Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Bişektomi dedikleri meret, aslında anatomik olarak corpus adiposum buccae yani dilimizdeki karşılığıyla yanak yağ pedinin, ağız içinden açılan minicik bir kesiyle tık diye çekip alınması operasyonudur. Hani şu aynada yüzünüzü sıkıp "ya burası niye böyle tombul duruyor" dediğiniz yer var ya, işte tam oradaki derin yağ dokusundan bahsediyorum; kasların arasındaki o kapsüllü yapı büzüştükçe elmacık kemikleri pat diye öne çıkıveriyor. Fakat işin teknik kısmına bakarsanız, o Bichat yağ pedinin üst şakak bölgesine kadar uzanan dalları olduğunu görürsünüz, yani öyle rastgele her önüne gelen yağı çekip alamazsınız. Bir de milimetrik bir cerrahi hassasiyet şart, yoksa Stensen kanalı dediğimiz tükürük bezinin ana yolunu zedelersiniz ki... Mazallah, sonra toparlaması tam bir kabusa döner.
Hollywood yıldızlarının o keskin, gölgeli yüz hatlarına özenip bıçak altına yatmadan önce bu anatomik gerçeği iyice bir idrak etmek lazım vallahi. Yaş ilerledikçe yüzdeki kolajen dokusu zaten kendiliğinden eriyip aşağı doğru sarkma meylindedir, bilmem anlatabildim mi; yani bugün o tombul duran yanaklar 40'lı yaşlara geldiğinizde size altın değerinde bir hacim kazandırabilir. Lokal anestezi altında yaklaşık 30-45 dakika süren bu işlemde ameliyat izi tamamen ağız içinde kaldığı için dışarıdan bakan kimse bir şey anlamaz. Ama ne oluyor biliyor musunuz, yaşlanma süreci devreye girdiğinde o bölgedeki çöküklük iyice derinleşip insanı bir anda olduğundan çok daha yorgun ve avurtları çökmüş gösterebiliyor. Bazen aynadaki o keskin hat arzusu, birkaç yıl sonra "ben ne yaptım ya" pişmanlığına dönüşebiliyor işte...
İşin biyomekanik tarafına indiğimizde, buccinator kasının hemen üzerinde konumlanan bu yağ dokusunun aslında çiğneme fonksiyonu sırasında kaslar arası sürtünmeyi azaltan bir tür yağlayıcı ped görevi gördüğünü unutmamak gerek. Ağız içinden mukozaya atılan 1 santimlik o küçük kesiden girilip künt diseksiyonla yağ kapsülüne ulaşıldığında, cerrahın eli bir kuyumcu gibi hassas olmalı. Neden dOptional çünkü facial sinirin buccal dalları tam da bu yağ pedinin anatomik komşuluğundan geçer, en ufak bir dikkatsizlikte yüzde geçici veya kalıcı simetri kayıpları oluşabilir abi, şakası yok. Bazen hastalar "azıcık daha alın" diye tutturur ama o dokunun en fazla yüzde 60-70'lik kısmı çıkarılmalıdır, fazlası doku mimarisini tamamen çökertir.
İyileşme protokolü dışarıdan bakıldığında çok basit gibi durur, ağız içinde emilen dikişler vardır, ertesi gün işe dönebilirsiniz falan filan... Ama o kadar basit değil işte; ameliyat sonrası ilk 72 saat uygulanan baskılı bandaj ve buz kompresi, doku içi hematom riskini sıfırlamak için hayati önem taşır. Ağız florası bakteriye son derece açık bir ortam olduğundan klorheksidinli gargara kullanımını bir saat bile aksatmamanız gerekir, yoksa o minik kesi bir anda enfeksiyon yuvasına dönüşebilir. Ödemin tamamen dağılması ve o hayal edilen gölgeli elmacık hattının netleşmesi anatomik olarak en az 3 ila 6 ayı bulur, öyle ertesi gün "Hollywood yanağımla uyandım" olayı koca bir şehir efsanesi anlayacağınız.
Peki kimler gerçekten bu prosedür için biçilmiş kaftan? Yüz kitle indeksi normal sınırlar içinde olan ama kare veya yuvarlak yüz tipine sahip, genetik olarak buccal yağ pedi hipertrofisi taşıyan kişilerde sonuçlar cidden muazzam oluyor. Fakat cilt elastikiyeti zayıflamış, çene kemiği yapısı geride olan veya halihazırda zayıf olan kişilere bu işlemi yaptırmak... Ne bileyim, adeta kendi bacağına sıkmak gibi bir şey. İşinde ehil bir cerrah zaten sizi muayene eder etmez "sana bu gitmez kardeş" deyip kapıdan geri çevirmesini bilmelidir, çünkü estetik sadece doku çıkarmak değil, yüzün altın oranını koruma sanatıdır.
