler, karmaşık tıbbi kelimeler, sayılar... Hiçbiri seni tanımlamaya yetmez ki zaten. Onlar sadece bedenimizin küçük bir haritası, yoldaki bir iki ufak işaret levhası belki de. Korkma hemen o yabancı sözcüklerden, inan hepsi çözülür, hepsi bir şekilde yoluna girer. Kendini o harflerin labirentinde kaybetme sakın derim.
Bir fincan çay demle şimdi kendine, içine biraz karanfil at, kokusu odayı sarsın iyice. Şöyle derin bir nefes çek içine, ciğerlerin bayram etsin. Bazen sadece durmak gerekir biliyor musun, hiçbir şey düşünmeden, sadece var olduğunu hissederek... Ne olacaksa olsun, sen şu an buradasın ya, en güzeli bu.
Sonuçlar ne söylerse söylesin, hayat kendi ritminde akmaya devam edecek, o nehir yatağını her türlü bulacak bir şekilde. Hem ne demişler, her gecenin bir sabahı... Neyse, sen yine de içini ferah tut, her şey çok güzel olacak, gör bak.