Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Antalya dendiğinde hepimizin aklına önce o uçsuz bucaksız masmavi deniz, her şey dahil oteller ve yaz güneşi geliyor değil mi? Ama işin rengi çoktan değişti, şehir artık sadece bir tatil cenneti olmaktan çıkıp küresel bir şifa merkezine dönüştü. Vallahi billahi, son yıllarda pasaportunu kapıp buraya sadece diş yaptırmaya ya da saç ektirmeye gelenlerin sayısı otelleri dolduran turistlerle yarışır hale geldi. Bu durum tesadüf eseri ortaya çıkmadı elbet; arkasında ciddi bir planlama, devasa hastane yatırımları ve elbette o bildiğimiz Akdeniz misafirperverliği yatıyor.
Peki, bir insan neden binlerce kilometre uzaktan gelip de sağlığını bu şehre emanet etsin? Cevap aslında çok basit: Hem bütçe dostu hem de dünya standartlarında bir hizmeti aynı pakette sunabilmek her ülkenin harcı değil abi ya... Avrupa'daki fahiş tedavi maliyetleriyle karşılaştırınca, Türkiye'de hem beş yıldızlı otel konforunda dinlenip hem de cebinizden neredeyse yarı yarıya daha az para çıkararak ameliyat olabiliyorsunuz. Üstelik burada ameliyat masasından kalktığınız gün, pencereden dışarı baktığınızda içinizi ısıtan bir güneş ve limon ağaçları sizi karşılıyor ki bu bile başlı başına bir rehabilitasyon süreci sunuyor insana.
Hekim kalitesi konusuna ise ayrı bir parantez açmak gerekiyor, çünkü buradaki cerrahların ve uzmanların el pratikliği gerçekten çok başka bir seviyede. Yıllardır binlerce farklı vaka görmüş, uluslararası literatürü yalayıp yutmuş hekimlerden bahsediyoruz; yani öyle dünkü çocuk değiller... Hani derler ya, işin pirine denk gelmek hayatta büyük bir şanstır diye, işte Antalya bu konuda hastasına o güveni ilk muayeneden itibaren fazlasıyla hissettiriyor. Eğitim kalitesinin ve pratik tecrübenin bu kadar yüksek olduğu bir coğrafyada, operasyonların başarı oranının tavan yapması da kaçınılmaz bir gerçek haline geliyor tabii.
Gözünüzü korkutmasın o hastane kokusu ya da tedavi süreçlerinin o soğuk, gri yüzü... Antalya’da tedavi süreci, havaalanına adım attığınız an başlayan ve özel VIP transferlerle devam eden, adeta kişiye özel tasarlanmış lüks bir serüven gibi organize ediliyor. Bir yanda modern kliniklerin sunduğu teknolojik imkanlar, diğer yanda ise tedavinizin hemen ardından kendinizi şımartabileceğiniz o muazzam Akdeniz doğası... İnsan bazen gerçekten hastaneye mi geldiğini yoksa hayatının en huzurlu arınma tatilinde mi olduğunu karıştırıyor...
Yabancı bir ülkede, hiç bilmediğiniz bir dilde derdinizi anlatmaya çalışmanın ne kadar büyük bir stres kaynağı olduğunu tahmin edebiliyorum. Ama şehirdeki koordinasyon merkezleri bu sorunu o kadar profesyonelce çözmüş ki, yanınızdaki tercüman adeta sizin gölgeniz gibi her an, her saniye yanınızda bitiveriyor. Kendi dilinizde espri yapabildiğiniz, doktorun her söylediğini anında ve eksiksiz anlayabildiğiniz bir ortamda o ameliyat öncesi korkulardan eser kalmıyor... Ne bir iletişim kopukluğu ne de havada kalan belirsiz sorular...