Lazerle veya radyofrekansla yanak inceltme gibi ameliyatsız alternatifler piyasada dolaşıyor ama anatomik olarak derin plana nüfuz edemez bu cihazlar, yani o kapsüllü yağı kalıcı olarak eritemezler. Bipolar koterle kesi yerinin kanama kontrolü yapılıp emilebilir suturlarla kapatılmasıyla biten bişektomi, cerrahi olarak geri dönüşü olmayan radikal bir hamledir. Çıkarılan o yağ dokusunu geri yerine koymak hemen hemen imkansızdır, ileride ancak sentetik dolgularla veya yağ enjeksiyonlarıyla o çöküklüğü kamufle etmeye çalışırsınız ki o da orijinalinin yerini asla tutmaz. Bu yüzden o anlık hevesle karar vermeden önce iki kere değil, beş kere düşünmek lazım billahi.
Hollywood yıldızlarının o keskin, gölgeli yüz hatlarına özenip bıçak altına yatmadan önce bu anatomik gerçeği iyice bir idrak etmek lazım vallahi. Yaş ilerledikçe yüzdeki kolajen dokusu zaten kendiliğinden eriyip aşağı doğru sarkma meylindedir, bilmem anlatabildim mi; yani bugün o tombul duran yanaklar 40'lı yaşlara geldiğinizde size altın değerinde bir hacim kazandırabilir. Lokal anestezi altında yaklaşık 30-45 dakika süren bu işlemde ameliyat izi tamamen ağız içinde kaldığı için dışarıdan bakan kimse bir şey anlamaz. Ama ne oluyor biliyor musunuz, yaşlanma süreci devreye girdiğinde o bölgedeki çöküklük iyice derinleşip insanı bir anda olduğundan çok daha yorgun ve avurtları çökmüş gösterebiliyor. Bazen aynadaki o keskin hat arzusu, birkaç yıl sonra "ben ne yaptım ya" pişmanlığına dönüşebiliyor işte...
İşin biyomekanik tarafına indiğimizde, buccinator kasının hemen üzerinde konumlanan bu yağ dokusunun aslında çiğneme fonksiyonu sırasında kaslar arası sürtünmeyi azaltan bir tür yağlayıcı ped görevi gördüğünü unutmamak gerek. Ağız içinden mukozaya atılan 1 santimlik o küçük kesiden girilip künt diseksiyonla yağ kapsülüne ulaşıldığında, cerrahın eli bir kuyumcu gibi hassas olmalı. Neden dOptional çünkü facial sinirin buccal dalları tam da bu yağ pedinin anatomik komşuluğundan geçer, en ufak bir dikkatsizlikte yüzde geçici veya kalıcı simetri kayıpları oluşabilir abi, şakası yok. Bazen hastalar "azıcık daha alın" diye tutturur ama o dokunun en fazla yüzde 60-70'lik kısmı çıkarılmalıdır, fazlası doku mimarisini tamamen çökertir.
İyileşme protokolü dışarıdan bakıldığında çok basit gibi durur, ağız içinde emilen dikişler vardır, ertesi gün işe dönebilirsiniz falan filan... Ama o kadar basit değil işte; ameliyat sonrası ilk 72 saat uygulanan baskılı bandaj ve buz kompresi, doku içi hematom riskini sıfırlamak için hayati önem taşır. Ağız florası bakteriye son derece açık bir ortam olduğundan klorheksidinli gargara kullanımını bir saat bile aksatmamanız gerekir, yoksa o minik kesi bir anda enfeksiyon yuvasına dönüşebilir. Ödemin tamamen dağılması ve o hayal edilen gölgeli elmacık hattının netleşmesi anatomik olarak en az 3 ila 6 ayı bulur, öyle ertesi gün "Hollywood yanağımla uyandım" olayı koca bir şehir efsanesi anlayacağınız.
Peki kimler gerçekten bu prosedür için biçilmiş kaftan? Yüz kitle indeksi normal sınırlar içinde olan ama kare veya yuvarlak yüz tipine sahip, genetik olarak buccal yağ pedi hipertrofisi taşıyan kişilerde sonuçlar cidden muazzam oluyor. Fakat cilt elastikiyeti zayıflamış, çene kemiği yapısı geride olan veya halihazırda zayıf olan kişilere bu işlemi yaptırmak... Ne bileyim, adeta kendi bacağına sıkmak gibi bir şey. İşinde ehil bir cerrah zaten sizi muayene eder etmez "sana bu gitmez kardeş" deyip kapıdan geri çevirmesini bilmelidir, çünkü estetik sadece doku çıkarmak değil, yüzün altın oranını koruma sanatıdır.
Lazerle veya radyofrekansla yanak inceltme gibi ameliyatsız alternatifler piyasada dolaşıyor ama anatomik olarak derin plana nüfuz edemez bu cihazlar, yani o kapsüllü yağı kalıcı olarak eritemezler. Bipolar koterle kesi yerinin kanama kontrolü yapılıp emilebilir suturlarla kapatılmasıyla biten bişektomi, cerrahi olarak geri dönüşü olmayan radikal bir hamledir. Çıkarılan o yağ dokusunu geri yerine koymak hemen hemen imkansızdır, ileride ancak sentetik dolgularla veya yağ enjeksiyonlarıyla o çöküklüğü kamufle etmeye çalışırsınız ki o da orijinalinin yerini asla tutmaz. Bu yüzden o anlık hevesle karar vermeden önce iki kere değil, beş kere düşünmek lazım billahi.