İklimin insan psikolojisi ve fiziksel iyileşme üzerindeki o mucizevi etkisini asla hafife almamak lazım. Özellikle kemik, eklem rahatsızlıkları ya da ağır cerrahi müdahaleler sonrası o nemli ama ılık Akdeniz havasının yaraları ne kadar hızlı kapattığına inanmakta güçlük çekebilirsiniz bazen. İliklerinize kadar işleyen o temiz oksijen ve her mevsim parıldayan güneş, vücudun savunma mekanizmasını adeta yeniden programlıyor. Hatta sadece bu doğal terapi ortamı için bile dünyanın öbür ucundan yollara düşmeye değer diye düşünüyorum.
Peki, bir insan neden binlerce kilometre uzaktan gelip de sağlığını bu şehre emanet etsin? Cevap aslında çok basit: Hem bütçe dostu hem de dünya standartlarında bir hizmeti aynı pakette sunabilmek her ülkenin harcı değil abi ya... Avrupa'daki fahiş tedavi maliyetleriyle karşılaştırınca, Türkiye'de hem beş yıldızlı otel konforunda dinlenip hem de cebinizden neredeyse yarı yarıya daha az para çıkararak ameliyat olabiliyorsunuz. Üstelik burada ameliyat masasından kalktığınız gün, pencereden dışarı baktığınızda içinizi ısıtan bir güneş ve limon ağaçları sizi karşılıyor ki bu bile başlı başına bir rehabilitasyon süreci sunuyor insana.
Hekim kalitesi konusuna ise ayrı bir parantez açmak gerekiyor, çünkü buradaki cerrahların ve uzmanların el pratikliği gerçekten çok başka bir seviyede. Yıllardır binlerce farklı vaka görmüş, uluslararası literatürü yalayıp yutmuş hekimlerden bahsediyoruz; yani öyle dünkü çocuk değiller... Hani derler ya, işin pirine denk gelmek hayatta büyük bir şanstır diye, işte Antalya bu konuda hastasına o güveni ilk muayeneden itibaren fazlasıyla hissettiriyor. Eğitim kalitesinin ve pratik tecrübenin bu kadar yüksek olduğu bir coğrafyada, operasyonların başarı oranının tavan yapması da kaçınılmaz bir gerçek haline geliyor tabii.
Gözünüzü korkutmasın o hastane kokusu ya da tedavi süreçlerinin o soğuk, gri yüzü... Antalya’da tedavi süreci, havaalanına adım attığınız an başlayan ve özel VIP transferlerle devam eden, adeta kişiye özel tasarlanmış lüks bir serüven gibi organize ediliyor. Bir yanda modern kliniklerin sunduğu teknolojik imkanlar, diğer yanda ise tedavinizin hemen ardından kendinizi şımartabileceğiniz o muazzam Akdeniz doğası... İnsan bazen gerçekten hastaneye mi geldiğini yoksa hayatının en huzurlu arınma tatilinde mi olduğunu karıştırıyor...
Yabancı bir ülkede, hiç bilmediğiniz bir dilde derdinizi anlatmaya çalışmanın ne kadar büyük bir stres kaynağı olduğunu tahmin edebiliyorum. Ama şehirdeki koordinasyon merkezleri bu sorunu o kadar profesyonelce çözmüş ki, yanınızdaki tercüman adeta sizin gölgeniz gibi her an, her saniye yanınızda bitiveriyor. Kendi dilinizde espri yapabildiğiniz, doktorun her söylediğini anında ve eksiksiz anlayabildiğiniz bir ortamda o ameliyat öncesi korkulardan eser kalmıyor... Ne bir iletişim kopukluğu ne de havada kalan belirsiz sorular...
İklimin insan psikolojisi ve fiziksel iyileşme üzerindeki o mucizevi etkisini asla hafife almamak lazım. Özellikle kemik, eklem rahatsızlıkları ya da ağır cerrahi müdahaleler sonrası o nemli ama ılık Akdeniz havasının yaraları ne kadar hızlı kapattığına inanmakta güçlük çekebilirsiniz bazen. İliklerinize kadar işleyen o temiz oksijen ve her mevsim parıldayan güneş, vücudun savunma mekanizmasını adeta yeniden programlıyor. Hatta sadece bu doğal terapi ortamı için bile dünyanın öbür ucundan yollara düşmeye değer diye düşünüyorum.